Breadcrumb
İzmir’de eğitimde gericileşmenin izleri: ‘Vakıf temsilcileri, İl Milli Eğitim Müdürü gibi davranıyor’
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 08.02.2026 , 16:23
Geçtiğimiz haftalarda İzmir’in Buca ilçesinde cübbeli bir kişinin öğrencileri tekbirler eşliğinde Yeşilbağlar Camii’ne götürdüğü anlara ait görüntüler, son dönemde kentte laik ve kamusal eğitim tartışmalarını yeniden alevlendirerek eğitimde gericileşmenin seyrine dair daha geniş bir tartışmanın çıkış noktası hâline geldi.
İzmir’in de aralarında bulunduğu pilot illerin ardından 2023 yılından itibaren tüm ülkede hayata geçirilen “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi" (ÇEDES) uygulamalarıyla okullarda artan tarikat ve cemaat faaliyetleri vaka-i adiyeden sayılır hâle geldi.
Proje faaliyetlerine paralel biçimde, tarikat ve cemaatlerin yurt, kurs ve gençlik yapılanmaları üzerinden eğitim alanındaki varlığının da genişlediği görülüyor. Yine geçtiğimiz haftalarda yaşanan ve büyük tepki çeken Karabağlar ilçesindeki Menzil buluşması da bu tartışmayı harlayan gelişmelerden biri.
İzmir’de gericiliğin son birkaç yıllık panoraması
Ortada ise yerel yönetim ile iktidarın hamleleri ve boşluklarıyla oluşan, İzmir tablosunda yerli yerine koymamız gereken bir gericilik örüntüsü var.
Buca’da yaşananlara geri dönelim ve meselenin arka planına bakalım. Yenigün Gazetesi’nden Sıla Arabacıoğlu’nun haberine göre, öğrencilerin götürüldüğü Yeşilbağlar Camii’nin bulunduğu Kutlu Aktaş Parkı’nda Buca Belediyesi’nin 2018 yılında Levent Piriştina döneminde annelerin sosyal hayata katılımını desteklemek amacıyla yarı zamanlı okul öncesi eğitim merkezleri olarak açtığı Pırlanta Merkezleri projesinin dokuzuncusu bulunuyordu. 2019’da Erhan Kılıç’ın belediye başkanlığı görevine gelmesiyle bu anaokulu kapatılarak taziye evine dönüştürüldü.
Öte yandan, 2024 yılında Karabağlar ilçesinde Alevi yurttaşların yoğunlukta yaşadığı Uzundere Mahallesi’nde İsmailağa Cemaati’nin kaçak olarak inşa ettiği Kuran kursu ve öğrenci yurdu bugün hâlâ faaliyetine devam ediyor. İmar planında oyun alanı olarak görülen bir yerde, mahalleliden gizlenerek cemaat yurdu yapılması başlı başına bir skandalken, CHP’li Karabağlar Belediyesi’nin mahallelinin inşaata yönelik tepkisine rağmen yıkımı gerçekleştirmemesi ayrı bir skandal olarak ortada duruyor.
Aynı yıla, Çiğli’de bulunan Güzeltepe Mahallesi’nde açılmak istenen Süleymancılara ait yurt da damga vurmuştu. Çiğli Halk Temsilcileri Meclisi ve Güzeltepe Mahalle Meclisi’nde bir araya gelen mahallelinin örgütlü tepkisiyle kapısına mühür vurulan yurt, açılan davalara rağmen savcılığın soruşturmaya yer olmadığına dair takipsizlik kararı vermesi ve gizlilik kararı olmamasına rağmen dosyanın avukatlardan kaçırılmasıyla sessiz sedasız faaliyete geçti ve etkinliğini sürdürüyor.

Bu tablo yalnızca belirli mahallelerde yaşanan tekil örneklerle sınırlı değil; eğitim alanında kurulan ilişkiler ve vakıf protokolleriyle daha geniş bir yapıya işaret ediyor.
Görevlendirmeler ‘ödül-ceza’ aracına dönüşürken, örgütlü tepki geri adım attırıyor
Eğitim-İş İzmir 2 No’lu Şube’nin düzenlediği “Eğitimde Gericileşme ve Piyasalaşma” başlıklı buluşmada konuşan Şube Başkanı Yılmaz Dalgalı da; TÜRGEV, TÜGVA, İlim Yayma ve Ensar vakıfları ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında düzenlenen protokollere direnç gösteren öğretmenlerin soruşturmalarla karşı karşıya bırakılarak baskı gördüğünü, bunun da bir korku iklimi yarattığını ifade ediyor.
“Okullarda adeta paralel bir yapı oluşmuş durumda” diyen Dalgalı, “Vakıf temsilcileri il milli eğitim müdürü gibi davranıyor, okul müdürleri korkudan boyun eğiyor. Bilal Erdoğan’ın eğitimle ilgili açıklamaları bile Milli Eğitim Bakanı söylemiş gibi algılanıyor” sözleriyle durumu özetliyor.
Ancak korku iklimini oluşturan öğeler yalnızca bunlarla sınırlı kalmıyor. Görevlendirmelerin öğretmenler üzerinde ödül ya da ceza sopası gibi kullanılması, sendikal tercihler üzerinden bir çeşit denetim mekanizmasının kurulması da eğitimcileri ses çıkarmaktan alıkoyuyor. Örneğin Bornova’nın ücra köşesindeki bir okulda çalışan bir öğretmenin Eğitim-İş’ten istifa ederek iktidara yakın bir sendikaya geçmesinin ardından daha merkezi bir okula atandığı örnekler yaşanıyor. Ya da tam tersi şekilde, protokollere tepki gösteren eğitimcilerin ücra okullara sürüldüğü örnekler…
Tüm bunlara rağmen örgütlü tepkinin geri adım attırdığı örnekler de var. Dalgalı, konuşmasında buna dikkat çeken örnekler verdi. “Haberleştirdiğimizde ve bir kamuoyu baskısı oluştuğunda geri adım atıldığını da gördük” diyen Dalgalı, “Örneğin, TÜGVA’nın Bornova’da bir okulda broşür dağıtması haber olduktan sonra o okulda bir daha faaliyet gösteremediler. ÇEDES’in pilot ilçesi olan Bornova’da yaptığımız etkili eylemler nedeniyle şu an hiçbir okula imam giremiyor. Kendilerince yasal dayanak oluşturmalarına rağmen fiilen engelledik çünkü baskı oluşturduk” ifadelerini kullandı.
Eğitimde ‘iktidar-yerel yönetim’ gerilimi
Öte yandan eğitim, iktidar ve muhalif yerel yönetim arasındaki rant “itiş kakışı”na da sahne oluyor. Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılan Bornova Kars Halil Atilla İlkokulu’nun yeniden yapım süreci, ruhsat ve yer tartışmaları nedeniyle AKP ile CHP arasında polemiğe dönüşmüştü. AKP Bornova İlçe Başkanı Cihan Dağlıer, Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki’nin inşaat için ruhsat başvurusunda bulunulan okulun yapımına engel olduğunu iddia ederken, CHP ise iddiaları yalanlamıştı.
Eğitim-İş İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Yılmaz Dalgalı da bu gerilimin eğitimdeki gericileşme süreciyle bağlantısına dikkat çekti. İmam hatiplere ayrılan kaynakların diğer okullara ayrılmadığının altını çizen Dalgalı, “Milli Eğitim Bakanlığı, okullardaki yetersiz altyapı için destek vermek isteyen belediyelere CHP’li oldukları için engel oluyor” dedi.
İzmir’de eğitim alanında ortaya çıkan bu tablo, gericileşmenin yalnızca merkezi iktidarın politikalarıyla değil, yerel yönetimlerin açtığı alanlar ve kamusal eğitimin tasfiyesiyle birlikte bütünlüklü bir yönelim hâline geldiğini gösteriyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.