Breadcrumb
Karadeniz’de gemilere yapılan saldırılar, NATO’dan Montrö’ye önemli hususları akla getiriyor
Yayın Tarihi: 02.12.2025 , 14:39 Güncelleme Tarihi: 02.12.2025 , 14:53
Türkiye açıklarında Ukrayna’nın ticari, yani sivil gemileri vurmaya başlaması, yıllardır sınırları zorlanan Karadeniz’in güvenliği meselesinde yeni bir eşiğin aşıldığına işaret ediyor olabilir.
Geçen hafta Türkiye açıklarında Kairos ve Virat isimli iki ticari gemi, Ukrayna’ya ait insansız deniz araçları vasıtasıyla vuruldu. Gemiler Gambia bandıralıydı ancak ABD yaptırım listesindeki bir Rus şirkete ait oldukları, Rusya’nın yaptırımların etrafından dolanmak için yarattığı “gölge filo”nun parçası oldukları öne sürüldü.
Ukrayna ardından Rusya’nın Karadeniz kıyısında bulunan bir ham petrol depolama tesisini vurdu.
Son olarak bugün, Midvolga-2 isimli tanker yine Türkiye açıklarında saldırıya uğradı. Gemi, Rusya’dan Gürcistan’a ayçiçek yağı taşıyordu.
Bir haftaya sığan gelişmeler, Türkiye ve Karadeniz’in yakın geleceği konusunda önemli hususları akla getiriyor.
Mavi batan
Öncelikle, gemiler, Türkiye karasularında vurulmadı. Münhasır ekonomik bölgede vuruldu. Türkiye, saldırılara dair kaygısını dile getirdi, ancak saldırıları, Kremlin Sözcüsü Dimitriy Peskov’un dediği gibi “Türkiye’nin egemenlik haklarına bir saldırı” olarak algılamadı, “benim sularımda böyle bir eylem yapamazsın” pozisyonu almadı.
İlk sonuç burada görülebilir: “Mavi Vatan” tezleri, tam da esasen uluslararası sular sayılan bu münhasır ekonomik bölgeye dair iddialar ortaya atarken, bir yandan da buradaki Türkiye’nin egemenliği olduğunu öne sürmekten ibaret. Karadeniz’deki durum, Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesine tekabül eden uluslararası sularda gemilere saldırı olduğunda “sesimizi çıkarmazsak mavi vatan yatar” değil, “kaygı duyarız ama batan batar” dediğini gösterdi.
NATO kafa
Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında iki taraf benzer saldırılar düzenlemişti, fakat saldırılar genelde birbirlerinin karasularında yaşanmıştı. Bir hafta içinde üç gemiye Türkiye açıklarında saldırılması, “yeni bir karar mı?” sorusunu gündeme getiriyor.
Sorunun yanıtına dair en güçlü aday, NATO’nun yakın zamanda yaptığı toplantıda aldığı “önleyici saldırı” kararı.
NATO Askeri Komitesi’nin başındaki Giuseppe Cavo Dragone, geçen hafta Financial Times’a verdiği demeçte ABD liderliğindeki askeri bloğun “daha saldırgan” davranması ve Moskova’yla ilişkilerinde “önleyici saldırıları benimsemesi” gerektiğini duyurmuştu.
“Normal düşünme ve davranma tarzımızdan biraz uzak olsa da önleyici saldırıları birer savunma eylemi olarak görmeliyiz” diyen Dragone, bir amiral.
Dolayısıyla NATO’nun askeri şefi olan amiralin bu açıklamasından hemen sonra Karadeniz’de arka arkaya saldırılar olması ve Türkiye’nin saldırılar karşısında “fazla soğukkanlı” bir tavır alması, planın NATO’da üyelerce tartışılmış olması olasılığını güçlendiriyor.
Montrö darboğazı
Karadeniz, tüm dünyadaki denizler arasında sıradışı bir konuma sahip: Uluslararası bir deniz, fakat elini kolunu sallayan askeri güç buraya giremiyor.
Bunun sebebi, esas olarak, genç Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği’nin bastırmasıyla Boğazlar’da Türkiye hakimiyetini tesis eden ve Karadeniz’i dış askeri güçlerin keyfiyetine kapatan Montrö Sözleşmesi.
Montrö imzalandığında, anlaşmanın ruhu, Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin dışarıya karşı güvenliğini sağlamaktı. Türkiye ve Sovyetler dostane ve yakın ilişkilere sahipti. Kıyıdaş ülkeler arasında savaş ihtimalinden çok, denizden komşu ülkelerin, Batılı emperyalist devletlere karşı savunması gözetiliyordu.
Bugün Karadeniz’e kıyısı olan altı ülkeden üçü, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan NATO üyesi. İkisi, Ukrayna ve Gürcistan, NATO’ya üye değil, ama yakın ilişkili. Kıyıdaş ülkelerden yalnızca Rusya, NATO’yla ilişkiye sahip değil.
Türkiye, geçmişte de dönem dönem Montrö’yü çiğneyecek şekilde NATO’ya ve ABD’ye bağlı kimi gemilerin Karadeniz’e girişine izin vermişti. Bunlar Rusya’dan tepki görmüştü, Karadeniz’in askerileştirilmesi sıklıkla tartışma konusu olmuştu.
Son bir haftada yaşananlar, bu açıdan da bir eşiğin aşıldığına işaret ediyor olabilir.
Sovyet talebi
Konu, geçen haftalarda sosyal medyada çeşitli vesilelerle yeniden tartışma konusu olan, “Sovyetler Birliği İkinci Dünya Savaşı bitince Türkiye’den toprak istedi” iddiasını da akıllara getiriyor.
Soğuk Savaş dönemi çalışan akademisyenler, Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde Türkiye’nin üzerine gitmesinin savaş boyunca Nazi Almanyası ve faşist İtalya’ya verilen zımni desteğin karşılığı olduğu, toprak talebi iddiasını iki tarafın da ciddiye almadığı ama Sovyetler’in esas gündeme getirdiği konunun Boğazlar’ın güvenliği konusunda yeni kararlar almak olduğu fikrinde ortaklaşıyor.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yakın ilişkiler sürdüren iki komşunun bu noktaya gelmesinin sebebi, Türkiye’nin, Nazi Almanyası ve faşist İtalya’ya ait gemilerin Karadeniz’e girip Sovyet donanmasına saldırılar düzenlemesine göz yumması olmuştu.
Karadeniz’in barışçıl bir uluslararası deniz olma niteliğinin kaybolması, Montrö Sözleşmesi’nin bağlamının da ortadan kaybolmasını, dolayısıyla Boğazlar’ın tapusunu Türkiye’ye veren bu anlaşmanın daha güçlü şekilde tartışmaya açılmasını beraberinde getirebilir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.