Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

KİTAP | Hikmet Hükümenoğlu üzerine: Zamanın kafası karışık

Dilara İlbuğa Yıldırım, roman ve öykü yazarı Hikmet Hükümenoğlu'nun kitapları üzerine yazdı.

Dilara İlbuğa Yıldırım

Yayın Tarihi: 11.07.2022 , 09:53 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

“Hiç beklemediğin bir anda karşına çıkan akıl almaz güzellikler var bu dünyada. Tesadüfler hiç de öyle küçümsenecek şeyler değil.”

Tesadüflerle kurulu ilişkiler, olaylar hemen herkes için ilgi çekici ve özel olmuştur. Çok büyük bir şey olmasına gerek yok; yolda karşılaştığınız ve sohbetinden hoşlandığınız bir ilkokul arkadaşı bile insanı tebessüm ettirmeye yeter. Bir de temelinde gerçekten tesadüfler olan ilişkiler, aşklar var. Bir yol kesişmesi, bir çarpışma… Hikmet Hükümenoğlu’nun romanları da tesadüfen karşımıza çıkan ve sonrasında benzerlik kurduğumuz için daha da anlam yüklediğimiz güzellikler gibi.

Son aylarda üst üste Hikmet Hükümenoğlu kitapları okuyup, sabahlara kadar elimden bırakamayınca aklıma şu soru geldi: Hikmet Hükümenoğlu bize ne yapıyor? Nedir bu kitapların ortak özelliği?

Bir kitabı sürükleyici kılan birçok özellik var şüphesiz: Türü, dili, konusu… Bir tür merak elinden kitabı bırakamama nedenimiz. Peki Hükümenoğlu’nun kitaplarındaki bu sürükleyiciliğin asıl nedeni ne? Bence zaman. Kendi tanımıyla “tek bir fizik sorusu çözmeden” girdiği fizik bölümünü tamamlamış olması belki de zamanı bu kadar eğip bükebiliyor oluşunun, bizi zaman kavramının içinde sürükleyebiliyor/sıçratabiliyor oluşunun nedenlerinden sadece biri…

Bu yazıyı Attila İlhan Roman Ödülünü de alan “Körburun” kitabı üzerine yazmayı planlamıştım fakat üzerine bir de son kitabı “Atmaca”yı okuyunca kitabın baş karakteri Ömer üzerine bir şeyler yazmak isteği daha da ağır bastı. Atmaca’ya gelmeden önce yazarın okuduğum üç kitabının (Körburun, Atmaca, 04.00) birkaç ortak özelliğine ve diline dair bir şeyler söylemek istiyorum. Hükümenoğlu bizi dönemler arasında sürüklüyor; bir anda kendimizi 6-7 Eylül Olayları’nda bulabiliyoruz mesela, sonra zaman sayfalarla akıp geçiyor ve bir bakmışız 12 Eylül’deyiz. Tüm bu zaman kurgusu içinde özel olan, derinlikli karakterler üzerinden okuma fırsatı bulduğumuz yakın tarih aslında. Bir polisiyenin içinde değiliz de duyguların peşindeyiz, sayfalar o yüzden hızla akıyor. Ve o hız içerisinde ülkenin toplumsal, ekonomik, politik atmosferine dair geniş bir perspektif sunuyor yazar bize.

Atmaca: Bugünden geçmişi, geçmişten bugünü gören roman

Can Yayınları’ndan çıkan ve ilk baskısını 2020 yılında yapan Atmaca’ya geri dönelim. Atmaca tesadüflerin ve öfkenin romanı. Bu iki ana aks üzerine kurulu olan Atmaca’nın baş kahramanı Ömer, bize, bugünün “yolun yarısına gelmiş” orta yaşlılara çok benziyor. Öfkeleniyor, kızıyor, twitterdan çıkamıyor, babasıyla hesaplaşamıyor, kardeşiyle yüzleşemiyor, ilişkilerini başlatıp bitiremiyor, işinden atılıyor ve kafası karışık…

Atmaca bir aşk romanı, bir baba oğul romanı, bir kardeş romanı, güncel politikanın romanı; kısacası her anımızın, hayatımızın romanı. Bizi geçmişten bugüne bir dürbünle baktırırken, bugünden de geçmişe bir mercek açıyor aslında. İçinde bugüne dair her şey var: Lgbti+, mücadele, ihraçlar, artan döviz kuru, sosyal medya, adalet duygusunun kaybı, ihanet, aşk, 2000’ler, romanlar, şiirler, AKP ile zenginleşenler, tekrarlanan yerel seçimler, aynı sofrada yemek yiyemeyen ötekiler…

Kitap Ömer’in lise son sınıfa gittiği 1995 yılıyla başlıyor ve 2019 yılıyla kapanıyor. Biz de bu 25 yıla, Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve siyasal haleti ruhiyesine tamamıyla tanık oluyoruz ve duygudaşlık kuruyoruz. Çünkü dedim ya Ömer’e çok benziyoruz. Ömer’e benzemeyenlerimiz onun çocukluk aşkı Derya’ya, ablası Ayfer’e, kardeşi Önder’e, eniştesi Servet’e benziyor. Kısacası biz bu kitaba benziyoruz, bu kitap da bize çok benziyor.

Atmaca’ya aşk romanı deme sebebim şu cümleler belki de:

“Girmesiyle odanın ışığı değişiverdi; her şey yavaşladı ve çiçek kokan yumuşacık bir bulut gibi tüm bedenimi sarmaladı. Önümde 25 yılı gösteren bir takvim olsa, daha sonra başıma gelecek tüm güzel şeylerin, aynı zamanda tüm tatsızlıkların, kararsızlıkların ve akılsızlıkların başlangıcı olarak o günü, hatta tam o anı işaretlerim.”

Kitapla bizi bu kadar bağlayan şey elbette karakterler, dil, duyguların bu denli yalın ve yoğun anlatımı ama bence söz konusu ortaklığı kurmamızın en önemli nedenlerinden biri de tıpkı Körburun romanında da olduğu gibi çizilen politik çerçevenin netliği. Hükümenoğlu’nun elinde bir fotoğraf makinesi olsaydı, dönemsel krizleri somut bir şekilde ancak bu kadar iyi fotoğraflayabilirdi. AKP öncesi Türkiye’nin yaşadığı 2001 ekonomik krizinin “Hepimiz ekonomist kesilmiştik, her sabah ilk iş Merkez Bankası kurlarına ve bono faizlerine bakıyorduk.” Cümleleri hem o dönemi hem de bugünü anlatıyor aslında.

AKP’nin iktidarıyla zenginleşen, evlerini değiştiren, evdeki çalışanlarıyla aynı sofrada yemek yemeye dahi zahmet etmeyen eniştenin işçi sınıfına bakışı ise öyle güzel fotoğraflanmış ki bir dönemi özetliyor adeta: “Hiç sorma Coşkun Abi. Bu memleket ne çektiyse işçilerin açgözlülüğünden çekti. Heriflerin talepleri bitmiyor ki. Evren Paşa bunların topunu ezdi geçti diyorduk ama bak yine hortladılar.”

AKP ile değişen Türkiye’de hepimizin hayatı da değişti. Adalet duygusunu yitirdiğimiz bu yıllarda toplum olarak en çok ortaklaştığımız duygu ise “öfke” oldu galiba. İktidara, ses çıkarmayana, mücadele etmeyene, muhalife, zengine, sermaye sahibine ve en çok da birbirimize o kadar öfkeliyiz ki…Kitabın temellerinden biri tam da bu öfkeye dayanıyor. Ömer, öfkesiyle bir türlü baş edemiyor. Çünkü ailesine kızgın, iktidara kızgın, kaybettiği öğrencisinin katilinin cezasız kaldığı hukuksuzluğa kızgın, tesadüflere kızgın. Dolayısıyla bu öfkenin altı toplumsal nüveler, aile kavramı ve politik hatla bezeli. Sınıfsal ayrımı net bir şekilde gördüğümüz kitapta yakın tarihimizin en karanlık yıllarından biri olan 2015 tasviri o kadar gerçekçi ki, okurken o yıla gitmemek, Gar’dan yükselen o korkunç yanık kokusunu iliklerimizde hissetmemek neredeyse imkansız:

“Bütün kış, artık dibe vurduk demiştim, bundan daha kötüsünü göremeyiz. Maden kazaları, tecavüz edilip katledilen kadınlar, kartopu oynarken cama kar geldi diye esnaf tarafından bıçaklanan bir gazeteci, burnumuzun dibinde savaş, bombalar. Ve hepsi hakkında akıl almaz laflar eden, nefret kusan insanlar. Yalancılar, dalkavuklar, her duyduğuna saf saf inananlar ve umursamayanlar. Oysa en kötüsünü henüz görmemiştik. Önümüzde hala savaş vardı, seçim vardı. Güneydoğudaki bir sınır şehrine yardım götürecek 34 genci öldürüp 100 kişiyi yaralayan canlı bombanın kendisini patlatmasına günler vardı. Savaştan kaçarken dalgalarda boğulan bir bebeğin ölü bedenin tatil beldemizde kıyıya vurmasına günler vardı. Başkentte tren garının önünde yine canlı bombaların 109 kişiyi öldürüp 500 kişiyi yaralamasına günler vardı. Henüz metronun tıkış tıkış kalabalığında acaba yanımda dikilen adamın çantası patlayıcıyla dolu mudur diye soğuk terler dökmüyordum. Öfkelendiğim kişinin boğazına yapışıp kafasını duvara vurduğumu hayal etmiyordum. 2015 hayatımızın en korkunç yıllarından biriydi ama henüz iyi günlerindeydik.”

Kitabın en etkileyici kısımlarından birisi de üniversitelerden ihraç sürecine yönelik yaptığı kısa ama derin özet. KHK süreci ile işinden atılan Ömer, yolda yürürken herkesin kendisine “vatan haini” gözüyle baktığını düşündüğünü “hem silindim hem damgalandım” diye anlatıyor. Ömer’in bitmeyen öfkesi bu düzenle, bu sistemle, onunla konuşamayan babasıyla, ilişkileriyle, adalet duygusuyla, “normal” ile, kısacası hayatla. Ne kadar benziyoruz Ömer’e…Öfkemiz ve adalet arayışımız elbet yerini bulacak. Geçmişe olamasa bile geleceğe umutla bakacağımız günler gelecek. Ömer’le benzerlik kurduğum her sayfada aklımda “Mendilimde Kan Sesleri” vardı. Neden bu kadar öfkeliyiz, neden gülemiyoruz sorularına yanıt olsun:

“Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.”

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.