Breadcrumb
Kemal Okuyan: AKP'yi iktidara getiren güçler şimdi büyük ölçüde Millet İttifakı'nın arkasında
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 02.11.2021 , 21:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan soL TV'de Bakış programında gazeteci Şule Aydın'ın sorularını yanıtladı.
Programda bir süredir devam eden üçüncü ittifak tartışmaları, siyasette devrimci seçenek, Biden - Erdoğan görüşmesinin sonuçları, yaklaşan seçimlerde AKP'nin durumu konuşuldu.
(Seçim sürecine girildi mi?) Türkiye hala seçim sürecine girmedi bence. Ama henüz oyun planları netleşmiş değil. Erdoğan bir türlü oyun kuramıyor, hala stratejisi netleşmiş değil.
(Türkiye seçim atmosferine girdi mi?) Burdaki eksiklik şu. erdoğan 19 yıldır muhteşem bir ittifak bozucu. Bu sefer yapamadı. Millet İttifakı dirençli çıktı. Ama bu ittifak henüz oyun kuramayan bir Erdoğan'la mücadele ediyor. Eninde sonunda bir hamle yapmayı deneyecek. Hala Erdoğan'ın elinde kartlar var, bu belli olmadan, seçim sonuçları hakkında kesin konuşmak olanaksız. Biraz daha beklemek gerekir. Ama tekrar edeceğim seçim her şey değil. Türkiye'nin geleceği ilk seçimlerde belirlenmeyecek. Belki de seçimden önce belli olacak bazı şeyler. Ama seçim atmosferine girmedi henüz.
(İttifaklar hakkında ne düşünüyorsunuz?) Bu ittifakların tam karşısındayız. AKP karşısında nerede durduğumuz belli zaten. Muhalefetse 'biz törpülendirilmiş, iyileştirilmiş bir AKP dönemine geçeceğiz' diyor. AKP'nin ilk dönemine vurgu yapan bir muhalefet var önümüzde. Biz bunu kabullenmek zorunda değiliz. Biz bu düzene, bunu devam ettiren partilere zaten karşıyız ama söylediğimiz şey bunun ötesinde. 19 yıldır bu iktidara karşı bir öfke birikmişken, yumuşatılmış bir AKP'yi niye kabullenelim?
('Nasıl olursa olsun ama bir an önce AKP gitsin' isteği haklı bir istek değil mi?) Bu soruya iki açıdan yanıt vermek isterim. Bir tanesi şu: AKP o kadar yorgunluk yarattı ki bu toplumda ondan bir tık iyisine razı çok geniş bir kesim var. Siyasette bunu anlamakla kabullenmek arasında bir fark var. Biz bunu anlıyoruz. Bununla bir duygudaşlık içindeyiz. Ama bunu kabullenemeyiz. Bakın sadece o anı konuşmuyoruz, bir de yarınlar var. Biz 'bu kadarına' razı olursak ileride daha kötüsü olacak. İkincisi de şu: Toplumların olumsuzlukla karşılaştığında değişik ruh halleri ortaya çıkar: bir tanesi kabuğuna çekilme, yorgunluk, kaçma isteği... Bu hal ile öfke patlaması arasında sanıldığı kadar büyük bir duvar yok. Bu yorgunluk ve kabullenme bir anda tam tersine dönebilir. Kişisel durumlardan bahsedemiyoruz, topumdan bahsediyoruz. Bizim işimiz yorgun ruh halini kabullenmek değil, daha ötesine hazırlanmak. Bu ruh halini anlıyoruz ama daha fazlasına ihtiyacı var, biz onu göstermek zorundayız.
(Peki siz ne yapıyorusunuz, ne yapacaksınız bu tabloda?) Biz gerçek alternatifin somut bir olgu haline gelmesi için çalışıyoruz. Etkimiz artıyor, örgütleniyoruz, Türkiye sathına yayılıyoruz ama bize yetmiyor. Samimi bir şey söyleyeyim: Demin konuştuğumuz ruh hali bizde de var, bende de var, insan bir soluk almak istemez mi? Ama başka bir dünya yaratılabilir fikri her gün daha fazla alıcı buluyor... Hiç hayatında sosyalizmden, Marksizm'den haberdar olmayan insanlarda bu böyle. Ya da insanın insanı sömürmediği, faturaların olmadığı, Meclis'te profesyonel siyasetçiler olmayacak dendiğinde 'niye olmasın' diyenlerin sayısı artıyor.
İkincisi, bir kesim var ki, bu düzenle, bu siyasetle tamamen bağını koparmış durumda. Bir de psikolojik olarak hiçbir şeyi dinlemeyen, gemileri yakmış yoksul bir kesim var. Biz onlara değiyoruz. Onlar da başka bir şey söylüyorlar: Yıkalım geçelim değil belki söyledikleri ama çok öfkeliler, hiçbir şeye inanmıyorlar, bugünkü siyaset onlar için çöp. Bu bizim için çok değerli. Ülke için çok değerli. 'Yalana karnımız tok' deyip sırtlarını dönüyorlar.
(Bu kesim sayı olarak bir şeyleri değiştirecek ağırlıkta mı?) Sayı var, sayı var! Demin yorgunlardan söz ettik, ülkenin kaderini yorgunlar değil, dinamik olanlar belirler. Yorgun birisi, ya da Erdoğan gitsin de nasıl olursa olsun diyen birisi, ya da Erdoğan öyle şeyler yapacak ki yeniden ona oy verecek birisi bunlarda bir heyecan var mı? Bu toplumda Babacan'ı izleyip de oy verecek yüzde 2-3... Aslında büyük rakam. Ya da Devlet Bahçeli'nin peşinden gidenler, ya da ben yine CHP'ye oy vereceğim diyenler. Bu kesimde en küçük bir heyecan yok. Düşünsenize 19 yıllık bir iktidarı devirecekler... Coşku yok.
(Bu heyecanı devrimciler nasıl yaratacak peki?) Ona geleyim ama son söylediğim şey yanlış anlaşılmasın: Türkiye'de Erdoğan'ın kaybettiği bir seçimden sonra ortaya çıkacak bir heyecanın en gerçek taşıyıcılarından biri biz oluruz. Türkiye kurtulduğu için değil ama biz de insanız, yurttaşız, bizim heyecanımız çok gerçek olur. Çünkü Türkiye'de AKP'yle ilişkisinde sicili temiz sadece komünistler var. Dolayısıyla biz gönül rahatlığıyla çıkar mutlu oluruz.
Ama Türkiye kurtulmayacak tabii ki... Biz burada gerçek bir alternatif yaratmak istiyoruz, onun da adını koyduk. Sadece biz koymadık aslında, görüştüğümüz partiler var, üç meselede çok hassasız:
Emek meselesi: Sermaye sınıfına kapıyı kapatacaksınız. Biz sermayenin egemen olduğu bir çözümü kabul etmiyoruz, zaten o egemenlikle mücadele ediyoruz.
Emperyalizme karşı olmak: 'Antiemperyalizm Türkiye solunun genetiğinde var' deriz biz ama meğerse var zannediyormuşuz. Liberal saldırılarla bir gedik açtılar, biz onu tekrar ayağa kaldıracağız.
Laiklik...
Bu üç meselede de kararlı ve sert olacağız. Setlik bazen iyidir, denizanası gibi siyaset yapacağınıza, kaya gibi sert olmak gerekiyor bazı konularda.
Bunu bizim dışımızda söyleyen partiler de var. Dolayısıyla bir devrimci ittifak için çalışıyoruz. Biraz daha zamanımız var, henüz sonuç açıklanacak noktada değiliz.
(Hala ittifakın resmiyet kazanamamış olmasının arkasında ilkelerle ilgili bir tartışma mı yatıyor?) Az önce saydığım ilkelerde bir anlaşmazlık yok. Bunun hayata geçirilişine ilişkin yol haritasını tartışıyoruz. Çok da zamanımız yok açıkçası. Şöyle söyleyeyim: bu hat eninde sonunda doldurulur, burada boşluk var. Üç temel ilkede seçimleri de içine alan bir siyaset ağırlığını koyacaktır, öyle ya da böyle. TKP de kendi programı etrafında faaliyetlerini sürdürüyor.
Türkiye'de aslında önümüzdeki dönem iki ittifakın ortaya çıkmasını istiyoruz biz. Hep 3. ittifaktan söz ediliyor ama mevcut iki ittifak çok da ayrı değil. Aynı düzenin temsilcileri... Bir de 19 yıl önce kim AKP'nin önünü açtıysa, bugün Millet İttifakı'nın arkasında da aşağı yukarı aynı güçler var. Bu da bizim için yeterince uyarıcı bir şey. O rüzgar büyük ölçüde muhalefeti besliyor: Biz bunu söylemek zorundayız.
AKP kendisini destekleyenleri aldatmadı, onlara hizmet etti. Bu kadar büyük bir ülkede sermayeyi, uluslarası tekelleri, dünyanın gerçek egemenlerini aldatacak bir siyasi parti ve 19 yıl iktidarda kalacak! Böyle bir şey olabilir mi? Dolayısıyla AKP'yi bu kadar uzun süre iktidarda tutanların hazırladığı muhalefete kuşkuyla bakma hakkımız var. AKP'nin ekmeğine yağ sürmüyoruz, tersine, bir başka etiketle ortaya çıkan "AKP zihniyetini"n önüne geçmek için çabalıyoruz.
(AKP'nin 19 yıldır iktidar olmasından ve hala yüksek bir oy oranını koruyabilmesinden bir sorumluluk hissediyor musunuz, siz bir siyasetçi olarak ya da TKP olarak?) Bu ülkede olan hiçbir şeyde komünistlerin sorumluluğu yok, bu ülkede olup biten her şey de bizim suçumuzdur! İzin verdiğimiz için.
Hiçbir şey bizim irademizle olmadı, karşı olduğumuz şeyler oldu, biz iktidarda olsak şu an yaşanan saçmalıkların hiçbirisi olamaz. Ama buna izin verdik diğer taraftan. Burada kişisel bir sorumluktan bahsetmiyorum ama ülkede olanlardan utanıyoruz. 'İnsanlar iyi şeylere, iyi yaşamaya layıktır' diyen bir partiyiz ama bu ülkede, dünyada olup bitenlere baktığımız sinirimiz bozuluyor. 'Biz elimizden geleni yaptık' demez devrimciler hiçbir zaman. Ama hukuken bizim hiçbir sorumluluğumuz yok olanlardan.
('Kılıçdaroğlu 'dostlarımızla iktidar olacağız' diyor. TKP de dostlarıyla bu süreçte bir aday çıkartacak mı, ne yapacak?) Seçimler her şey değil ama seçimleri kapsamayan bir ittifakı kimse ciddiye almaz. Önümüzde toplumun çok önem verdiği bir seçim var. Bu seçimin çok farklı işlevleri olmalı: bir yandan bu ülkenin bu düzene mahkum olmadığını göstermek lazım, öte taraftan AKP'nin gitmesi lazım. Çünkü AKP'nin gölgesinin artık siyasetin, toplumun üzerinden kalkması lazım, çünkü artık tartışamaz hale geldik. 'Haklısınız ama şu gitsin'... Bir nesil Erdoğan'la büyüdü, bu çekilir bir şey değil. Bu nedenle çok görevli bir dönem bekliyor bizi, biz de sorumluluklarımızı biliyoruz, yerine getireceğiz. Seçimleri içermeyen bir siyasi proje olmaz, onu söyleyeyim, o kadar da değil.
(Millet İttifakı'yla ilkeler özelinde birleşilirse seçime giderken bir ikna ve buluşma mümkünü doğar mı?) Hayır TKP Millet İttifakı'nın yanında dahi olamaz. AKP'den bıkan kitleler, hatta AKP'li olup yoksullukla boğuşanlar dostumuz, kardeşimiz. CHP'de çok sayıda dostumuz var. Bunlar ayrı. Millet İttifakı bir sermaye projesi. Biz TKP'yiz. Onlarla yanyana gelemeyiz. Kavga ederiz demiyorum ama birlikte Türkiye'ye bir şey sunmak mümkün değil. AKP'ye karşı olmak bu anlamda bize yetmiyor. Hele hele AKP'de siyaset yapmış kadrolarla... Millet İttifakı'na bir bakın, ağırlık noktası Milli Görüş: Saadet, Deva partisi. Akşener de sütten çıkmış ak kaşık değil. Net söylüyorum: TKP Millet İttifakı ile dolaylı ya da dolaysız yanyana olamaz. Bunu AKP'nin ekmeğine yağ sürmek' olarak tanımlayacaklara da söyleyecek çok ağır sözlerimiz var. 19 yıldır AKP'nin ekmeğine ne zaman, kimin yağ sürdüğünü yüzlerine çarparız.
(Biden Erdoğan görüşmesi önemli mi? Bu görüşmeden iki taraf da memnun gibi sunuluyor, ne oldu sizce?) Ben bu görüşmeyle ilgili bazı programlar izledim. Buralara Uluslararası ilişkiler alanında uzmanları, akademisyenleri çıkardılar. Benim eğitimim de bu yönde ama bu programları izleyince ülkemin üniversiteleri adına utandım. Bunu söylemek istiyorum. Profesör olmuş, uyduruyorlar, üstelik onursuzca uyduruyorlar. Olmadık anlamlar yükleniyor, yorumlar yapılıyor, büyütülüyor. Ayıptır, bunlar bilim insanı olacak.
Bu görüşmenin bana göre söylenen anlamıyor bir önemi yok. Zaten bu tür görüşmelerde önemli şeyler konuşulmaz. 63 dk deniyor, yarısı çeviri. Görüşenlerin sağlık durumlarını da hesaba katarsak temposu düşük bir diyalog olduğunu düşünebiliriz. Burada ciddi hiçbir şey konuşulamaz. Zaten diplomasi de ciddi konular ön hazırlık görüşmelerinde halledilir. O işi Türkiye'de yapanlar, Hulusi Akar, İbrahim Kalın, ABD'li yetkililerle her gün görülüyorlar. Dolayısıyla bu görüşmenin tek bir anlamı 'biz Biden'la görüştük' diyebilmekti, onu aldı Erdoğan. Onun dışında bir şey yoktu.
Bu da bir yurttaş olarak beni utandırıyor.
(Toplumda bir karşılığı var mı bu görüşmenin?) Bizim toplumumuzun batılı ülkelerle ilişkileri biraz değişik. Türkiye'de ABD sevilmez. Ama ABD ile ilişkilerin gerilmesi bir noktadan sonra 'eyvah işler yine karışacak, olan bize olacak' kaygısı yaratıyor. Topluma sorsak bir yandan küfür ederler ama 'iyi geçinelimcilik' daha fazladır. O yüzden Erdoğan ABD'ye bağırıp çağırdığında bir kesimi tatmin eder, diğer türlü başka kesimi tatmin eder. Ama ABD-Türkiye ilişkileri Erdoğan ve Biden'a bağlı değil. Çok daha köklü.
ABD Erdoğan'dan ne aldı? Erdoğan'ın uluslarası alanlarda işbirliğine açık olduğunu hissettirdi. Zaten öyle bir hale geldi ki: ABD'yle aslında en sorunlu başlıklarda işbirliği mesajı verdi, Suriye, Libya... İçeride üstüme fazla gelme, biraz da ekonomik olarak rahatlat, dışarıda istediklerini vereyim... Erdoğan'ın mesajı bu görünüyor. F35, S400 gibi somut başlıklar durmaya devam ediyor. Biden'ın da eli orada rahat değil ülkesinde.
(ABD, Erdoğan'a can simidi olur mu, yoksa Erdoğan sonrasına mı hazırlanıyor?) Bu kesin yanıt verilecek bir soru değil. Erdoğan bir muhalefetin hazırlandığını gördükçe giderek daha kullanışlı hale geliyor, taviz verme durumu artıyor çünkü. Bu açıdan faydalı olmaya devam ediyor.
Ama önümüzdeki dönem Erdoğan siyasi ömrünü uzatmak için bazı hamleler yapacak: Bunlar ekonomik olabilir, siyasi olabilir. Buralarda ne olacağını bilmiyoruz ama esas olan şu: Uluslararası ve yerli sermaye AKP dönemindeki kazanımlarını koruyacak, dengeli, problem yaratmayacak bir iktidar arıyor. Burada partilerden çok figürleri konuşurlar. O figürler üzerinden partileri yönetmek isterler. CHP'yi istedikleri çizgiye getirdiler. Bir Akşener figürü yaratıldı Babacan elde tutuluyor. Sermayenin hoşuna gidecek İmamoğlu var. Demek ki elleri rahatlamış durumda. Eskiden Erdoğan karşısına rakip çıkmıyordu, şimdi burada enflasyon var. Bu Erdoğan'ı üzüyor, karşısına kimin çıkacağını hala bilmiyor. Üstelik birden fazla güçlü aday var. Bu gücü sermayeden alıyorlar. Sermaye istediği aktörleri bulmaya başladı ama Erdoğan'ı bir gücü var: Risk alıyor... Hamle yapmaya cesareti olan birisi. Bu özelliği bir dönem daha onu kurtarır mı bilemeyiz.
Ama biz niye bunları tartışıyoruz, niye masayı devirmiyoruz? Öyle de başımız belada, böyle de belada!
(TKP neler yapıyor bu dönem?)
Biz bir yandan bu ittifakın oluşması için dost güçlerle görüşmeleri sürdürürken, bir yandan kendi çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Semt evleri TKP'nin önemli bir yer tutuyor. Ancak onun kadar bilinmeyen başka çalışmalarımız var, mesela bizim işyeri örgütlerimiz var, ama işten atılma tehdidini de gözeterek orada daha sessiz ve derinden çalışıyoruz.
Semt evleri TKP'nin dayanışmacı doğasına çok uygun bir çalışma oldu ve hızla yayıldı. Seninle yaptığımız son progrmdan bu yana 20'ye yakın semt evi açıldı.
TKP ülkenin önemli epey bir yerleşiminde örgütlü çalışma yürütüyor. Geniş bir bölgeye yerleştik. Bu yaygınlığı derinleşmekte kullanıyoruz: Yorgun olmayanları yanımıza çekip, yorgun olanları sarsıyoruz.
Semt evleri eğitimden hukuka, sağlığa, her şeyle ilgileniyorlar. Çok kıt kaynakları halk yararına nasıl kullanırız, bunu gösteriyoruz. En önemli avantajımız insanların bize güveni. Mesela yardım söz konusu olduğunda, 'sizin yerine ulatıracağınızdan eminiz' deyip getiriyorlar. Bakınca muhafazakar insanlar! Bu büyük sorumluluk, bunu boşa çıkaramayız.
Semt evleri bizim için sadece bir örgütlenme aracı değil, bir yaşam modeli ortaya çıkardı. İnsanların yanana geldiğinde nasıl bir enerji yaratabileceğini gördük, gösteriyoruz. 'Bu halktan hiçbir şey olmaz' diyenleri buralara davet ediyoruz. İnsan boyun eğmiyor, mutlaka bir yerden kendini gösteriyor. Yapacak çok işimiz var.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.


