Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İzlanda AB müzakerelerini oyluyor: Ucuz kredi vaadi, yetki devri ve kaynak kavgası

İzlanda 29 Ağustos’ta AB üyeliğini değil, 2013’te durdurulan müzakerelere dönüp dönmemeyi oylayacak. “Evet” yanlıları daha ucuz kredi ve karar masasında söz hakkı vaat ediyor. Oysa balıkçılıktan para politikasına uzanan asıl tartışma, ülkenin kaynakları üzerinde kimin söz sahibi olacağı.

Fırat Kadaganlı

Yayın Tarihi: 27.08.2026 , 16:34

İzlanda’da halk 29 Ağustos’ta Avrupa Birliği’yle (AB) üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmaması için sandığa gidecek.

21-25 Ağustos’ta 1019 kişiyle yapılan Maskína anketinde görüş belirtenlerin yüzde 51,3’ü müzakerelerin yeniden başlatılmasını desteklediğini, yüzde 48,7’si buna karşı olduğunu söyledi. Fark, önceki ankete göre daralırken, sonuç neredeyse başa baş bir tabloya işaret etti.

Referandum hukuken danışma niteliğinde. Ancak Başbakan Kristrún Frostadóttir, sandıkta “hayır” çıkarsa tam üyelik tartışmasını rafa kaldıracaklarını açıkladı. “Evet” çıkması ise İzlanda’yı AB üyesi yapmayacak, yalnızca hükümete müzakereleri yeniden açması için siyasi yetki verecek. Hükümetin açıkladığı iki aşamalı plana göre, müzakereler bir anlaşmayla sonuçlanırsa üyelik koşulları ikinci kez halkın önüne getirilecek. Üyeliğin yürürlüğe girebilmesi için anayasanın da değiştirilmesi gerekecek.

Kısacası sandıkta üyelik kararı verilmeyecek. Buna rağmen kampanya çoktan avroya, konut kredilerine, balıkçılık kotalarına ve sendikaların geleceğine uzanmış durumda. Çünkü müzakereye dönme kararı, bu başlıklardaki kavganın da yeniden başlaması demek.

İç pazarda var, karar mekanizmasında yok

İzlanda 30 yılı aşkın süredir Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üzerinden AB iç pazarının parçası. Malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımına ilişkin geniş bir AB mevzuatını uyguluyor. İzlandalı uzmanlar düzenlemelerin hazırlık sürecine katılabiliyor ancak AB kurumlarındaki son kararlarda oy kullanamıyor.

Üyelik yanlılarının kendilerince en güçlü gerekçelerinden biri bu: İzlanda’nın zaten uyguladığı kuralların yapımında söz sahibi olması. Daha "öngörülebilir" bir ekonomi, ileride avroya geçme olanağı ve daha düşük kredi faizleri de “evet” kampanyasının vaatleri arasında.

Fakat karar masasında sandalye kazanmanın bir de karşılığı var. Bugün AEA’nın dışında kalan balıkçılık, tarım ve ortak ticaret politikası AB müktesebatına girecek, İzlanda ekonomik ve parasal birlik yükümlülüklerini üstlenecek. Para politikasının Avrupa Merkez Bankası'na geçmesi ise ancak avronun kabulüyle gerçekleşecek. AB tüzükleri ayrıca ulusal parlamentodan geçirilmeden doğrudan uygulanabilecek, birlik hukukunun kapsamına giren konularda AB hukukunun önceliği kabul edilecek.

İzlanda’nın üçüncü ülkelerle EFTA üzerinden yürüttüğü bağımsız ticaret politikasının yerini de AB’nin ortak ticaret politikası alacak.

İzlanda böylece bir yandan uyguladığı kurallar üzerinde oy hakkı kazanırken diğer yandan bugün kendi kurumları tarafından belirlenen yeni alanları AB’ye açacak.

Üyelik tartışmasının “Brüksel’de söz sahibi olmak” cümlesine sığmamasının nedeni bu.

Mevcut anayasa üyeliğe izin vermiyor

Alþingi Dışişleri Komisyonunun hazırlattığı hukuki görüşe göre İzlanda, mevcut anayasasıyla AB’ye üye olamaz. Anayasada uluslararası kuruluşlara bu ölçüde yetki devrini düzenleyen açık bir hüküm bulunmuyor.

Değişiklik önce mevcut parlamentoda kabul edilecek. Ardından parlamento feshedilerek genel seçime gidilecek. Anayasanın 79. maddesi uyarınca yeni parlamentonun da aynı metni değiştirmeden kabul etmesi ve cumhurbaşkanının onaylaması gerekiyor.

Yeni hükmün sınırları henüz belli değil. Yetki devri yalnızca üyelik sırasında kararlaştırılan alanlarla sınırlanabilir. Gelecekteki devirler için yeni bir anayasa değişikliği, nitelikli çoğunluk ya da referandum şartı getirilebilir. Hukuki raporun da işaret ettiği gibi burada verilecek karar teknik değil, siyasi.

29 Ağustos’ta anayasa değişikliği oylanmayacak. Yine de “evet”, mevcut anayasanın taşıyamadığı bir yetki devri sürecinin kapısını açacak.

Balıkçılıkta 'ulusal kaynak' kimin?

İzlanda’nın önceki üyelik müzakerelerinde en sert başlıklardan biri balıkçılık kotasının mülkiyet rejimiydi. Ülkenin zengin balıkçılık kaynakları ve Kuzey Atlantik ile Arktik arasındaki stratejik konumu, müzakere masasındaki başlıca kozları olmaya devam ediyor.

AB’nin ortak balıkçılık politikasına katılım avlanma hakkı, kota paylaşımı ve kaynakların denetimi için yeni bir çerçeve oluşturacak. Fakat bunu yalnızca İzlanda ile Brüksel arasındaki bir egemenlik kavgası gibi okumak yanıltıcı.

Kota sistemindeki mülkiyet ilişkileri İzlanda’da zaten tartışmalı. Hükümetin 2025’te parlamentoya sunduğu düzenleme, sektördeki mülkiyet bağlarının daha görünür hale getirilmesini ve avlanma haklarının birkaç kişi ya da grubun elinde aşırı ölçüde toplanmasını önleyen kuralların güçlendirilmesini öngörüyordu. Tasarıyı sunan bakan da kamuoyundaki güvensizliğin mülkiyet yapısındaki şeffaflık eksikliğinden kaynaklandığını söyledi.

Büyük balıkçılık sermayesi AB konusunda tek bir cephede değil. İzlanda Balıkçılık Şirketleri Federasyonunun (SFS) Genel Müdürü Heiðrún Lind Marteinsdóttir, müzakereler başlamadan önce İzlanda’nın kaynakları üzerindeki “tam ve kalıcı denetiminin” ve balıkçılık şirketlerindeki yabancı mülkiyet sınırlamalarının güvenceye alınmasını istedi. Buna karşılık Ísfélag Yönetim Kurulu Başkanı Einar Sigurðsson, AB üyeliğinin özellikle borsaya kote balıkçılık şirketlerinin hissedarları için “büyük fırsatlar” yaratabileceğini, aynı şeyin çalışanlar ve şirketlerin faaliyet gösterdiği yerleşimler için geçerli olmayabileceğini söyledi.

Balıkçılık gelirlerinin ülke sınırları içinde kalması, bu gelirin halka ait olduğu anlamına gelmediği gibi AB üyeliği de mevcut kota yoğunlaşmasını kendiliğinden ortadan kaldırmayacak. Büyük sermaye hem ulusal kota düzeninde hem de AB pazarı içinde kendi çıkarını koruyacak yollar bulabiliyor.

Bu yüzden tartışma, kotanın İzlanda’da mı Brüksel’de mi yönetileceğinden ibaret değil. Kimin yöneteceği kadar, kimin için yöneteceği de önemli.

Faiz düşebilir, ev ucuzlamayabilir

AB tartışmasının İzlandalıların gündelik yaşamına en doğrudan dokunan başlığı konut kredileri.

Şubat 2026’da endekssiz konut kredilerinin nominal faizleri İzlanda’da yüzde 8,6-9,8 aralığındaydı. Karşılaştırılan Avro Bölgesi ülkelerinde oranlar yüzde 2,8-3,8 düzeyindeydi. Bu veriler kredi maliyetlerinin birebir karşılaştırması değil, yine de İzlanda’daki nominal faiz farkının boyutunu gösteriyor. Yüksek enflasyon beklentileri, küçük ve oynak kronun risk primi ve bankaların fonlama maliyetleri faizi yukarı çekiyor.

Enflasyona endeksli kredilerde ise nominal faiz daha düşük görünse bile anapara tüketici fiyat endeksiyle birlikte büyüyor. Ödemeler hesaba katılmadığında fiyat endeksinin bir yılda yüzde 5 artması, 100 bin kronluk borcu yaklaşık 105 bin krona çıkarıyor, faiz bunun üzerinde işlemeye devam ediyor. Yüksek enflasyon dönemlerinde taksit ödeyen bir hanenin borcu bir süre daha artabiliyor.

Bağımsız para birimini savunanlar, kronun kriz dönemlerinde değer kaybederek ihracat ve turizmin uyumunu kolaylaştırdığını söylüyor. Ne var ki bu uyumun faturası eşit dağılmıyor. Kur düşüşünü enflasyon ve reel ücret kaybı izleyebiliyor, endeksli borcu olanların yükü de büyüyor.

Avroya geçiş ise en iyi ihtimalle yıllar sürecek. İzlanda’nın önce AB’ye üye olması, ardından en az iki yıl Döviz Kuru Mekanizması’nda (ERM II) kalması ve fiyat istikrarı, kamu maliyesi, döviz kuru, uzun vadeli faiz ve hukuki uyum ölçütlerini karşılaması gerekiyor. Temmuz 2026’da yıllık enflasyon yüzde 5,3’tü, İzlanda Merkez Bankası da 19 Ağustos’ta politika faizini yüzde 7,75’ten yüzde 8’e çıkardı.

Üyelik ve avro uzun vadede borçlanma maliyetini düşürebilir. Ancak ucuz kredi konutu tek başına ucuzlatmaz, talebi ve fiyatları da yükseltebilir. Konut arzı ve mülkiyet yapısı değişmedikçe hanelere sunulan şey ucuz ev değil, daha ucuz borç olacak.

Sendikalarda ortak tutum yok

OECD verilerine göre İzlanda’da ücretlilerin yüzde 90,6’sı 2023’te sendika üyesiydi. Toplu sözleşme kapsamı 2024’te yaklaşık yüzde 90’dı. AB hukukunun sendika üyeliğini veya toplu sözleşme düzenini doğrudan ortadan kaldıran bir hükmü bulunmuyor. Sendikal hareket içindeki ayrılık, daha çok AB’nin mali ve ekonomik kurallarının toplu pazarlığın koşullarını nasıl değiştireceği üzerinde yoğunlaşıyor.

Ülkenin en büyük sendikalarından Efling’in Başkanı Sólveig Anna Jónsdóttir, kişisel olarak “hayır” oyu vereceğini açıkladı. Jónsdóttir, Avro Bölgesi krizinin bazı ülkelerde yarattığı işsizliği ve bütçe disiplininin sosyal politikaların önüne geçirilmesini gerekçe gösteriyor, 16 Temmuz tarihli Vísir söyleşisinde de AB üyeliğine karşı tutumunu doğrudan anlatıyor.

Kuruluş toplantısında BSRB’nin eski başkanı Ögmundur Jónasson’un da konuştuğu “Til vinstri við ESB” oluşumu, kuruluş bildirisinde AB’nin piyasalaşma, merkezileşme ve militarizasyon yönelimine karşı çıkıyor. Jónasson da Vísir’deki kendi yazısında büyük balıkçılık sermayesinin AB içinde de kendi çıkarlarını koruyabileceğini savunuyor.

BSRB Başkanı Sonja Ýr Þorbergsdóttir ise kişisel olarak “evet” diyeceğini açıkladı. Þorbergsdóttir’e göre AB hukuku İzlanda’nın ücret, grev ve toplu pazarlık düzenini doğrudan belirlemiyor. Nitekim Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 153. maddesi, ücretleri, örgütlenme hakkını, grev ve lokavtı bu maddedeki düzenleme yetkisinin dışında bırakıyor. Aynı açıklamada hem İzlanda İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (ASÍ) hem de BSRB’nin referandumda kurumsal tutum almayacağı belirtiliyor.

Bu ayrılık basit bir hukuk tartışmasından kaynaklanmıyor. Üyelik sendikal hakları bir gecede ortadan kaldırmayabilir ancak AB’nin bütçe ve ekonomik yönetişim kuralları, para politikası ve piyasa düzenlemeleri ücret mücadelesinin yürütüleceği zemini değiştirebilir. İzlanda’daki sendikaların yanıt aradığı nokta da burası.

Referandumda kullanılacak “hayır” oylarının ortak bir sınıfsal içeriği yok. İşveren örgütleri ile Sólveig Anna Jónsdóttir aynı yönde oy açıklamış olsa da gerekçeleri birbirinden farklı. Büyük balıkçılık şirketlerinin bazı yöneticileri ise AB üyeliğinde yeni yatırım ve kâr olanakları görüyor. “Evet” oyu da ucuz konutun, yüksek ücretin ya da ekonomik güvenliğin garantisini vermiyor.

29 Ağustos’ta müzakere masasına dönülüp dönülmeyeceği karara bağlanacak. İzlanda’nın balıkçılık kaynaklarının, kredilerinin ve ekonomik kararlarının kimin çıkarı için kullanılacağı sorusu ise sandıktan sonra da ortada kalacak.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.