Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Kırmızı Buğday, Kadıköy NHKM’de: 'Bir insanı yok etmek için hikayesini yok etmek yeter'

Yazar Ahmet Büke, dün Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde okurlarıyla bir araya geldi, son romanı Kırmızı Buğday'ı anlattı.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 21.09.2025 , 11:01 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 19:31

2021 yılında yayınlanan ilk romanı Deli İbram Divanı’nın ardından bu yıl yayınlanan son romanı Kırmızı Buğday ile büyük ilgi gören Ahmet Büke, Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde (NHKM) okurlarıyla buluştu. Yazar Kaya Tokmakçıoğlu moderatörlüğündeki söyleşide Büke, romanda değindiği kuruluş dönemi dinamiklerine ve dönemin sınıfsal karakterine vurgu yaptı.

Büke söyleşiye, Kırmızı Buğday’ı ortaya çıkaran motivasyonundan bahsederek başladı. Büke, “Deli İbram Divanı’nı bitirdikten sonra aklıma şu takıldı, orada eczacı Süleyman’ın temsil ettiği bir sınıf var, Deli İbram ve arkadaşlarının temsil ettiği bir sınıf -yani emekçiler- var ama bir de bu azı dişlerinin kökleri de var. Bunlar gökten oraya düşmemişti. Bunun evveliyatını anlatmak gerekir diye düşündüm. Çünkü Osmanlı’dan itibaren sınıfsal konumlanışın evrimi benim de merak ettiğim bir şeydi. Sonuç olarak üzerine uzun süre çalıştım ve ortaya Kırmızı Buğday çıktı” dedi.

kb

Ahmet Büke, romanda da geçen “ağa pulunun” romanın çıkış noktalarından biri olduğunu dile getirerek ağa pulunun aslında o dönem zeytin işçilerine verildiğini belirtti. Büke ağa pulunun hikayesini şöyle anlattı:

Bu ‘ağa pulu’ bir arkadaşım vasıtasıyla benim elime geçtiğinde iktisatçı arkadaşım Alp Yücel Kaya’ya bunun ne olduğunu sordum ve araştırmalarımız sonucunda anladık ki aslında bu Marx ve Engels’in metinlerinde de geçen ‘trakmani’ (truck system) denilen kavram. Emeğin karşılığı tarihsel süreçte mal olarak verilirken bir süre sonra ara formlar oluşuyor ve işverenlerin kendi adına bastığı, para yerine geçen bir ödeme biçimi ortaya çıkıyor. Madencilik, demiryolu ve tarım gibi birçok iş kolunda, birçok coğrafyada geçerliliği varken aynı zamanda bir mücadele başlığı haline gelmiş. Ege’de ise Aralık ayında toplanan zeytin, toplanması yaklaşık iki ay sürdükten sonra sıkım ve satım süreçleri gerçekleşiyor ve ağanın eline para, ancak mayıs ayında geçiyor. Bu sorunu çözmek için her ağa kendi adına pul bastırarak bu şekilde bir ödeme biçimi buluyor. Tüm bu süreç bittiğinde işçinin elinde ne kadar pul varsa ağadan onun karşılığı kadar para alıyor. İşçiler bu pulları daha erken bozdurmak isterse de, yalnızca ağaların dükkanlarında, neredeyse üçte birine bozdurarak alışverişini yapıyor böylece ağa işçiyi kendine bağlamış oluyor. Bu emek disiplini üzerinden kocaman bir sömürü dünyası inşa edilmiş. Aslında bugün de kullanılan yemek kartları, dönemin ağa pulları denilebilir. Bu benim için bir tetikleyici oldu.

kbb

'Bu biraz da benim hikayem'

Tokmakçıoğlu romanda birçok karakter üzerinden kuruluş döneminin sınıfsal dinamiklerinin okunabildiğini belirtirken Büke, “Bana çevremde ‘Kurtuluş savaşı ve o dönemi anlatan çok fazla kurmaca var, sen neden yazıyorsun’ dendiğinde ben hep şunu söyledim, evet çok var fakat çoğu orta-üst sınıfın, aydınların, devlet insanlarının, askerlerin, bürokratların gözünden anlatılmış fakat reayanın üzerinden anlatılan çok yok, ben bunun bir ihtiyaç olduğunu düşündüm. Aslında bu hepimizin olduğu gibi benim de hikayem. Romanda esinlendiğim kimi karakterler benim ailem. Ben bu sınıfa aitim. Bu insanlar bölgenin tütün rençberleri, yoksul insanları… Birinci Cihan Harbi’ne iştirak etmişler, döndükten sonra Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmişler, vazifelerini bitirdikten sonra da yine yoksul insanlar olarak hayatlarına devam etmişler” dedi.

'Bir insanı yok etmek için hikayesini yok etmek yeter'

Büke, hikayelerin hayatımızdaki kritik yerini şöyle tasvir etti:

Toplumsal yaşamımız hikayeden ibaret diyebiliriz. Büyük anlatılar da öyle. Bir sınıfı, bir kesimi veya bir insanı yok etmek için fiziken yok etmek şart değil. Hikayesini anlatılmamış hale getirirsiniz ve yok edersiniz. Dolayısıyla bizim hikayemizin, bizim tarafımızdan, bizim dilimizle anlatılması gerekir diye düşündüm.

Söyleşi, katılımcıların soru ve katkılarının ardından Ozan Çoban, Melih Yeşilbağ ve Poyraz Kılıç’ın müzik dinletisiyle devam etti. Müzisyen Ozan Çoban, Kırmızı Buğday romanının, kendilerine çağrıştırdığını ifade ettiği şarkıları seslendirirken, Melih Yeşilbağ’ın Deli İbram Divanı bestesiyle etkinlik sona erdi. 

my

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.