Sayfa yolu
İyi ki doğdun bizim Hasret: Merhaba çocuk
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Sancak Yıldız
Yayın Tarihi: 01.05.2023 , 07:20 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
İnsana yakışır bir yaşam, hakça bölüşülen bir toplumsal düzen için mücadele edenlerin anlamlı günündeyiz.
Bugün meydanlarda, parklarda, ülkenin dört yanında resmolan aydınlık senfonisinin en kıymetli notalarından biri de 1 Mayıs 1971’de dünyaya gelen Hasret Gültekin’dir.
Piyano başındaki küçük âşık
Hasret, 15-16 Haziran işçi direnişlerinin arefesinde, 1971 1 Mayıs’ında, Sivas’ın İmranlı ilçesinde dünyaya geldi.
Dünyaya geldiği gün, emekçiler ne için ayağa kalktı ise, Hasret de onun için yaşadı, üretti ve hayaller kurdu.
Öyle ki; Hasret’in birden fazla ömrü sığdırdığı 22 yıla bakarsak; konuşmayı, okuma-yazmayı, önce üretmek için öğrendi desek yanılmayız.
Henüz 7 yaşında, ilkokula başladığı yıl, bestelediği eserleri öğretmenine çalan bir küçük âşıktan bahsediyoruz.
Eşi Yeter Gültekin’den dinleyelim:
‘’Hasret daha 7 yaşında ilkokul birinci sınıfta öğretmenine ‘Ben çok güzel bağlama çalarım, müzik yaparım.' diyor. Öğretmeni de bunun üzerine Hasret’in babasını okula çağırıyor. Diyor ki; 'bu yaşta nasıl böyle bir çocuk olur’ diye. Hasret sonra ilkokul ikinci sınıfta öğretmenine çıkıp ‘Keşanlı Ali Destanı’nı ben yapabilirim diyor. Tabii yine bir şaşkınlık havası oluyor, olmaz mı? Hasret koro kuruyor oyun için ve bir oyun düzenleniyor. Hasret de daha 8 yaşında şefi olduğu koroya piyano çalarak eşlik ediyor. Böyle bir insan olacağını, üretmeden duramayacağını daha o yıllardan gösteren bir insan Hasret.’’
Gece ile gündüz arasında: ‘Bağlamanın devrimcisi’
Hasret Gültekin, liseye İstanbul/Kadıköy’de başlar. Halk müziği ve bağlamanın tınısıyla kurduğu eşsiz ilişki her şeyin önüne geçer.
Kadıköy Maarif Koleji ve Kadıköy Anadolu Lisesi’ndeki eğitim hayatını yarıda bırakıp tamamen müziğin içine atılması ile devam eder.
Hasret’i 8 yaşında piyano başında koro şefi yapan tutkusu, zamanım hep bir adım önünden koşar.
İlk konserini, Kadıköy Moda Sineması’nda henüz 16 yaşında iken verir; aynı yıl, ilk albümü ‘Gün Olaydı’yı çıkarır.
16'sında ilk albümü yayınlanan Hasret, çok kısa sürede, onlarca müzik yapımında görev alan, konserler düzenleyen, şaşırılan bir üretim deryasına dönüşür.
Bir süre sonra bu üretkenliğe ve halk müziğindeki yeni teknik denemelerine tanık olan sanat çevreleri, onu, ‘bağlamanın devrimcisi' diye anmaya başlar.
Sekiz yaşındaki Sivas’ın küçük âşığı, on sekizine geldiğinde birden fazla ülkede adı duyulmaya başlamış bir sanatçı ve artık yola düşmüş genç âşıktır.
Bağlamanın devrimcisinin; türkülerin geleneksel formunu batı müziği teknikleri ile buluşturması ve mızrabı bırakma cesaretini gösterip ‘şelpe’ tekniğinde ısrarcı olması, yaptığı müziğin de ‘ilerici müzik’ diye adlandırılmasını birlikte getirir.
Hasret’in ismi 17 yaşında iken sınırları aşar. Öyle ki, 1987-88 yıllarında Amsterdam Etnik Müzik Enstitüsü tarafından ders vermek üzere Hollanda’dan davet alır.
Yıllar birbirini takip eder, Hasret’in yolu; sazın, sözün peşinden Almanya’ya varır.
Almanya’da iken; Talip Özkanlar’dan Rahmi Saltuklar’a varana dek onlarca halk müziği ustasının albümüne yönetmenlik yapar, bağlama çalar.
Tüm benliği ve hayatıyla, türkülerin dünyasına girdikten beş sene sonra, 1991 yılında, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Ozan Emekçiler’le birlikte parçası olduğu ‘Türküler Yalan Söylemez’ albümünün konserinde aynı sahnededir.
Hasret artık, ustaların sofrasında, Mahsuni Şerifler’in fikir danıştığı gelecek kokan ozanlardandır.
Bir insan ömrünü neye vermeli
Bu ülkenin yoksullarının, emekçilerinin, cebinde kimliğinden başka ayrıcalık taşımayan milyonlarca insanının evindeki ‘bizim çocuk’tur Hasret.
Hasret deyince, halen eskimeyen duygular hatırlanır. Sesinin tokluğu başka türlü gelir insanlara, sazındaki şelpenin çağının önünden yürümesi başka türlü.
Ancak yaşanan tüm duygularda, burukluk da hep vardır.
Elbette, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Şenlikleri için gittiği Sivas’ta, Madımak Oteli’nde yaşanan ve çaresizce ekranlarda izlenen yobaz katliamı bu burukluğun, yarım bırakılmışlığın diri kalmasını sağlayan sebeplerdendir.
Hasret Gültekin, 2 Temmuz 1993’teki katliamda, aydınlığın girdiği her haneden koparılan bizim çocuktur.
‘Daha ne çok şey üretecekti’ diye dertlenilmesi, ondan taşan tınılardaki emekçi üretkenliğinin yarattığı umuttan ileri gelir.
**
Ülkemizde, Hasret gibi birçok değerin anılması, yaşatılması elbette önemli. Ancak asıl anlamından ayrıştırılarak bunun yapılması kabul edilebilir değil.
Komünist şair Nazım Hikmet’i partisi Türkiye Komünist Partisi’nden, gerici saldırılara ömrü boyunca meydan okuyan Aziz Nesin’i aydınlanma ve sosyalizmden, Ruhi Su’nun Mahsus Mahal’ini örgütlü mücadelesinden nasıl ayıramıyorsak, Hasret Gültekin’in sazındaki büyüleyiciliği, sesindeki tok güzelliği de; devrimci, sosyalist kimliğinden öyle ayıramayız.
Zira, Hasret’in sesindeki tokluk, her zaman halkının açlığını anlatmıştır.
Bağlamanın devrimcisi, kavganın da devrimcilerindendir. Her yoksulun penceresinden sızan sesi, hala bu yüzden taze kalanlarımızdandır.
Tıpkı, devrimcilere ağıtlar yakan Nesimi Çimen, gericiliğe karşı kavgada mahpusluk gören Mahzuni Şerif, bin yıllık türkülere aydınlığı katan ve hep saygı ile andığı Aşık İhsaniler gibi.
Asım Bezirci, sürekli memleket tarihi ve geleceği konuştuğu ağabeyi, Metin Altıok ve birçok ülke aydını onun fikir mesaisi yaptığı ‘üstadları’, sosyalistlerin mitingleri ise her zaman gönüllü parçası olduğu insanlık kürsüleridir.
Hasret Gültekin, kısacık ömründe, yola çıktığı günden aramızdan ayrıldığı 2 Temmuz 1993 gününe kadar, işçilerin safında durduğunu; meydanlarda, sahnelerde açıkça dile getirmiş, politik mücadelenin her daim parçası olmuş Alevi bir halk ozanıdır.
1991 yılında Kürtçe’nin üzerinde ablukayı Newroz adlı albüm çıkararak delmesi de, 2 Temmuz’da ölüme yürümeden bir ay önce, Almanya’da neo-naziler tarafından katledilen 5 kişilik bir Türk aile için yapılan protestoda bulunması da bundan ileri gelir.
**
Hasret Gültekin, bugün meydanları dolduran işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, yani yarında söz sahibi olanların Hasret’idir.
Madımak Oteli’nin önündeki yobaz sürüsüne ‘gazanız mübarek olsun’ diyenlerin ve onlara sahip çıkanların değil; depremde enkaz altında kalan sömürü düzenine inat, deprem bölgesinde su cihazı üreten komünistlerin Hasreti’dir.
Emekçi halkı yolsuz, elektriksiz bırakan halk düşmanlarının değil, gün ışığı ile yürüyen arabayı üreten Karaçobanlı emekçilerin Hasreti’dir.
Sözün sonu; 1 Mayıs’ta doğan Hasret, 1 Mayıs’ı taşıyanların bahçesinde yeşermeye devam ediyor.
İyi ki doğdun bizim Hasret, merhaba çocuk.
“..Merhaba çocuk
Göçler ve savaşlar yenilir
Öğrenmelisin, düşünmelisin, yaratmalısın
Ve her gün daha umutlu
Ve her şey yaşanmadı daha .”
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
