Sayfa yolu
Kemal Okuyan'dan NATO Zirvesi değerlendirmesi: Halk örgütlenirse Macron sabah koşusu yapamaz
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 10.07.2026 , 14:24 Güncelleme Tarihi: 10.07.2026 , 17:15
7-8 Temmuz'da Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi’nin ardından, Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, İzmir'deki Konak Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “Yaşasın Yaşam, Bağımsızlık ve Sosyalizm” başlıklı etkinlikte konuştu.
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin ardından Türkiye’nin girdiği yeni süreci değerlendiren Okuyan, “Bu zirve, Türkiye’deki silah endüstrisinin kendisini NATO’ya pazarlama zirvesiydi” ifadelerini kullandı.
NATO’nun tarihsel misyonundan Türkiye’nin üstlendiği yeni tehlikeli rollere kadar pek çok konuda değerlendirmede bulunarak gerçek kurtuluşun ancak halkın örgütlü mücadelesiyle mümkün olacağını vurguladı. Güvenlik önlemleri adı altında şehirlerin polis ablukasına alınmasını eleştirdi ve "Bu iş tek başına kahramanlarla olmaz; örgütlenerek ve çoğalarak olur. Bu halk ne zaman ayağa kalkarsa, o zaman hem NATO'dan hem de yoksulluktan kurtulur" dedi.
Zirveyi "Türkiye ile NATO arasında bir nikâh tazeleme" olarak nitelendiren Okuyan, alınan kararların hem bölgesel barış hem de Türkiye'nin egemenlik hakları açısından ciddi tehlikeler barındırdığını ifade etti.
‘NATO, Sovyetler Birliği ve komünizme karşı bir savaş enstrümanı olarak kuruldu’
Kemal Okuyan şöyle konuştu:
“Bugüne gelmeden önce NATO'nun neden kurulduğunu anlamamız ve hatırlamamız gerekiyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan dört yıl sonra, 1949 yılında NATO'nun temel olarak üç nedenle kurulduğunu söyleyebiliriz.
Bunlardan birincisi, Amerika Birleşik Devletleri'nin başını çektiği emperyalist kampın, Sovyetler Birliği'nin uluslararası alanda güçlenmesine set çekmek için yeni bir savaş ihtiyacı duymasıdır. Bu, sıcak bir çatışmadan uzak olmakla beraber gerçek bir savaştır ve NATO da bu savaşın bir enstrümanı olarak kurulmuştur.
Ancak ikinci ve belki daha önemli bir neden, NATO'nun komünizme karşı kurulmuş olmasıdır. NATO, aynı zamanda Avrupa'daki işçi sınıfı hareketlerine, devrimcilere ve komünistlere karşı bir örgüt olarak kurulmuştur. Nitekim cinayetler işleyerek, darbeler yaparak ve provokasyonlar yaratarak bu işlevini de fazlasıyla yerine getirmiştir.

‘NATO, çok uluslu tekellerin uluslararası sınıfsal bir diktatörlük aygıtıdır’
NATO'nun üçüncü temel işlevi ise dünyadaki ABD hegemonyasını korumak ve güçlendirmektir. NATO, çok uluslu tekellerin uluslararası sınıfsal bir diktatörlük aygıtıdır; yani bir sınıf mantığıyla örgütlenmiş, kapitalizmin uluslararası bir örgütüdür.
NATO'nun stratejik hedefi Çin'i alt etmektir. Bunu yapabilmek için ise Rusya'nın aradan çıkartılması gerekmektedir ve şu anda NATO'nun önceliği Rusya'dır. NATO, Rusya'yı sınırlandırmıştır. Haritanın üst kısmında gördüğünüz İsveç ve Finlandiya ile birlikte Rusya, şu anda birinci kuşatma alanı olarak çok ciddi bir şekilde kuşatılmış durumdadır. Karadeniz ise Rusya'nın yumuşak karnıdır.
Savaş ekonomisi dediğimiz şey toplumcu bir sistemde israftır. Kapitalizmde ise halka zaten pek bir kaynak ayrılmadığı için silahlanma, kapitalist ülkeleri krizden çıkartan bir olgudur. Başta Almanya olmak üzere Avrupa'daki kapitalist ülkeler ekonomik açıdan geriye gidiyorlar. Bunu dengelemek için iki şeye ihtiyaçları var: Birincisi ekonominin militarizasyonu, ikincisi ise ucuz emektir. Ekonominin militarizasyonu, aynı zamanda çalışma hayatının askerileşmesi demektir. Türkiye ekonomisinde de silah endüstrisi, ekonominin bugünkü bazı tıkanıklıklarını aşmak için devreye sokulmuştur."
‘Ankara Zirvesi’yle Türkiye ile NATO arasında bir nikah tazeleme gerçekleşti’
Okuyan, kamuoyuyla sadece genelgeçer başlıkları paylaşılan zirvenin perde arkasında alınan askeri kararların Türkiye açısından büyük riskler taşıdığına dikkat çekti. Baltık bölgesindeki hava devriyesi görevlerine işaret eden Okuyan, süreci şu sözlerle özetledi:
Türkiye ile NATO arasında Ankara'da bir nikâh tazeleme gerçekleşti. Bu NATO zirvesinin çok tehlikeli olduğunu söylemiştik ve neden tehlikeli olduğu da kanıtlandı. Kapanış bildirgesinin çok kısa olması, kamuoyuyla sadece genelgeçer bazı önemli başlıkları paylaştıkları, gerisini ise askeri kanada bıraktıkları anlamına gelir.
‘Türkiye Baltık’taki bir gerilimin parçasıdır’
Bu kararlardan bir tanesi bugün ilan edildi. Türkiye’nin de rol aldığı ve 'Baltık polisi' dedikleri hava kuvvetlerinde Türk Hava Kuvvetleri'ne ait F-16'lar görevlidir ve bu bölgede uçuş yapacaklardır. Aldıkları karara göre, Rus uçakları Baltık'ta uçtuğunda uyarı olmaksızın bu uçaklara ateş edeceklerini ilan ettiler. Dolayısıyla Türkiye, şu andan itibaren Baltık'taki bir gerilimin parçasıdır. Orada NATO'nun bir Rus uçağını vurması ve Rusya'nın buna yanıt verme ihtiyacı hissetmesi durumunda Türkiye, otomatikman bir savaşın tarafı olacaktır.
‘Türkiye Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını paylaşacak’
Değerlendirmede öne çıkan en kritik başlıklardan biri Karadeniz ve Boğazlar'ın statüsü oldu. Türkiye'de biri Ortadoğu'ya, diğeri Boğazlar'a odaklanacak iki yeni NATO karargâhının kurulduğunu belirten Okuyan, bu adımın Türkiye'nin egemenlik haklarını zedelediğine dikkat çekti:
“Bizi en çok ilgilendirmesi gereken bir diğer konu Karadeniz'dir. Türkiye'de biri Ortadoğu'ya, diğeri ise Boğazlara hitap edecek iki yeni NATO karargâhı kuruluyor. Peki, bu yeni Boğaz karargâhı ne yapacak? NATO'nun artık Boğazların güvenliğinde söz sahibi olacağını söylüyorlar. Bunun anlamı, Türkiye'nin Çanakkale ve İstanbul Boğazları üzerindeki egemenlik haklarını paylaşmaya karar vermiş olmasıdır. Söylendiğine göre, bu karargahın komutanı bir Türk subayı, yardımcıları ise bir İngiliz ve bir Fransız subayı olacaktır.
Türkiye, NATO'da yeni roller üstlenmektedir. AKP, Türkiye'deki dönüşümü devam ettirmek için NATO'yu bir enstrüman olarak kullanmaktadır. AKP'nin, yeni Osmanlı stratejisini NATO'nun yayılmasıyla ya da saldırganlığıyla beraber hayata geçirmeye karar verdiği görülmektedir. Bu, NATO şemsiyesi altında bir imparatorluk kurma çabasıdır. Türkiye’nin bir gözü Suriye'de, diğer gözü ise Irak’tadır. Türkiye burada Rusya'nın ağırlığını kırarak NATO'ya büyük bir hizmette bulunmuştur.

‘Bu zirve, Türkiye silah endüstrisinin kendini NATO’ya pazarlama zirvesiydi’
Türkiye, silah endüstrisinde ciddi bir şekilde çağ atlamıştır. Şu anda yüzde 62'lik oranla dünyadaki en büyük insansız hava aracı ihracatçısı konumundadır ve Türkiye bu gücü, kendisini NATO'ya pazarlamak için kullanmaktadır.
Bu zirve, Türkiye'deki silah endüstrisinin kendisini NATO'ya pazarlama zirvesiydi ve bu açıdan kendilerince başarılı da oldu. Türkiye'de üretilen silah sistemlerinin NATO ülkelerine satışı bundan sonra hızlanacaktır.
‘Başımıza yeni belalar açacaklar, insanlık savaşa gidiyor’
Türkiye'de silah endüstrisi üzerinden yükselişe geçen dört-beş tane yeni aile var. Bu aileler NATO zirvesinde çok mutlulardı ve önemli görüşmeler yaptılar. Ancak bir yerde bir silah göründüyse o silah patlar; dolayısıyla başımıza yeni belalar açacaklar. Bu kadar silahlanma savaş demektir ve insanlık savaşa doğru gitmektedir.
Bu zirve, kimilerinin iddia ettiği gibi AKP'nin gereksiz ve abartılı bir şovundan ibaret değildir; aksine Avrupa'nın çılgınca silahlanmasını tescil etmiştir.
Bu zirve bittikten sonra Türkiye, adım adım zirvenin sonuçlarına uygun adımlar atacaktır. Ardından, artık eskisi gibi bağımlı bir ülke olmadıklarını, söz sahibi olduklarını ve NATO içerisinde merkez ülkelerden biri haline geldiklerini söyleyeceklerdir. Dolayısıyla NATO üyeliğinin kötü bir şey olmadığını ve artık bir güç haline geldiklerini iddia edeceklerdir.
‘NATO meselesi bir iç meseledir’
Savaşın şakası yoktur. Bugün yoksulluktan ve hayat pahalılığından şikayet edenler, bunun sebebinin aynı zamanda NATO'nun savaş faturası olduğunu bilmelidir. İç politika ile dış politika birdir. Dolayısıyla silahları ve paraları olabilir ama yenilmez değillerdir. Mevcut olanların ötesinde Ankara'ya 20-30 bin polis daha ekleyerek her tarafı hapishaneye çevirdiler; buna rağmen parti üyelerimiz sokağa çıkarak yiğitçe NATO'ya hayır dediler. Kararlılık, irade, örgütlülük ve akıl en güçlü düşmanı dahi yener."
‘Kahramanlarla değil, örgütlenerek mücadele edeceğiz’
Güvenlik önlemleri adı altında şehirlerin polis ablukasına alınmasını eleştiren Okuyan, konuşmasını bireysel kahramanlıklara değil, toplumsal dayanışmaya dayalı bir mücadele çağrısıyla sonlandırdı:
Mücadeleye devam edeceğiz ancak bu mücadelenin sadece birilerinin kahramanlığıyla sürdürülmesini beklemek doğru değildir. Türkiye'de 85 milyon insan var ve bu iş tek başına kahramanlarla olmaz; örgütlenerek ve çoğalarak olur. Bu halk ne zaman ayağa kalkarsa, o zaman hem NATO'dan hem de yoksulluktan kurtulur. Dolayısıyla bu mesele, örgütlü halkın mücadelesidir. Türkiye Komünist Partisi adına söz veriyorum ki, Türkiye'de bir daha böyle bir zirve toplanamayacaktır.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.