Sayfa yolu
Kemal Okuyan: Sermaye sınıfı ülkede olup bitenlerin baş sorumlusu, 'aynı gemideyiz’ edebiyatı reddedilmeli
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 09.06.2026 , 00:24
soL TV'de yayınlanan Komünist Bakış'ta bu hafta Koç Holding'in 100. yıl resepsiyonu etrafındaki tartışmalar, Özgür Özel'in Devlet Bahçeli ile verdiği fotoğraf masaya yatırıldı. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Nevzat Evrim Önal'ın "İçinden geçilen dönem 'tek adam rejimi' ya da 'saray rejimi' olarak tanımlanabilir mi AKP'nin iç gerilimleri sermaye sınıfının iç gerilimleriyle örtüşüyor mu? Fıkra meselesi ve sonrasında yaşananlar nasıl değerlendirilebilir? TKP, 5 Temmuz mitinginde ne yapacak?" sorularını yanıtladı.
Kemal Okuyan, Koç resepsiyonu ve etrafındaki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğine ilişkin soruya şu cevabı verdi:
Verilecek fotoğraftan, kim kimin yanına oturacağına kadar hesaplanmış. Çok detaylı arka plan anlatısına gerek yok, her şey çok ortada. Koç Grubu, 'Siz gelir gidersiniz, başka hükümetler gelir, biz bu ülkede kalıcıyız' görüntüsünü verdi. Bu önemliydi. Siyaset alanındaki gerilim ne olursa olsun biz siyasi aktörleri yan yana getiririz, mesaj verdiririz de demiş oldular. Onlar kendi dünyalarındaki siyasi partileri toplamışken o dünyanın dışından bir parti Türkiye Komünist Partisi dışarıdaydı. Denk geldi ama durum bu, Türkiye'nin fotoğrafı bu; içeridekiler ve dışarıdakiler."
'Aynı gemideyiz edebiyatı reddedilmeli'
Özgür Özel'in Devlet Bahçeli’yle el sıkışması ve maden işçilerinin yanından çıkıp Koç yıldönümü kutlamasına gitmesi ile ortaya çıkan tablo tepki çekmiş, gündem konusu olmuştu. Nevzat Evrim Önal, Kemal Okuyan'a bu tartışmayı da sordu.
Emek gündemlerinin diğer tüm başlıkların yanına eklemlenmesini eleştiren Okuyan, "Partinin genel başkanı bir ziyaretten diğerine geçebiliyor çünkü bunlar arasında bir tercih yok. Bunların bütünü sermaye düzeni olduğu için nereye hizmet ettiği belli. Onlar için bir başlıktan ibaret. Bu 'aynı gemideyiz' edebiyatını reddetmeden olmaz. Eşit uzaklık falan değil bu. Siz emek meselelerini genel gündemin sadece bir başlığı olarak ele alırsanız ve gündeminizde sermayeyle ilişkiler de eşitlik ağırlıkta bir yere sahipse, siz eşit uzaklıkta durmuyorsunuz, sermaye düzeninden yanasınız demektir bu" dedi. Ve ekledi:
Bahçeli konusunda ise şu önemli: Bahçeli çok sık gülmeyen birisi, güldüğü zaman muhataplarını neşelendiren birine dönüştü. Hayatta böyle aktörler vardır, mahallede, işyerinde, okulda... Gülümseyip sıcak bir iletişim kurduğunda muhatapları seviniyor. DEM'de de böyle oldu. Ama CHP için durum farklı çünkü iktidar tarafından ağır bir operasyon yürütülüyor. Bahçeli de Cumhur İttifakı'nın önemli bir figürü. Özgür Özel'i Ekrem İmamoğlu’ndan ayırmaya çalışıyor. Bahçeli iktidar içerisinde 'CHP İmamoğlu’ndan kurtulsun, Özgür Özel'le devam etsin' diyen kanadın da temsilcilerinden birisi. Bunu açık açık da söylüyor.
Bu arada Adalet ve İçişleri Bakanı ellerinde dosyalarla Bahçeli’yi ziyaret ettiler. Ne için olduğu belli. Özgür Özel'in dosyaları olduğu tahmin ediliyor. Büyük olasılıkla CHP'ye yönelik operasyonların ya da saldırıların hangi yönde devam edeceğine ilişkin bir görüşmeydi o. Özel'in sadece İmamoğlu değil yanındakileri terk etmesi ve Özel'e de fazla dokunulmaması yönünde bir görüşme yapıldığına dair benim tahminim. O nedenle verilen fotoğrafa kızanlar yanlış şeye kızıyorlar. İşler bu noktaya geldikten sonra görüşmeler olacaktır. Ama benzer şeyler bizim başımıza gelseydi, iktidarın sorumlularından biriyle yan yana fotoğraf verilmez. Türkiye'de işler başka türlü yürüyor. Yalnızca bu fotoğraftan yola çıkarak eleştirmenin anlamı yok, tablo ortada. Üzücü olan aslında Türkiye'nin büyük bir holdinginin aile büyüğünün, yanına düzen siyasetinin bütün aktörlerini toplayıp onları himaye etmesi, 'asıl yönetici' görüntüsüyle fotoğraflar vermesi. Bu planlanmış bir şey, hepsi de tıpış tıpış gittiler. Zaten gerçekliğe de bu uyuyor. Türkiye'de sermaye sınıfını kimse hafife almasın, düzenin sahipleri onlar."
'Tek adam' rejimi söylemi neden yanlış?
Resepsiyona AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gitmediğini hatırlatan Nevzat Evrim Önal, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın Ankara'daki Cumhuriyetçiler Kurultayı'nda yaptığı konuşmadaki vurguları programa taşıdı. Okuyan toplantıda, "Tek adam rejimi", "Saray rejimi" söylemlerini eleştirmiş, mücadelenin bunun üzerinden kurulmasının yanlış olduğunun altını çizmişti.
Kemal Okuyan bu bağlamda şu değerlendirmeyi yaptı:
Bu kavramlar yanlışa götürüyor. Kimileri o resepsiyonda Erdoğan'ın olmamasını Erdoğan'ın 'her şeyin üstünde' olmasına bağladı. Hayır, Erdoğan zaten artık bu siyasi figürlerle aynı kareye girmemeye çalışıyor. Bu açıdan kendisini ayırdı, kendisini diğer liderlerle eşitlemek istemez. Ama önemli isimleri yolladı o ayrı.
Hem DEM'den hem de CHP'den aynı doğrultuda uyarılar yapıldı AKP'ye. 'Bu operasyonlar yarın sizi de vurur' denildi. Biraz tutarlılık. Hani tek adam rejimiydi? Niye Erdoğan'ı uyarıyorsunuz? Bu kodlamayı yapanların çok sevdiği bir şey daha var: 'derin devlet'. Aynı sığ analiz, aynı çevreler, daha düne 'derin devlet'in Erdoğan'ı teslim aldığını iddia ediyordu. Nasıl 'tek adam rejimi' bu? Ortada mekanizmalar var, bunların içerisinde Erdoğan'ın bir ağırlığı var.
Sermaye düzeni siyaset alanını nasıl işletir, niye eninde sonunda siyaset alanı sermaye sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda şekillenir, bütün bunlar hangi mekanizmalarla gerçekleşir, artık bütün bunlara dair net bir kavrayışın ortaya çıkması lazım. 'Size göre her şeyi patronlar direktif veriyor' mekanikliğine iyi bir marksist düşmez. Siyaset alanının göreli özerkliği vardır ama nihayetinde sermaye sınıfının çıkarları tarafından belirlenir. Kapitalizmde tarih boyunca sermaye sınıfının güçlenip, bazı mekanizmaların yerleşmesi, siyasi iktidarlardan bağımsız hale gelmesi gibi unsurları hesaba katmalıyız.
Sermaye siyaset alanını nasıl yönlendiriyor?
Siyaset alanıyla sermaye sınıfının kendisi geçişken. Düzen partilerinde, Meclis'te temsil edilen siyasi aktörlere bakarsanız, örneğin işçi hareketinden gelen bir-iki aktör bulursunuz. Bayağı bir 'iş insanı' vardır. Bunların bir bölümü de çok zengindir. Zaman zaman büyük sermayedarlar doğrudan siyasete girer ama buna ihtiyaç yoktur. Sermaye gruplarıyla yakın mesai içerisinde olan kesimler zaten geçişkenlik sağlarlar. Medya, üniversiteler, araştırma kuruluşları, uluslararası ya da yerel ajanslar, danışmanlık şirketleri... Bunlar yön verirler. Bazı gazetecilerin sermaye gruplarıyla çok köklü ilişkileri vardır. Bazı gazetecilerin uluslararası sermaye gruplarıya çok köklü ilişkileri vardır. Bunlar fısıldarlar, önü açılacak siyasetçileri belirlemek üzere bir araya gelirler, lobi faaliyeti başlar. 'Türkiye'deki lobi faaliyetleri ABD'deki kadar güçlü değil' derler, yanılıyorlar. ABD'deki daha gözle görünür ve takibi kolay, Türkiye'de ise çok katmanlı, takibi çok zorlaşmış ama çok etkili lobi faaliyetleri vardır. Türkiye'deki ana muhalefet için söyleyeyim, etkili sermaye çevrelerinin yol vermediği kimse yükselemez. Kimlerin yükseleceğine karar veren mekanizmalar var.
Büyük sermaye örgütleri epey bir uzman çalıştırıyor. İstanbul Sanayi Odası, TOBB, TÜSİAD... Bir de dolayımlı iletişimde oldukları unsurlar var. Bunlar da birbirlerine fısıldıyorlar. Bu değerlendirmeleri siyasi karar mekanizmalarının kulağına gidiyor. Reklam piyasası medya dünyasını şekillendiriyor. İktidarın içerisinde kimlerin sermaye tarafından himaye edileceğinden AKP muaf değil, bir sürü grup var. Biraz yumuşatsalar da hâlâ büyük bir kavga var. Belki 2 yıl sonra sertleşecek. Sayısız mekanizma kurulmuş durumda ve doğalında işliyor artık. Böyle yönetiyorlar.
Koç'a gelince, Koç Grubu en büyük holding. 120-130 civarı doğrudan istihdam sağlıyor. Koç ağırlıklı otomotiv, Tüpraş, beyaz eşya, bankacılıkta da beşinci-altıncı sırada. Bir de Koç'a ara mal üreten muazzam bir ekonomi var ve hacmini hesaplamak çok zor. Kendi istihdam kanallarının 5-6 katıdır. AKP'nin canını sıktı Koç, Koç'un da canını AKP çok sıktı. Çelişkisiz sermaye egemenliği olmaz ama Koç Grubu'na dokunamazlar. Yapısı kuvvetli ve etrafında bir ekosistem var. Türkiye kapitalizminin bir hiyerarşik yapısı var, Koç Holding orada motor güç. Diğerleri hafife alınmamalı. Kapitalizm rekabetsiz olmaz."
'Türkiye ekonomisi çok aktörlü, bunlar arasında rekabet, stratejik farklılıklar var'
Türkiye'nin birkaç sektöre dayalı bir yapısı olmadığını söyleyen Kemal Okuyan, "Beyaz eşya zayıf mı, tekstil önemsiz mi? İnşaat hâlâ motor güç. Türkiye ekonomisi çok aktörlü, bunlar arasında rekabet, stratejik farklılıklar olur" dedi. Avrupa'yla Koç'un içli-dışlı olma halinde AKP döneminde değişiklik olmadığına dikkat çeken Okuyan, "AKP döneminde yükselişe geçen sermaye gruplarının davranış kalıplarından farklı bu. Bazı sermaye grupları, Orta Asya'ya, Afrika'ya da yöneldi, gelişimlerini buralardaki yatırımlarla sağladı. Buradan bakınca Koç açısından AB ile ilişkiler hâlâ merkezi rolde ve burada bir çelişki var. Türkiye'nin yeniden Avrupa'yla ilişkilenmesinden köprü vazifesi kuracaklar" ifadesini kullandı.
'AKP döneminde Koç Holding darbe aldı mı, almadı'
Tüpraş özelleştirmesi örneği veren ve bu adımın, Koç'un AKP döneminde ihya olmasının temel nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Okuyan, "Bunun üzerine enerji sektörünün bağlantılı noktalarına giriş yaptılar. Dolayısıyla AKP döneminde Koç Holding darbe aldı mı? Almadı" şeklinde konuştu.
Irkçı fıkra, ardından Koç'a yönelen soruşturma, bazı işyerlerine saldırılar: Senaryo muydu?
Okuyan, Önal'ın Rahmi Koç'un ırkçı ve kadın düşmanı "fıkra"sı ve sonrasında gelen soruşturma ile işyerlerine saldırılara ilişkin "Senaryo olabilir mi?" sorusunu ise şöyle yanıtladı:
Türkiye fantastik bir ülke. Kısa zaman aralığında çok şey gerçekleşiyor. Senaryo da olabilir, olsa şaşırmam. Şahıslardan bağımsız, ülkedeki 'stand-up'çıların, ünlülerin ne kadar tuhaf olursa olsun mizah adına yaptıklarının soruşturma konusu olması başka bir tuhaflık. İşin bir de parası olanların her şeyi söyleyebilmesi boyutu var. Kadına ve Kürtler'e dönük bir aşağılama var ama keşke bunlar kadar toplumun holdingler tarafından sınıfsal aşağılamaya uğraması dert edilse. Buradan bir tartışma bize yaramaz, Koç mağdur olur. Bizim sermaye egemenliğine karşı mücadele etmek için elli bin tane başka gerekçemiz var.
'Ülkede gericileşmeye karşı sistematik bir mücadele veren sermaye var mı? Sermaye sınıfı bugün olup bitenlerin baş sorumlusu'
Türkiye'de muhalefet adına, sol adına bazı sermaye gruplarından medet umuluyor. Laik sermaye diye bir şey icat edildi. Laik sermaye olmaz. Laikliği istismar edip kullanan sermaye olur. Ülkede gericileşmeye karşı sistematik bir mücadele veren sermaye var mı? Bunlar köklü sermaye grupları. 12 Eylül'de Vehbi Koç'un Kenan Evren'e yazdığı mektuplar, yenilir yutulup mektuplar değil. Laik sermaye denildi, TÜSİAD başkanına 'aydın, çok okuyor' denildi. Bunlar bizim açımızdan yakışıksız. Ortada kolektif bir sınıf var. Sermaye sınıfı bugün ülkede olup bitenlerin baş sorumlusu."
NATO Zirvesi: 'Biz bu onursuzluğa izin vermeyeceğiz'
Programda son olarak "TKP, 5 Temmuz NATO karşıtı mitingde ne yapacak?" sorusunu yanıtlayan TKP Genel Sekreteri, halkı temsil eden bir kalabalığın, NATO Zirvesi'ne tepki vermesi gerektiğini vurguladı. "Tersi bu ülke için ayıp olur" diyen Okuyan, şöyle konuştu:
2004'te Kadıköy'de NATO Zirvesi'ni protesto eden bir miting yapıldı. Dünyada çok sular aktı, değişim yaşandı ama NATO aynı kaldı. Yine bir zirve var ve bu, halkımıza çok büyük bir meydan okuma. Bu protesto edilir, edilecek zaten. Biz 5 Temmuz'da miting yapacağımızı bildirdik, izin alınmıyor zaten. Biz bunu kamuoyuna duyurduğumuz gün, Anadolu Ajansı resmi bir genelgeye dayanmaksızın '15 günlük ek tedbirler' diye bir paket servis etti. Sonra bunu geliştirdiler, kuş uçurulmayacak, zaten idari tatil ilan ettiler. Biz bir bildirimde bulunduk, varsayalım ki onlar da 'yasak' diyecekler. Türkiye 2026'da NATO denen, insanlığın başına çorap ören örgütü protesto edemeyecek ülke değildir. Dar anlamıyla TKP'den de söz etmiyorum. İyi madem öyle Ankara'da kuş uçurtmasınlar. Zaten biliyorduk NATO'culuklarını, devam etsinler. Gıkı çıkmayan bir ülke istiyorlar. Bu onursuzluğu kabul etmez bu halk. Hele hele Ankara'da. Biz 2004'te 'İstanbul kapılarını NATO'ya kapıyor' demiştik. Milli Mücadele'nin başkentinde NATO protestosu olmayacak ve bununla övünecekler. Buna izin vermeyeceğiz. Bütün NATO'cular Filistin'de bunlar olurken, İran'a saldırılırken, Karadeniz'e girilirken Türkiye'ye gelecek, 85 milyonluk ülke gık çıkarmayacak. Biz bu onursuzluğa izin vermeyeceğiz."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.