Sayfa yolu
Kozinoğlu dosyası, iktidar içi çatışma, tıkanan 'çözüm süreci', Yemen'de sıcak çatışma: 'Ülke sürükleniyor'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 21.09.2026 , 23:39
soL TV'de MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin başlatılan soruşturma ve Kurtlar Vadisi tartışmaları üzerinden "Diziler toplum mühendisliğinin parçası mı? Kozinoğlu dosyası 'çözüm süreci' için mi açıldı? Kurtlar Vadisi'nden yeni sürüm Ergenekon çıkar mı?" soruları masaya yatırıldı.
Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, gazeteci İrem Yıldırım'ın sorularını yanıtladı.
"Kurtlar Vadisi" için "Türkiye gibi bir yerde 6 yıl önceden darbenin tarihi belli olamaz" diyerek, diziye ilişkin konuşulanların bir bölümünün spekülasyonlardan ibaret olduğuna dikkat çekti.
"Dizi iktidar bloku içindeki kapışmaları anlatıyor ve fazlasıyla somut. Kurtlar Vadisi'nin ilk bölümlerinde de gerçek olaylara ve mafya gruplarına göndermeler, güzellemeler vardı. 'İlk bölümü ulusalcı sonrası Fethullahçı'ydı' benzetmesi doğru değil. Zaten dizi camiamız mesaj üzerine kurulu. Kurtlar Vadisi bunu çok açıktan yaptı. Dönemin egemen güçleri ya da konum elde etmeye çalışan taraflar bu dizileri kullanıyor. Bu ana akım dizilerin hiçbiri masum değil" dedi.
İktidarın sansür kararı sonrası açtığımız yeni X hesabımızı https://x.com/soLPortal2026 adresinden takip edebilirsiniz. Bu saldırılara boyun eğmeyeceğiz. Yanımızda olmak, desteğinizi sunmak için soL'a abone olun.
Okuyan şöyle devam etti:
Mevcut sistemin sınıf karakterini örtmek açısından bu dizilerde bilinçli bir çaba var. Son sözü hiçbir zaman 'iş adamları' söyleyemez. Katmanlar halinde yeraltına inen bir devlet ve uluslararası bir örgüt bir 'konsey' gibi vardır. Zengindirler ama sınıfsal karakteri örtülmüştür. Sınıfın ötesinde olgular olarak yansıtılmıştır. Bu bilinçlidir.
Bu dizilerin hepsi sözünü ettiğim katmanlar nedeniyle, tüm topluma 'sen hiçsin' izlenimi veriyor. Bu dünyada işçilere, direnişlere yer yoktur. Komplolar, bilinmezlikler vardır. Bir kere en başta bunun sorgulanması gerekiyor. Derin devlet yoktur demiyorum tabii. Ama Türkiye siyaseti, aydınlar bunu aldılar mı, aldılar. Bu anlatı çok tehlikeli ve Türkiye'nin düşün hayatına egemen oldu.
'Türkiye'de dizi üretimleri son derece siyasi, ideolojik kararların ürünü olarak ortaya çıkıyor'
Söz konusu dizilerdeki göstermelik Amerikan karşıtlığıyla ilgili soru üzerine TRT'de yayınlanan "Teşkilat" dizisini örnek gösteren ve MİT'le işbirliği ile çekildiğinin altını çizen Okuyan, "Bazı bölümlerde resmen İsrail'le savaşıyoruz. Ama pek bilinmez, ilk bölümünden sonra dizi İsrail'e pazarlandı" diye konuştu.
"Muhteşem Yüzyıl" gibi dönem dizilerini anımsatan ve çok sayıda dizinin yurtdışına pazarlandığını vurgulayan Okuyan, "Bu dizilerde masumiyet falan aranmaz" dedi. Cumhuriyet ve Kurtuluş Savaşı'nı anlatan dizi sayısının da çok az olduğuna dikkat çekti ve ekledi:
Bu piyasayla devletin ortak politikasıdır. Osmanlıcı bir stratejidir. 'Teşkilat' gibi diziler de ülkenin 'soft' değil, 'sert' gücünü gösteren diziler yapılmak isteniyor. Bunların tek örneği Kurtlar Vadisi değil yani. Türkiye'de dizi üretimleri son derece siyasi, ideolojik kararların ürünü olarak ortaya çıkıyor. 'Bizimkiler', 'Süper Baba' gibi sıradan insanların hayatını anlatan, hepimizin özlediği diziler yok artık...
"Behzat Ç." dizisini de örnek gösteren Okuyan, dizideki ana karakterin şiddet seven, küfürbaz, çok içki içen ve lümpen olmasına rağmen "adalet duygusu gelişkin" bir amir olması nedeniyle zamanında doğrudan solculara hitap ettiğini belirtti. Şunları söyledi:
Derin devlet, mafya işin içerisine girdi. Nasıl girdi bilmiyorum, ilgilenmiyorum ama Türkiye'de mesela kadın meselesine duyarlı çevreler bile Behzat Ç.'yi beğendi. 'Sevimli' bir cinayet amirinden, 'sevimli' kontrgerilla şefine, 'Memduh Başkan'a evrildik. Buna ilişkin direnç de linç yedi. Behzat Ç. projesinin toplamı, daha önce anlattığım tablonun seküler ve solcu tarafa empoze edilmesidir.
Bugün de çok önemli bir meselenin dizi üzerinden tartışılması, kitlenmenin boyutunu gösteriyor. Bu soruşturmayı bu dizi üzerinden ele almak kadar saçma bir şey olamaz.
'Fethullahçılar ve Ergenekoncular' öyküsü: 'Görüntüler üzerinden yakaladık faili denilemez ama kanıtlanırsa şaşırmam'
Kozinoğlu soruşturmasını da değerlendiren TKP Genel Sekreteri şöyle konuştu:
"Uzun süren bütün çatışmalar çürütür. Her iki taraf da kendisi içerisinde hukuksuz, dinlemeyen taraflar olduğunu söylüyor. Bu çaptaki çatışmaların ekonomisi vardır, birileri iktidar sahibi olur, zengin olur. Savaşların olasılık olmaktan çıktığı yerde, silahlı bürokrasinin önemi azalır. O yüzden de Türkiye'de 80'lerde 90'larda görev yapan tanımadığımız kimseye kefil olamayız.
Ortada 'Fethullahçılar ve Ergenekoncular var ve zaman zaman işbirliği yapmışlar' öyküsü var. Bu öykü iktidarın bir kanadı için mükemmel bir öykü. Bir taşla iki kuş. Ama belli ki, iktidar içerisinde bu öyküden hoşlanmayan unsurlar da var. Her yerde, 'fon' meselesinde, 'çözüm süreci'nde sürmekte olan kavga orada da var.
Ancak başka bir şey var. Biz 'FETÖ' diye kodlanan yapının, bilindik bir örgütlenme olmadığını, sistemin kendisi olduğunu ve o sistemden o yapının örgütsel kısmının çıkarıldığını defalarca anlattık. Bu sorunu çözmek için kripto 'FETÖ'cü gibi kodlar geliştirdiler ama mesele öyle değil. Ekonomide, güvenlik bürokrasisinde, yargının bir bölümünde, akademide hakim tondu. Zihniyetti.
Emek-sermaye çelişkisi neden sadeleştirir diyoruz, patron ve işçi var orada. Burada ise sisteme egemen güçler ve çekişmelerden bahsediyoruz. O çekişme akçeli. Kişisel husumetler, uluslararası bağlantılar gibi üst üste binmiş farklı mekanizmalar yürüyor. Fethullahçılık da sistemin hakim ideolojik ve siyasi yapısı. Örgütsel değil. Fethullahçılığı örgütsel bir yapı olarak tasarlayan her şey yanlış ve karartmadır.
Ulusalcılar-Fethullahçılar ayrımı yok ki. Vatansever unsurları ayırıyorum, Türkiye'deki ulusalcı küme ile liberal Amerikancı küme arasında Çin Seddi yok. Çok büyük bölümü piyasa ekonomisini savunuyor, NATO'cu. Yani bu görüntüler ve dizi üzerinden 'yakaladık faili' denilemez, ikna edici gözükmüyor. Ama bu kanıtlanırsa şaşırır mıyım, hayır."
Bilal Erdoğan-Hakan Fidan çekişmesi: 'Etrafında tartışma dönen Fidan hamle yapıyor'
"90'lı yılların çürütücülüğü içerisinde sivrilen kadroların o çürümenin bir parçası olmaması mümkün olabilir mi?" diye soran Okuyan, her şeyin iç içe geçtiğini "çözüm süreci"nin de tıkandığını kaydetti.
Kozinoğlu soruşturmasının başlatılması için neden bu tarihin seçildiğine ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:
"Bir kere Hakan Fidan faktörü var. Fidan birden fazla nedenle birkaç gündür Türkiye'nin gündeminde. Bir tanesi bu olay. Diğeri çok önemli bir söz söyledi, 'silah bırakmadılar' dedi. Bu Cemil Bayık'ın son açıklamalarıyla da uyuyor. Üçüncü ise 'Savaşa gidiyoruz' dedi.
Zaten Dışişleri Bakanı'nın önemli bir görevi var. Suriye süreci gibi bazı dönemlerde önemli rolleri de oldu. 'Çözüm süreci'nde ise öne çıkmak istemedi.
Öte yandan Bilal Erdoğan'la arasında AKP'nin geleceği üzerinden bir çekişme olduğu ve bir sürü operasyonun bu çekişmeyle ilgili olduğu söyleniyor. Şimdi tekrar Fidan etrafında tartışma var üstelik Fidan hamle de yapıyor ve çekilmiyor. Tabii ki rastlantı olamaz.
'İçinden geçtiğimiz hafta iktidar cenahındaki mücadele sertleşti'
Bir diğer boyutu ise 'çözüm süreci' ile bağı. Fethullahçılar iddiaya göre şimdilik sistemin dışındalar. 'Çözüm süreci' var, devlet içerisinde bu süreci istemeyenler var. Eskiden bunlar 'Ergenekoncu' diye kodlanıyordu. Şimdi Öcalan doğrudan kimi örgüt yöneticilerini de eleştirdi. Dolayısıyla kodlandığı haliyle Ergenekoncularla Fethullahçıları aynı fotoğrafın içerisine sokarlarsa bu 'çözüm süreci'yle ilgili anlatı bayağı kuvvetlenir. 'Bu savaşı isteyenler vardı' denir.
Ergenekon bütünüyle palavraydı, peşinde giden bir sürü de solcu, aydın oldu. Ama Türkiye 90'ları yaşadı. Türkiye'de çatışmaların sürmesini isteyen, faili meçhullere imza atan sayısız görevli var. Bu bir devlet politikasıydı. Ergenekon'un uydurma olması 80'lerde-90'larda yaşananları unutturmuyor. Bu 'Kozinoğlu'nu birlikte öldürdüler' öyküsü sevildi. Bunun amacı var. Bu yerleştirilebilirse, 'çözüm süreci'ne ilişkin bir pozisyon elde etmiş olacaklar. Ancak blok halinde iktidar medyası bu öyküyü yazamıyor. İçinden geçtiğimiz hafta iktidar cenahındaki mücadele sertleşti. Fonlarla ilgili mesele çok garip bir yere doğru gitti.
'TKP'nin sözü çok net; doğrultuyu tartışalım'
İlk 'çözüm süreci'nde de şimdikinde de şunu söyledik; bu sürecin doğrultusu yanlış. Çatışmaların bitmesini kim istemez ama bu doğrultu ve yöntemler bu işi keskinleştirir demiştik ilkinde oldu. Şimdi de uyardık. Bu sürecin doğrultusu felaket ama Türkiye öyle bir hale geldi ki, kesintiye uğraması da çok kötü. Başka bir çözüm var ama bu düzlemden çıkılması lazım.
TKP'nin sözü çok net; doğrultuyu tartışalım. Son derece tehlikeli bir dünyada sevgili ülkemizin altındaki toprağın kaybolması olasılığı ortaya çıktı. Bunu farklı şekillerde ifade ettik. Burada toplumsal algı meselenin özünden uzaklaşmış durumda."
'Koskoca bir ülke bu kadar kolay bir çatışmanın içerisine sokulur mu? Ya biliyorlardı ya tuzağa düşürüldüler...'
AKP iktidarının Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki çatışmalara "Mekke Anlaşması" üzerinden müdahil olma hazırlığına ilişkin gelişmeler de masada kısaca konuşuldu. Kemal Okuyan şu değerlendirmeyi yaptı:
"Yemen'de Türkiye bir çatışmanın tarafı olacak. Ne olduğunu bilmediğimiz bir anlaşma. Mekke Anlaşması, güzel Meclis'e geldi mi? Hayır. Detayı biliyor muyuz? Hayır. Tek bize empoze edilen 'NATO'nun 5. maddesine benzer bir şey var.' Ya böyle bir şey olabilir mi? Hangi ciddi hükümet bir gerilimden 2-3 ay önce böyle bir anlaşmaya imza atar? Ya biliyorlardı ya tuzağa düşürüldüler. Ama açıklasınlar, koskoca bir ülke bu kadar kolay bir çatışmanın içerisine sokulur mu? Yemen'de iç savaş var. Niye balıklama atlıyoruz?
Daha 2019'da Cumhurbaşkanı'nın yaptığı açıklamalar... Suudilere laf söylüyor, 'Yemen'i karıştırdınız' diye. Ne oldu bu süre içerisinde? Kime göre biz düşman tanımı yapıyoruz? Bu kadar başıboş bir ülke olabilir mi? Neyle açıklayacaklar Yemen'e dönük bir müdahaleyi? Saldırıya uğramışmış Suudi Arabistan. İran saldırıya uğramadı mı? Ayrıca saldırıya uğrayan Suudi Arabistan değil.
Türkiye'de savaş konusunda yetkili kurum Meclis, daha doğrusu oradan geçmek zorunda. Kimse bunları konuşmuyor. Bu çok büyük bir acayiplik. Gerçekten sürükleniyor bu ülke.
'Yemen'le fon meselesini, Kozinoğlu soruşturmasını, yoksulluğu birbirine bağlayan tek şey sermaye egemenliği'
Bir sürü başlık var değil mi? Bu karmaşayı bir şekilde sadeleştirmek zorundasınız. Sadeleştirirken de gerçeklerden kopmamak zorundasınız. Bunu sağlayan elde tek bir anahtar var. Yemen'deki meseleyle fon meselesini, Kozinoğlu soruşturmasını, yoksulluğu birbirine bağlayan bir şey var: Sermaye egemenliği. Bu bakış bize büyük bir avantaj sağlıyor. Türkiye'de şimdi yönetenler de sürüklenmeye başlandı. Bu sürüklenme hali inanılmaz tehlikeli. İşler her zaman bizim emekçi halkımız için kötü gitti, kötü gidiyor.
Bu sistem zarar veriyor, nüfusun çok büyük bölümüne. Ama şu anda topyekün sürüklenmekte olan bir ülke görüntüsü veriyoruz. Burada toparlayıcı ve yapıcı unsur bu sürüklenmenin sorumlusu olan sermaye düzeniyle hiçbir çıkar ilişkisi olmayan toplumsal kesimlerdir.
Ne oldu tek adam rejimine? Bunu söyleyen kişiler iktidarın içerisindeki çatışmaları tatlı tatlı anlatıyorlar. Nasıl oluyor bu? Tek adam beş parça mı? Bu toplumu yanlışa, hareketsizliğe, sahte çözümlere yöneltmek için gerçekten de çok ilginç bir şekilde beyin yıkıyorlar.
Ortada çok açık bir gerçek var. Bütün dünyada kriz halinde olan bir toplumsal sistem artık kendi içerisindeki çelişkileri taşıyamıyor. İnsanlığa hiçbir şey veremeyen, vadedemeyen bir toplumsal sistem. Para girdiği her yeri bozar dedik. Dünyada çürümeyen bürokrasi var mı? Her yer çürük çarık. O yüzden meselelerin temeli eninde sonunda bu toplumsal sistemin sürdürülebilir olmaktan çıkması."
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.