Breadcrumb
Joseph Jamison, Kemal Okuyan'ın 'Devrim' kitabı üzerine yazdı
Joseph Jamison
Yayın Tarihi: 14.11.2025 , 00:03
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın son kitabı "Devrim"in İngilizce baskısı, dünyada da ilgi çekti.
Kitapla ilgili olarak Marxism Leninism Today dergisinde bir değerlendirme yazısı yayımlandı. Makalenin yazarı, Joseph Jamison. Jamison, Türkiye'de de büyük ilgi gören, Sovyetler Birliği'nin çözülüşünün nedenlerini irdeleyen "İhanete Uğrayan Sosyalizm" kitabının Roger Keeran'la birlikte yazarı. Jamison, kitapta ve birçok yazısında "Thomas Kenny" mahlasını kullanmıştı.
Jamison'un Nilay Pamukkale tarafından Türkçe'ye çevirilen makalesini soL okurlarıyla paylaşıyoruz.
Devrim kitabının yazarı Kemal Okuyan, günümüz uluslararası komünist hareketinin sorunları hakkında açık sözlü biçimde konuşması ve yazmasıyla tanınır. 2023 Şubat’ında kaleme aldığı “Dünya Komünist Hareketi Üzerine Sesli Düşünceler” başlıklı makalesinde, özellikle Ukrayna Savaşı konusundaki farklı görüşler nedeniyle derinleşen dünya komünist hareketi içindeki bölünmeler üzerine önemli sorular ortaya atmıştı. Yazısında, komünist hareket içinde birliğin nasıl güçlendirilebileceğini tartışmış ve “Cesaretle tartışmamız gerekiyor” demişti.
Bu nedenle, Okuyan’ın Devrim kitabında yeniden karşımıza çıkan, önceki yıllarda yayımlanmış görüşlerine kısaca göz atmak yararlı olabilir. 2022 yılında Havana’da düzenlenen Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı’nda Okuyan, birçok komünist partinin devrimci pozisyonlarından geri çekilmesini açıkça eleştirmişti.
“Pandemi etkisini yitirdi ama bütün dünyayı etkileyen bir ekonomik kriz var; hayat pahalılığı milyarlarca kişinin öncelikli gündemi. Haber bültenlerinde bir nükleer savaşın gündemde olup olmadığı tartışılıyor. İşçiler çaresiz, gençler umutsuz. Öte yandan Komünistler çare ve umut olmak zorunda.
Kapitalizmi yıkma hedefini öne çıkartmadan çare ve umut olamayız. Komünistler boşluk bırakınca bunu popülist sağ, ırkçı hareketler ve hatta faşistler yapıyor. Sahte bir radikalizmle toplumdaki karamsarlıktan yararlanıyorlar.
Yoldaşlar, komünist hareketin çok uzun bir dönemine yayılan savunmacı stratejiler insanlığın bugün geldiği yol ayrımında tamamen çökmüş durumdadır. Bu konjonktürde güçler dengesinin açık bir biçimde işçi sınıfı, devrimci hareket aleyhine olması bu stratejileri haklı çıkarmıyor, tersine bu stratejileri mahkûm ediyor. Bugün tek tek ülkelerde komünist hareket ne kadar zayıf olursa olsun, sosyalizm seçeneğini güncel ve gerçekçi hale getirmekle yükümlüdür.
TKP Türkiye’de bunu yapmaya çalışıyor.”
2023 Ekim’inde Türkiye’de yapılan Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı’nda yaptığı açış konuşmasında ise şunları söylemişti:
“Yoldaşlar, bugün dünyanın geri kalanında işçi sınıfı hareketi neden gerilediyse Ortadoğu’daki gerileme de son tahlilde aynı nedenden kaynaklanıyor. Bu neden sınıf tavrının ve devrim perspektifinin terk edilmesi olarak özetlenebilir. Bugün Avrupa’da sağ popülizmin ya da aşırı sağın yükselişinin tek olmasa bile en önemli nedenlerinden biri solun bıraktığı boşluklardır. Kapitalizm sürekli olarak radikal yanıtlar gerektiren sorunlar üretmektedir. Çok farklı bir tarihsel, kültürel ve siyasal arka plana sahip olan Ortadoğu'da da aynı mekanizma işlemektedir. Siyaset boşluk tanımaz. Gerçek şu ki, yoksulların öfkesini bizden çalıyorlar.
Bunu kabullenemeyiz. Devrimin güncelliğini bir kenara koyduğumuz andan itibaren hata yapıyoruz. Sosyalizm hedefi olmadan ABD karşıtlığı bizi siyasal İslama ya da sözde ulusal burjuvazilere bir müttefik gözüyle bakmaya, demokrasiyi sosyalizmin önüne koymak bizi çoğu kez ABD ya da AB ile ya da başka burjuva güçlerle işbirliğine yöneltiyor. Bu bir kısır döngüdür.
Bu kısır döngü Irak’ta, Afganistan’da, İran’da, Türkiye’de, Mısır’da ya da Filistin’de olduğu kadar Avrupa’da, Latin Amerika ya da Kuzey Amerika’da da bizi tuzağa düşürüyor.”
Okuyan’a göre birçok komünist parti, stratejik “ara aşamaları” çoğaltma tuzağına düşmüştür:
“Önce demokrasiyi kurmak, önce bazı haklar elde etmek, önce parlamentoya girmek, önce faşizmi bir kenara itmek gibi hedeflerin birer kendini aldatma olduğu kabul edilmelidir. Bolşeviklerin en büyük başarısı, en zayıf anlarında bile devrimi, siyasal iktidarın ele geçirilmesini düşünmeleriydi. En büyük şansları ise, 1917’ye kadar Rusya’da onları baştan çıkaracak, burjuva siyasetine çekecek mekanizmaların olmamasıydı. Şubat 1917’de, tüm Rus devrimcilerini şaşkına çeviren bir durum ortaya çıktığında Lenin benzersiz bir müdahalede bulundu. Nisan Tezleri bu açıdan okunmalıdır. Eğer bu müdahale birkaç ay gecikseydi, Ekim Devrimi gerçekleşmeyebilirdi.”
Okuyan’a göre, komünist hareket Halk Cephesi fikrinin yanlış uygulanmasıyla zayıflamıştır. Halk Cephesi, 1933’te Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesiyle oluşan acil durum karşısında Komintern’in 1935’te kabul ettiği geçici bir savunma taktiğiydi; savaş sonrası dönemde kalıcı bir strateji çerçevesi haline getirilmemeliydi. Halk Cephesi, o dönemde faşizme yönelen orta sınıfları elde tutmayı amaçlayan — Birleşik İşçi Cephesi’nden farklı olarak — çok sınıflı bir yaklaşımdır. Onu yanlış biçimde uygulamak, ittifak politikasına zarar verir.
Okuyan ayrıca, bazı komünistlerin kapitalizmin bugünkü krizinin derinliğini küçümsediğini düşünüyor:
“Emperyalist sistem devasa bir çıkmaz, derin bir siyasi-ideolojik kriz yaşıyor; biz ise hâlâ Trump mı Biden mı daha iyi, Erdoğan gerçekten antiemperyalist mi, Rus kapitalizmi daha iyiye evrilir mi gibi anlamsız tartışmalarla oyalanıyoruz.”
Okuyan, “devrimin güncelliği”ni özellikle vurguluyor. Bu kavram, bir devrimci durumun şu anda var olduğu ya da devrimin hemen başlayacağı anlamına gelmez; dünyanın devrimin mümkün olduğu ve hatta bir anda patlak verebileceği tarihsel bir dönemde yaşadığı anlamına gelir. Okuyan’a göre “devrimin güncelliği”, karşılaşılan tüm sorunların devrimci bir çözüm gerektirdiğini ve bu çözümle bağlantılı olması gerektiğini ifade eder.
Okuyan’a göre, komünist partilerdeki reformizm genellikle sosyalizme giden yolda öngörülen tarihsel aşamaları arttırma eğiliminde kendini gösterir.
2023’te Marxism-Leninism Today’e verdiği röportajda şöyle demiştir:
“Dünya komünist hareketinde 1935’e dek ‘tutucu ve maceracı’ eğilimlerin egemen olduğu, fakat Komintern’in Yedinci Kongresi’nde yapılan tarihsel düzeltmenin bugün de geçerliliğini sürdürdüğü yönündeki varsayım, temelden sorgulanmalıdır. Komünist hareket, referanslarını devrimin güncelliği öncülüne dayanarak oluşturmak zorundadır. Sovyetler Birliği’nin savunulmasının çok özel ve devrimci bir görev olarak öne çıktığı uzun bir dönemin derslerini ve birikimini küçümsemek niyetinde değilim (bu dönem, 1945’te sona ermiş olmalıydı).
Ancak komünist partileri şu sonuca götüren kafa karışıklığından kurtulmalıyız: ‘Emperyalist-kapitalist sistem güçlü, dengeler işçi sınıfı lehine değil, o halde çıkış noktamız devrimin güncelliği olamaz.’”
Okuyan, tekel karşıtı talepleri ve mücadeleleri ya da aşırı sağa karşı talepleri ve mücadeleleri reddetmiyor. Ancak bunları sosyalizme giden nihai mücadeleden önceki birer yönetim aşaması olarak görmeyi reddediyor. İngilizcedeki “actuality” (güncellik) sözcüğü, bazı diğer dillerdeki kadar zengin çağrışımlara sahip değildir. Örneğin Fransızcada “les actualités” sözcüğü “güncel olaylar”, “o anın gelişmeleri” ya da “son haberler” anlamlarına gelebilir.
Okuyan, İngilizce’ye yeni çevrilen Devrim kitabında bu görüşlerini daha da geliştirir. “Aşama Aşama Devrimden Uzaklaşma” başlıklı bölümde şöyle yazar:
“Gelişmiş kapitalist ülkelerde burjuva devrimlerinin yarım kalması tezi biraz garip kaçacağı için oralarda sosyalizmi ertelemek için daha farklı gerekçeler icat edildi. Tekellerin kuşatılarak adım adım geriletilmesi ile ulaşılacak ‘ileri demokratik düzen’ fikri, marksizmin en temel ilkeleriyle çelişmesi bir yana, emperyalist sistemin gerçeklerine hiç ama hiç uymuyordu. Tez şuydu: Avrupa ülkelerinde halk özgürlüklere alışmış, gelişmiş bir demokrasi bilincine sahip olmuştu. Kitleler sınıf mücadelelerinin daha doğrudan ve sert biçimlerine uzak durabilirdi. Bu gerekçeden hareketle, en güçlü ve gerici tekellerin toplumun büyük çoğunluğu tarafından çevrelenmesi, demokrasi alanının genişlemesi ve ‘henüz sosyalizm olmayan’ ama ‘sosyalizme geçişi kolaylaştıracak’ olan bir düzene ulaşılmasının daha gerçekçi bir yaklaşım olduğu öngörülüyordu.
Neresinden tutsan elinde kalacak bir ‘strateji’! ‘’Biz devrimden vazgeçtik, düzeni değiştirmek de istemiyoruz’’ demenin başka yolları da vardı ama süslü laflarla marksizme ‘katkı’ yapmak bir dizi nedenle işlerine geliyordu.” (Sf. 168)
Aslında bu fikirler, Devrim kitabının ana tezini oluşturur: Oportünizmin, günümüz komünist hareketinin devrime ve devrimci perspektiflerine dair düşünce biçimlerine ince ama etkili bir şekilde sızması.
Okuyan, Devrim (14 bölüm, 230 sayfa) kitabında, Marx, Engels ve Lenin’in devrim üzerine klasik metinlerini ele alır ve bu metinler temelinde Fransa, Rusya, Almanya, Şili, Britanya, Küba, Portekiz, İtalya, Çin ve Türkiye’deki devrimlerin veya devrimci durumların tarihini inceler.
Türk devrimci deneyimine zaman zaman yaptığı göndermeler, muhtemelen çoğu ABD’li okuyucu için zorlayıcı olacaktır. Ancak kitabın büyük bölümü bilinçli olarak uluslararası bir bakış açısı sunmayı amaçlar. Sadece son bölümde, 90 milyondan fazla nüfusa sahip memleketi Türkiye’deki devrimci olasılıklara odaklanır.
“Zayıf Halka Bilmecesi” başlıklı bölümde, Okuyan, oportünizmin yararlı metaforlarda bile kendine inatla bir yol bulduğunu belirtiyor. Örneğin, Lenin Rusya’daki devrimi “kapitalist zincirin en zayıf halkasından kopması” olarak tanımlamıştı. Okuyan ise şunu vurguluyor: “Ne yazık ki, Lenin ve arkadaşlarının ‘devrimci bir inisiyatif’ amacıyla ve özel olarak Rusya’daki devrimci olanaklara işaret etmek için geliştirdikleri bir kavram zaman içinde gelişmiş kapitalist ülkelerde devrimci bir stratejiden kaçmak için kullanıldı.” Oportünizm, “Eğer sen Almanya ya da ABD gibi ‘güçlü halka’ ülkelerinden birindeysen, devrimin daha zayıf halkalarda, yani başka ülkelerde ortaya çıkmasını beklemelisin” görüşünü savunur.
Kısa bir incelemede, Okuyan’ın ele aldığı tüm konulara değinmek mümkün değil. Bölüm başlıklarına bir göz atmak, kitabın geniş kapsamını ortaya koyuyor:
1. Devrime Giden Yol: Tarihsel Koşullar, 2. Devrimci Durum: İstemek Yetmiyor!, 3.Toplumların Dengesizlik Hali: Devrimler Tetiklenirken, 4. Savaş ve Devrim: Neden Sonuç İlişkisi mi?, 5. Zayıf Halka Bilmecesi, 6. Sistem Çözülürken, 7. Devrim: Bir Sanat mı, Zanaat mı? 8. Kitleler ve Parti: Devrimin Diyalektiği, 9. Aşama Aşama Devrimden Uzaklaşmak, 10. Oy Hakkı, Devrim Hakkı 11. Devrim Verip Reform Almak!, 12. Ülkeyi Devrimle Buluşturmak.
Kitap, işçi sınıfı ve komünist hareket tarihine dair derinlemesine ve özgün yorumlarla dolu. Bunlardan birkaç ilginç örnek aşağıda yer alıyor. İlk olarak, Okuyan devrimi şöyle tanımlıyor:
“Sonuçta muazzam bir toplumsal enerjinin harekete geçtiği özel tarihsel kesitlerden söz ediyoruz. Emekçi kitlelerin o ana kadarkinin çok ötesinde devinmeye ve mücadele etmeye başlamasıdır devrim. Ama yalnızca ezilenler değil, bütün sınıflar diken üstündedir ve bunun bir uzantısı olarak bütün ideolojiler ve siyasetler canlanmış, hareketlenmiştir.” (sf.10)
Allende’nin Şili’si üzerine ise şöyle yazıyor:
“Allende Şili’sine bakalım. Başka şeyler bir yana, Halk Birliği iktidarının en büyük korkaklığı, ordudan başlayarak burjuva aygıtları olduğu gibi bırakması ve personel değişiklikleriyle karşı-devrim riskinin ortadan kalkacağını sanması olmuştur. Başkanlık sisteminin korunması da yine benzer bir yanlıştır. Sosyalizm meclisle, sovyetlerle, şûrayla, konseyle, özetle aşağıdan yukarıya uzanan bir emekçi halk temsiliyetiyle kurulabilir, başkanlıkla değil!” (sf.12)
“Sosyalist devrim kaçınılmaz mıdır?” sorusuna ise şu yanıtı veriyor:
“Evet, kapitalizm, emekçi halklar eğer onu zamanında ortadan kaldıramazsa, insanlığı ortadan kaldırabilir. Burada ne büyük göçleri, ne açlığı, ne iklim değişikliğini ne salgın hastalıkları kastediyorum. Bu tür derin krizlerin hepsinden ayağa kalkarak çıkabilir insanlık. Devrim biraz da kapitalizmin bela ettiği bu ölümcül sorunlar karşısında büyük insanlığın başkaldırısı değil midir ?
Kapsamlı bir nükleer savaş için ise aynısını söylemek çok zor. Ne yazık ki emperyalizm bizi böyle bir sonu hesaba katmak ve ona karşı mücadele etmek gibi bir zorunluluğa yöneltmiş durumda. Özetle, şöyle düzeltebiliriz ; insanlığın bir geleceği olacaksa, o komünizmdir.” (sf.19)
Okuyan, devrimlerden ve devrim eşiğine gelmiş süreçlerden yalnız komünistlerin değil, sermaye sınıfının da öğrendiğini söylüyor :
“Sermaye sınıfı da her defasında öğreniyor. Buraya aktardığımız örnekler onların uykusunu kaçıran cinsten. Sonra da birçok ülkede silahlı kuvvetlerin halkçı, devrimci tutum aldığına tanık oldular. Portekiz’de Karanfil Devrimi’ni istedikleri sınırlarda tuttular belki ama ordunun neredeyse bütünüyle anti-faşist bir tavır sergilemesinden dehşete düştüler. NATO ve ABD aklının ürünü olarak orduların şirketleşmesi, üst düzey subayların özellikle silah tekellerinin yüksek kârlarından pay almaya başlaması, çeşitli biçim ve ölçeklerde profesyonel orduya geçiş, kışlaların kent merkezlerinden ve işçi sınıfının bulunduğu yerleşimlerden uzaklaştırılarak askerin toplumdan soyutlanması hep aynı amaca hizmet etti. Bütün bu önlemlerin sömürücü asalak bir sınıfı kurtarmaya yetip yetmeyeceğini ise zaman gösterecek.” (sf. 114)
Devrimler, sadece devrimcilerin arzusuyla gerçekleşmez:
“Devrimler yapılmaz; insanların isteğine bağlı değildir. Devrimler, kurulu düzenin krize girdiği, teklemeye başladığı, sürdürülebilir olmaktan çıktığı anda gelişir. Ezelden beri o düzeni değiştirmek, yıkmak gerektiğini söyleyen toplumsal kesim, grup ya da partilerin varlığı çok önemlidir, bunların faaliyet ve örgütlenmeleri iz bırakır ama devrimler onlar istediği için değil, düzen sarsılmaya başladığı için kapıyı çalar.” (sf. 126)
Kemal Okuyan, 1962 yılında doğdu. Halen Türkiye Komünist Partisi'nin Genel Sekreterliğini yürütmektedir. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden mezun oldu. 1976-1978 yılları arasında TİP'in gençlik örgütlenmesinde çalıştı. 1979'da Sosyalist İktidar, 1986'da Gelenek dergisinin kuruluşunda yer aldı. 1992'de Sosyalist Türkiye Partisi'nin ve bu partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından Sosyalist İktidar Partisi'nin kuruluşunda Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.
Sosyalist İktidar Partisi'nin 2001 yılında Türkiye Komünist Partisi adını almasından sonra bu partide çeşitli sorumluluklar üstlendi. Birçok dergi ve gazetede yazıları yayımlandı. Şu anda düzenli olarak soL Haber Portalı ve Gelenek'e katkı koymaktadır.
Yayımlanmış eserleri şunlardır: Sovyet Dış Politikasında İlk Yıllar, “Ne Yapmalı”cılar Kitabı, Stalin’i Anlamak, Türkiye’de Sosyalizmin İktidar Arayışı, Sovyetler Birliğinin Çözü̈lü̈şü Üzerine Antitezler, Ergenekon ile AKP Arasında Sıkışan Sol, Türkiye Solunun Yurtseverlik Sınavı, Devrimin Gölgesinde: Berlin-Varşova-Ankara 1920. Son kitap İngilizceye çevrilmiş ve 2021 Mayıs’ında aynı sitede incelenmiştir.
Kısa bölümler ve alt başlıklar, kitabın okunabilirliğini artırıyor. İngilizceye yapılan çeviri başarılı ve akıcı. Okuyan’ın canlı, güçlü, halkçı ve neredeyse gazeteciliğe yakın üslubu İngilizceye de etkili bir biçimde yansıyor.
Dolayısıyla Devrim, Marksist-Leninist düşüncenin, devrimci hareketi zayıflatan oportünizmi açığa çıkarmaya ve kökünden sökmeye kararlı bir yazar tarafından yeniden sorgulanması ve teyit edilmesidir. Bu, ikna edici ve önemli bir kitaptır. Hak ettiği geniş okur kitlesine ulaşabilirse, yazarın “gerçekten cesur bir tartışma” olarak tanımladığı hedefe büyük bir katkı sağlayacaktır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.