Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kavgaya adanmış bir ömür: İbrahim Bulut

Yaşamımıza ve mücadelemize kattıklarını konuşmayı, seni tanıma şansı olamamış yoldaşlarımıza seni anlatmayı ve elbette her 29 Ekim’de cumhuriyetimizin kuruluşunu kutlarken doğum gününü de kutlamayı unutmayacağız...

Cenk Öner

Yayın Tarihi: 18.05.2026 , 00:53

İbrahim Bulut yoldaşımızı bundan altı sene önce, 2020 yılında 18 Mayıs’ı 19 Mayıs’a bağlayan gece kaybettik.

Onu tanıyan her insan gibi bu kaybın büyük ve boşluk bırakan bir kayıp olduğunu düşünüyor ve hissediyorum...

Geçen altı yılda bu yönde pek çok yoldaşımız ile sohbetler ettik, bu hissiyatı paylaştık.Yaptığımız anma etkinliklerinde onu yakından tanıyanlar anılarını anlattı, bize ve mücadelemize kattıklarından bahsettik.

Temsil ettiği tüm iyilik ve güzelliği ile, güçlü insani özellikleri ile onu seviyor ve sayıyorduk. 

Kuşkusuz bu olumlu özellikleri devrimci mücadeleye olan bağlılığının, bu mücadeledeki uzun ve büyük emeğinin ve bunun şekillendirdiği kişiliğinin sonucuydu. 

1962 doğumlu olduğu için henüz 60’ını görmeden 58 yaşında kaybettik İbrahim abiyi.

Bu kısa sayılabilecek hayatında büyük altüst oluşlara şahitlik etmiş, ülkenin sol mücadele tarihine çok erken yaşlarda dahil olmuştu. 

Mücadele ettiği yaklaşık 45 yıllık dönem 12 Eylül öncesindeki birkaç yıl dışında karşı devrimin galebe çaldığı bir dönem olduğu halde boyun eğmeden ve bir adanmışlıkla ömrünün sonuna kadar mücadelesini sürdürdü.

Cenazesinde Kemal Okuyan yoldaşımızın ifade ettiği gibi henüz çocukluğunu yaşayamadan bir kavganın içerisine girmişti. 10'luyaşlarında iken memlekette yükselen sol, sosyalist mücadelenin içinde bir nefer olmuştu, 12 Eylül öncesinde cezaevi ile tanıştı.

Darbe sonrasında uzun süreler değişik cezaevlerinde kaldıktan sonra 90’lı yıllarda yeniden sosyalist mücadeleye dahil olma arayışı ile değişik partilerin içinde bulundu.

Kendi anlattıklarından hareketle 90’lı yılların sonunda izlediği Sosyalist İktidar Partisi'nin farklı olduğunu anlamıştı ve ilgiyle onları izlemeye devam etti.

2001 yılında TKP isminin alınması ile onun için taşlar yerine oturmuştu.

1970’li yıllardan itibaren ilişkili olduğu TKP, 80’li yıllarla birlikte likide olmuş ve varlığını sonlandırmıştı.

Gelenek hareketi olarak kendi kulvarını açan bir hareket, 12 Eylül sonrasında ideolojik, politik ve örgütsel bir yeniden inşa sürecinden sonra TKP ismini alıyor, ülkenin dört bir yanında komünist ismiyle siyaset yapma yasağını ortadan kaldırıyor, il, ilçe binalarına tabelalarını asıyordu. Koşullar yeniden uygun hale geldi, partisine katıldı. Memleketin komünist partisi yurtseverleri göreve çağırıyordu.

2002 yılının Haziran başında İzmir’de yapılan Nâzım Şenliği, partisinin yeniden ayağa kalktığının İzmir’deki çağrısı gibi olmuştu.

Kısa sürede tecrübesi ve çevresindeki öncü etkisi ile il komitesinde sorumluluk alarak öne çıktı, ardından İzmir İl Başkanı sorumluluğunu aldı.

Bu süreçte hem İzmir’de hem Ege Bölgesi'nde pek çok eski tarihsel TKP üyesinin partilerine yeniden katılmalarına veya yaklaşmalarına, çevresinde öbeklenmelerine önayak olanlardan birisi oldu.

TKP İzmir Örgütü'nün 2002-2007 yılları arasındaki büyümesine önemli bir katkı sundu.

Kendi adıma 2002 yılında kendisini tanıdım, 2006 yılından itibaren de birlikte aynı örgütte çalışma şansım oldu.

İbrahim abiyi o dönem içerisinde hem TKP İzmir İl Örgütü'nde bir öncü hem de İzmir’de Parti'yi dışa dönük toplumsal ilişkiler içerisinde temsil eden güçlü bir kişilik olarak hatırlıyoruz.

Pek çok yoldaşımız ona baktığında güven duygusunu yoğun olarak hissediyordu. Daha genç yoldaşlarımız, öğrenciler onu âdeta bir baba olarak görüyor, böyle ilişkileniyor, böyle de tarif ediyordu. Bunda kuşkusuz naif ve yumuşak kişiliği ile birlikte heybetli görünüşü ve gitgide beyaza çalan saçları da etkiliydi.

Orta ve daha ileri yaşta pek çok partili ile samimi ilişkiler ve dostluklar geliştirmişti. Bu dostluklar birçok yoldaşımız üzerinde unutulmaz izler bırakmıştı. O dönemden çok sayıda partilinin belleğinde bunlar mutlaka halen yer tutuyor ve tutacak.

Çocukluğundan beri cezaevleri hariç hayatının tamamını İzmir’de geçirmiş olması, İzmir’i çok iyi biliyor ve tanıyor oluşu, yaygın bir çevresinin olması onu toplumsal açıdan da güçlü kılıyordu. Bunun avantajlarını parti olarak sokakta yaptığımız eylemlerde, çalışmalarda, bazen diğer sol ile ilişkilerde değişik kereler gördük. Diğer soldan pek çok yönetici onu tanıyor, saygı duyuyordu.

2007 1 Mayıs‘ında yaşananlar onun öncü ve deneyimli bir partili olarak etkisine örnek olarak gösterilebilir.

1977 1 Mayıs’ının 30. yılı vesilesi ile sendikaların Taksim çağrısı söz konusuydu. Bu ortamda ülkenin birçok noktasından Taksim 1 Mayıs’ına katılmak amacıyla pek çok sol, sosyalist örgüt yola çıkmıştı. TKP İzmir İl Örgütü olarak bizler de otobüsler ile geceden yola çıktık. İstanbul’a yaklaştıkça çevirmeler, kimlik kontrolleri artıyordu. İstanbul’dan ve çevre illerden gelen haberler de tam bir devlet terörü uygulandığı yönündeydi. Taksim’e dönük bir abluka vardı ve İstanbul’da birçok meydanda toplananlara polis saldırısı oluyordu. Biz de Yalova’dan feribota bindik, Eskihisar’a geçip İstanbul’a giriş yapmak ve yoldaşlarımızla buluşmak niyetindeydik. Ancak feribotumuz bir anda denizin ortasında motorlarını durdurmuş, feribotun etrafını sahil güvenlik botları sarmıştı. Feribotta TKP İzmir İl Örgütü dışında diğer soldan, değişik yapılardan çok sayıda kişi de vardı. Bir anda bir kaos ortamı oluşur gibi oldu ama İbrahim yoldaşımız bütün feribotu âdeta bir kaptan gibi yönetti. Kaptan köşküne yönelip gelen emir üzerine feribotu durduran emekçilere bazı kişilerin gösterdiği tepkileri, diğer soldan pek çok kişinin aklına estiği gibi davranmasını vb. hepsini olması gerektiği gibi yoluna soktu. Kısa süre içinde feribottaki herkes ne yapılacağı konusunda ona bakıyordu. 1 Mayıs kutlaması feribotta başlamıştı.

Partinin düzenlediği etkinliklerde, pikniklerde il başkanı olarak konuşma yapıyordu, bu konuşmalar çok etkili oluyordu. Yine bir parti pikniğinde yaptığı bir konuşmayı parti üye ve dostları dışında yakın civarda piknik yapan vatandaşlar da dinliyordu. Konuşma sonrası yanına gelen üç dört kişi ile hemen sohbet etmeye başlamış, pikniğin sonunda arkadaş olmuştu.

Aklıma gelenlerden bir diğeri de şu;

2013 Aralık sonuydu, Gezi’nin sıcaklığı devam ediyordu,17-25 Aralık süreci de patlak verince yine her gün eylemler, yürüyüşler oluyordu. Çeşitli sol yapılar değişik güzergâhlarda yürüyorlardı. Gündoğdu Meydanı'nda bir süre hep beraber kalındıktan sonra il binamıza doğru yürüyüşe geçmiştik. Kısa bir süreliğine başka bir sol yapıyla yan yana yürüdük, içlerinde yüzleri maskeli ve büyük ölçüde kapalı olan ve bazı itici davranışlar içinde olan bir grup da vardı. Bir noktadan sonra yolumuz onlarla ayrıldı ve il binamızın önüne geldik. Orda İbrahim abi bir konuşma yaptı. "Devrimciler bu ülkenin onurudur, devrimcilerin yüzlerini kapamaya ihtiyacı yoktur" demişti.

"Komünistlerin alnı ak yüzleri açıktır" diye başladı ve mücadelemize dair yine etkili bir konuşma yaptı.

Böyle dobra, açık ve gerektiği yerde gerekeni söyleyen birisiydi.

İbrahim abi ile başka pek çok anı, anekdot anlatılabilir. Mutlaka çok daha fazlası vardır.

Ancak mutlaka şunu söylemek gerekir.

Bu partinin bir üyesi, dostu veya onun bir konuşmasını, sözünü dinleyen bir yurttaş sosyalizm mücadelesinin önemini ve ciddiyetini anlar, bunun üzerine düşünür ve bu mücadelenin insana dair bir mücadele olduğunu hissederdi. Bu ülkede kararlı, güven veren ve sözü net olan bir komünist partisi olduğunu bilince çıkarırdı. Kişisel hayatında yeri geldiğinde son derece muzip ve şakacı olabilen İbrahim abi, partili mücadelede taşıdığı ve yansıttığı ciddiyet ve ağırlık ile bir referans noktasını temsil ediyordu.

2009 yılı olduğunu hatırlıyorum, o zaman aylık çıkan Komünist dergisinde bir söyleşi vermişti. O söyleşide partide alınan sorumluluklardan ve o zamanki sorumluluğu olan Merkez Komite üyeliğinden bahsederken, "Bu partide en büyük rütbe üye olmaktır, bu mücadelenin bir neferi olmaktır" diye bir söylemi vardı. O söyleşide sosyalist mücadele içinde 12 Eylül sonrası da dahil olarak pek çok partide bulunduğunu, ama kendisini kelimenin gerçek anlamıyla şu an içinde olduğu TKP’de var ettiğini ve bunun gururunu yaşadığını anlatmıştı.

2014 yılında partinin yaşadığı krizin sonrasında TKP isminin teslim edildiği heyette yer alması ve o heyet adına TKP ismini geri aldığımız 2017 Haliç Kongresi'nde konuşma yapması partili mücadelede onu fiziken sağlıklı olarak gördüğümüz son uğraklar olmuştu.

Ne yazık ki, o lanet hastalık 2018’den itibaren onu etkilemeye başlamıştı. Mide kanserine yakalanmıştı.

2019 sonbaharından itibaren onu evinde, ablasının evinde, hastanede değişik kereler gördüm, ziyaret ettim. Bazı geceler hastanede refakatçi olarak yanında bulundum. Bu süre zarfında son zamanlarında dahi bir karamsarlık veya olumsuzluğu ifade ettiğini, dışarı vurduğunu, şikâyet ettiğini ben görmedim, bu kolay bir iş değildi, farklı bir duruşu gerektiriyordu.

Bu fiziksel kötüye gidişe rağmen motivasyonunu, duruşunu bozmadan geleceğe dönük inancını yitirmeden tedavisini sürdürüyordu.

Gerçekten sağlam durmak ne demek bunu göstermişti.

Yeni çıkan yayınları, Kemal Okuyan yoldaşımızın Devrimin Gölgesinde kitabını istemişti, götürdüm.

Ağrılarından dolayı okumakta zorlandığını söylüyordu, belki tek şikayeti bu olmuştu.

İbrahim abi ile sağlığında yaptığım sohbetler, örgütsel olarak onun sorumluluğuna bağlı olarak çalışmamız beni hem anlık hem de kalıcı olarak ileri çekti, motivasyonumu hep yüksek tutmama katkı sağladı. Eminim onunla çalışan ve tanışan diğer yoldaşlarımız da aynı şeyi söyleyecektir.

Beraber olduğumuz anlarda ondan hep güç aldım. Hâlen o gücü almaya devam ediyorum.

Kitaplığımda cenazesinde dağıtılan ‘’İbrahim’e sözümüz devrim olacak" yazan yakamıza iliştirdiğimiz fotoğrafı duruyor.

Bize düşen sözümüzün gereğini yerine getirmek için mücadelemizi daha çok büyütmek olacak…

Mücadelemize güç vermeye devam ediyorsun İbrahim abi...

Yaşamımıza ve mücadelemize kattıklarını konuşmayı, seni tanıma şansı olamamış yoldaşlarımıza seni anlatmayı ve elbette her 29 Ekim’de cumhuriyetimizin kuruluşunu kutlarken doğum gününü de kutlamayı unutmayacağız...

Sevgiyle, saygıyla...


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.