Sayfa yolu
Kehribar taşı yüzüklüler Papa ve Patriği kınayabilir mi?
Yayın Tarihi: 08.11.2025 , 00:13 Güncelleme Tarihi: 08.11.2025 , 12:45
Mistik objeler listesinde yüzüğün özel bir yeri var. Bir aksesuar nesnesi olmanın ötesinde simgesel değeri de olan yüzük, her niyete göre yenilen muz misali, şekilden şekle sokularak, sahip olunmak istenen amaca uygun bir algı nesnesi olarak kullanılır. Bazı durumlarda yüzük, yüzüğü takan kişinin estetik anlayışını ve dünya görüşünü ifade etmekten öte anlamlarla da yüklenir. Örnek olsun: Fantastik edebiyatın popüler eserleri arasında sayılan J.R.R.Tolkien’ın Yüzüklerin Efendisi eserinde Gandalf’ın, Bilbo’nun ya da Frodo’nun taktıkları yüzükler birbirinden bambaşka anlam ve simgelere sahiptirler. Yüzükler, onu takan kişilerin kişilik ve yönelimlerini dışa vurmaktan öte, doğrudan kişilerin anlam dünyalarını belirler, onlara hükmeder. Kişi, yüzüğü takmamış, yüzük kişiyi esir almıştır adeta. Bir tür gerçeğin imajının, gerçeğin kendisini belirleme hali.
Fantastik edebiyatın kafkaesk figürlerinin en az on kat daha fantastik olanları arasında açık ara önde yer tutan Türkiye sağının kanaat önderi etiketli figürlerinin parmaklarına iliştirdikleri kehribar taşlı yüzüklerini anmadan geçmek olmaz. Muhtelif boyutlarda üretilmiş bu kehribar taşlı yüzük müdavimleri, ekranlarda izleyicinin gözüne sokarcasına salladıkları ellerinde, hamasi söz söyleme zanaatının bilumum örneklerini veriyorlar. Yer yer ekranın önündeki kimi kroki ve haritalara yönelerek, at nalı büyüklüğüne yaklaşmış kehribar taşlı yüzüklü ellerine aldıkları vileda sopalarıyla kamuoyuna fevkalade mühim sırların izahını yapmaktadırlar. Kehribar taşlı yüzük sahibi kanaat önderi kılıklı sağcılara göre Vatikan ve Fener Patrikliği kocaman sırlara sahiptirler. Normal bir ölümlünün bu sırlara ulaşması neredeyse imkansızdır. Ama şükür ki kehribar taşlı yüzük sahibi Türk sağcıları vardır da tüm bu sıraları deşifre ederler!
Marx, Yahudi Sorunu adlı eserinde Yahudi’nin sırrının onun dininde değil, gündelik hayatında aranmasını salık vermişti. Yahudi denilen kişi ne yer ne içer? Hayatını nasıl kazanır? Mülksüz müdür, mülk sahibi midir? Tabii bu yalın ama gerçek sorulara yanıt aramanın sözü geçen kehribar taşlı yüzük sahibi “kanaat önderler”i açısından hiçbir önemi yoktur. İnsanlar arasındaki ilişkiler dinsel aidiyet kavram setlerine göre oluşturulmuştur ve milletler de bu din savaşlarının piyadeleridirler.
Yerleşik düzenin ilahlarına tapan kehribar taşı yüzüklü yalaka zevata göre, Papa XIV. Leo ve Patrik Bartholomeos’un üzerinde anlaştıkları 1700 yıl kadar geçmişe götürülebilecek projeye göre, Türkiye’nin Hristiyanlaştırılması için son derece sinsi bir plan hayata geçirilecektir. Okul Sıkıntısı romanında Daniel Pennac, “Tanrıyı güldürmek istiyorsanız ona projelerinizden bahsedin” diye yazar. Yerleşik düzen ilahlarına tapan bu zavallı kehribar taşı yüzüklüler kendi tanrılarını bile bırakın güldürmeyi kahkahaya boğacak kadar ayarsız bir hayal gücüne sahip olduklarını göstermekten geri kalmıyorlar.
Yalan söylemenin, cinsiyetçiliğin, şovenizmin ödüllendirildiği bir egemen medya atmosferinde kehribar taşlı yüzüklüler halkımıza yol gösterebileceklerini pervasızca iddia edebilmektedirler. Kendi işgalciliklerini kutsayan bu ‘ilim adamı’ sıfatlı medya maymunlarına göre, emperyalizm Türkiye’yi Hristiyanlaştırmak istemektedir. Emperyalizm diye kınadıkları belirsiz tanım ise, kendilerinin de üyesi oldukları ve üyesi olarak kalmayı şiddetle savundukları başını ABD’nin çektiği kapitalist dünya düzeni! Hamaset mizansenlerinde pek yetenekli bu kehribar taşı yüzüklü düzen soytarılarına göre, Hristiyanlık emperyalist siyasette alet edilen bir dindir. Daha da önemlisi, Hristiyanlık ya da Yahudilik emperyalizmin kendisidir! Ancak bu, İslam için söz konusu olamaz. Hristiyanlık emperyalizmle özdeşleşmiştir adeta. Ama İslam fetihçiliği için böyle bir şey söylenemez, bu bakış açısına göre.
Din-siyaset ilişkisinde atla arabanın yeri
Kehribar taşı yüzüklü zevatın gerçekçi bir tarafı da yok değildir. En azından tersten kurulan denkleme göre bir gerçekçiliklerinin var olduğu varsayılabilir. Siyaset-din ilişkisinde, dinin belirleyiciliğini başa yazarlar. Ancak şu ya da bu dinin kendi içinden türeyen ayrılık ve ayrışmaları anlamlandırma başlığında bu şablon işe yaramaz. Ama nafile! Çünkü bu çerçeve içinde kalma konusunda da sistematik bir tutarlılıkları söz konusu olmaz. Din, siyasetin kendisidir, bu bakış açısına göre. Ama aynı zamanda her şey ekonomik fayda esasına dayanır. Burada bir çelişki aramayın, çünkü çelişki bu siyasal elitlerin fıtratıdır! Yine de yer yer dinin siyasetin araçlarından biri olduğu gerçeğini kabul etmeleri sözü geçen toplam açısından yabana atılmamalıdır. Ama dinin hangi siyasetin aracı olduğu konusunda verecekleri yanıt istisnasız egemen sınıflar lehine olacaktır. Sınıflar üstü bir “biz” varızdır ve kutlu amaçlar için fethe çıkarız!
Kehribar taşı yüzüklü teopolitikçilere göre, Kasım sonunda İznik’e gelecek olan Papa’nın özel planlamaları için hazırlanan ayine karşı bir şeyler yapılmalıdır. Tabii, AKP hükümeti her şeye hakimdir, kaygıya yer yoktur. Olsun, yine de hatırlatmak isterler. Devlet büyüklerinden alacakları bir aferin de bir aferindir!
Papa ziyareti Katolik-Ortodoks ayrışmasına son verebilir mi?
Hristiyanlık içi 1054 Büyük Ayrışması’nın Papa’nın ay sonu gerçekleştireceği İznik ziyareti ile aşılacağına dair en küçük bir emare bulunmamaktadır. Belki bu yolda küçük bir taş deşenmiş olabilir. En azından Hristiyanlığın iki büyük kilisesinin muradı bu yönde olabilir. Ancak sözü geçen ayrışma dinsel kaynaklı olmadığı gibi, iyi niyet temennileri ve birkaç ortak dua seremonisi ile de aşılacak değildir. Zira Roma İmparatorluğu’nu Batı ve Doğu olarak ayıran iktisadi-siyasi parametreler dönemin egemen ideolojisini temsilen din görünümü üzerinden kendisini ifade etmişti. Ayrışmanın teolojik kılıfı uydurulabilse dahi sözü geçen ayrışmaya zemin sağlayan zemin buharlaşalı çok oldu. Kiliselerin Aydınlanma ve Bolşevizm düşmanlığı bile ayrışmaya son vermeye yetmemişti.
1917’de Rusya’da Ekim Devrimi Bolşevikler tarafından gerçekleştirildiğinde Vatikan büyük bir mutlulukla karşılamıştı bu gelişmeyi. Çarlığın elinde devlet kilisesine indirgenmiş bir kilise vardı ve Katolikler’den nefret ediliyordu. Sezaropapizm’den kurtulmuş olmanın sevinci komünistlere sempati ile bakılmasına yol açmadı tabii. Dönemin Papa’sı XV. Benedikt, Bolşeviklerin iktidarda “geçici” olduklarına inanıyordu. Umdukları gibi olmayınca, Bolşevik iktidarı resmi olarak tanımak için de gerekli adımları attılar. Rivayete göre, dönemin Papa’sı XV. Benedikt’in ölüm döşeğinde heyecanlandıran şey, Ortodoksluğun yeniden Katolikliğe bağlanacağı umudu imiş.
Bugün açısından Hristiyanlığın iki büyük mezhebinin iki ayrı din haline gelmiş yapısı birleşmeye olanak sağlamayacağı gibi, murad edilen de bu değil. İki kilisenin yakınlaşmasını en çok isteyen güç ABD ve Avrupa Birliği’dir.
Papa ziyareti, kehribar taşı yüzüklü medya şaklabanlarının iddia ettiği üzere İslam’a karşı Hristiyanlığın Haçlı Seferi değildir. ABD’nin kaptanlığında kurulan bölgesel yeni normalliğin dinsel ayağının oturtulmasına dönük bir girişim olarak planlanmıştır. Bu süreçte Fener Patrikliği ’ne hacminin çok üzerinde bir rol tanımlaması yapılacaktır. Büyük ihtimalle de Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması için gerekli mıntıka temizliği AKP iktidarı ile kotarılacak gibi görünmektedir. Heybeliada Ruhban Okulu’na yurt dışından öğrenci kabulü, 80’ini aşmış Bartholomeos sonrası için ABD’nin istediği bir kişinin getirilmesi için de elzem olacaktır. Kehribar taşı yüzüklü “kanaat önderi” soytarıların “emperyalizm” kavramını ağızlarına alamazlar. Çünkü kendilerinin savundukları siyasetin emperyalizmin maşası ve iş birlikçisi olduklarını anlamalarını beklemek yararsız bir beklenti olacaktır. Takılsın kehribar taşı at nalı yüzükler, uzatılsın kroki üzerindeki vileda sopaları!
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.