Sayfa yolu
İyi bir roman: Atadam
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yunus Emre Bozdoğan*
Yayın Tarihi: 03.09.2023 , 08:54 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Bir kitap okudum hayata bakış açım değişti…
Bunu söyleyebildiğiniz az sayıda kitap vardır ve bu roman onlardan biri. Hasip Akgül’ün “Atadam” romanını raflarda gördüğümde, daha önce aynı yazardan okuduğum “Görme Kılavuzu” ve “Albayım” kitaplarından edindiğim ‘yazara güven’ duygusuyla seçtim bu romanı. Okuyunca da etkilendiğim için yazma gereği hissettim.
Bu arada yayınevini de kutlamak lazım, bu kağıt pahalılığında iyi bir baskı ve kaliteli tasarımıyla kitabı bize ulaştırabildiği için.
Mitolojinin, din kitaplarının, söylencelerin ve edebiyatın tüm güzelliklerini içinde barındıran ve övülmeyi hak eden bir roman. Son derece özgün ve sade olmasına rağmen oldukça görkemli bir hayal gücüyle donatılmış. Kitabın 11. Bölümünün başına düşülmüş Alain Fornier’in sözü, romanlardaki olağandışı ile gerçeğin dengesinin formülünü vermiş.
Yazar bölüm başına koyduğuna göre belli ki bu formülü benimsemiş; “Ben olağandışıyı ancak gerçekle sıkı sıkıya sarıldığında severim; onu geçersiz kıldığında ya da aştığında değil.” (Sayfa 99) (Aktaran, John Fowles, Zaman Tüneli) Çünkü roman bir belgesel değil, akademik bir tez çalışması ya da makale değil. Bize farklı bakış açıları sağlayan, dünyayı, ezber bozarak yeniden şekillendirmemize yol gösteren bir portal. Tıpkı müzik gibi. Bu portal gerçekle hayal gücü, olağanla olağandışı arasında gezinmemizi sağlıyor.
Atadam romanında, Jose Saramago’nun olağanüstü şeyleri bile inandırıcı bir dille anlatımındaki ustalık yer yer kendini hissettiriyor. Aynı zamanda Yaşar Kemal’in büyük efsaneleri anlattığı sade ve mütevazı diline yakın bir anlatım söz konusu. Hermann Hesse’nin doğu felsefesinin izini sürdüğü yazım dilindeki ustalığına yakın bir ölçü yakalamış. Sanki bir dengbêjin söylediği kılam gibi yazılmış. İnsan olmanın değerlerini bize yavaş yavaş ve tatlı tatlı anımsatan, doğanın erdemini yeniden fark etmemizi sağlayan, gösterişsiz ama çarpıcı bir yapıt.

İlk bölümde Atadam’ın efsanevi varoluşu mitolojik bir dille anlatılıyor. İnsan başı ve at gövdesinin bir araya geldiği ve tek vücut olduğu bu hayali varlık, yaşamı farklı kavrayışların uyumunu anlatan bir simge. İkinci bölümse tamamen gerçek temellere dayandırılmış bir izlek sunuyor bize. Ulusalcı ve ilk Türk kadın Binbaşı Asena karakterini tanıtıyor. Bu bölüm adeta uçağın havalanmadan önce hız aldığı pistten yani gerçeklerden yola çıkarak kurgudaki izleğin temel taşını oluşturuyor. Sonradan değişime uğrayacağı için baş kahraman olarak tanımlayabileceğimiz Asena’yı kendi ağzından tanıyoruz.
Aslında askeri veteriner olan Binbaşı Asena, Atadam’la ilgili söylenceleri doğuda araştırmakla görevlendiriliyor. İşte hikayemiz böyle başlıyor ve sonrasında ayrıntılarıyla çizilmiş diğer önemli karakterleri tanıyoruz. Bu karakterlerin içinde Reşo adında bir de katır var.
Türklüğü yüceltmek için görevlendirilen Asena’yla, Türk-Kürt barışı konusunda simgeleştirilmek istenen Katır Reşo karşılaşıyor. Özel güçlere sahip duyarlı bir katır olan Reşo,’yu önce kaçakçılar sınırdan geçerken mayın bulmakta kullanıyor, sonra Kürt gerillalar onu ele geçirerek aynı yeteneğinden yararlanıyor, daha sonra da aynı amaçla Türk Silahlı Kuvvetleri’ne hizmet veriyor ve emekliye ayrılıyor. Bir kara-mizah olarak karşımıza çıkan Katır Reşo’nun acıklı hikayesi bizi bu dünyada cinsiyetsiz bir katır olmanın değerine, ırk, din, cins ve dil ayrımının anlamsızlığına, dünyayı ve doğayı çıplaklığıyla anlamanın büyüsüne itiyor.
Hasene karakteri de bu düşünceyi güçlendiren önemli bir örnek. Hasene, kadın ve erkek ruhunu içinde taşıyan, toplumdan dışlanmış olsa da yer yer kendini kabul ettirebilmiş özel biri. Onu, anlatma becerisi yüksek bir dengbêj ya da bir şaman olarak nitelendirmek yerinde olur.
Atadam’ın Nuh’un gemisine kabul edilmeyişi mitolojik bir öykü gibi anlatılmış. Gemiye alınmama nedenleri bize yaşamı yeniden sorgulatacak değerde. “…Yerleşik insanların dizgin diye bir şeyi keşfetmesiyle kendisine benzemeyen varlıkları yok etme eğilimi giderek belirginleşmişti….” “…Bu yüzden tarih boyunca dizgini reddetmiş atadamlar, hem ahlak hem dünya dışıydılar…” (Sayfa 48)
Babası Türk ve köy öğretmeni, annesi Kürt olan Bekes karakterini 7. bölümde yine kendi ağzından tanıyoruz. En sevdiği arkadaşı Hasene nehirde boğulduğu anda doğduğu için Katır Reşo’yu onun yerine koyuyor. O artık Katır Reşo’dan sorumlu ve onun dilinden anlayan tek kişi. Aradan yıllar geçtikten sonra Bekes hatırladıkça anlatıyor ve böylece Katır Reşo’yla Bekes’in iletişimlerine, yaşamı algılama şekillerine tanık oluyoruz. “…Hatırlamak, geçmişe karşı bir zafer. Ölüm girdiği her yeri boşaltıp üzerine kara bir şal örterken, hatırlamak bunları birden çeker atar…”(Sayfa 66)
10. bölüm, hikayeyi bir de Katır Reşo’nun ağzından dinlediğimiz çarpıcı bir bölüm. Duyarlı Katır Reşo sözlerden değil de duyularından yola çıkarak algıladığı dünyayı bize anlatıyor. Yıllar sonra Bekes’le karşı karşıya getirilen Katır Reşo onu dokunuşundan tanıyor ve şunları söylüyor; “…Dokunuşlar da insanlardaki parmak izi gibi değişmiyor demek ki…” (Sayfa 97) Her zümrenin kendi tarafına çektiği bu iki karakter bize yaşadıkları hayatla işaret ediyor ki “…Hep birbirine ters şeylerin yan yana geldiği bir dünyada hangisinin daha iyi olduğuna karar vermemek en iyisiydi…” (Sayfa 144) “Doğa, karşısında korku ile titreyerek verimli olunabilecek bir yer değildi. Onun karşısında ancak kaygılardan soyunulduğunda aşka ulaşılabilirdi…” (Sayfa 156)
Romandan son bir alıntı daha yapmak isterim; “…Karnındaki canlı bizden çok farklı olursa sakın korkma, bunun güzel bir şey olduğuna emin ol! Güzellik her zaman farklılardan ürüyor…” (Sayfa 160)
Roman, zamanın akışını kesebilen ve an’ı yavaşlatan, bazen çok hızlandırabilen en önemli oluşlardan biri. Romanın en temel en evrensel varlık nedenlerinden biri de belki budur denilebilir. Yeni bir zaman algısı yaratmak, olağandışı durumlardan yola çıkarak olanı görebilmenin belki de en güvenli yolu. Kavrayamadığımız ve anlayamadığımız yaşamın tüm hallerine hurafe uydurmak yerine olanın tüm gerçekliğiyle önümüze serildiği bir mecra belki bu zaman algısıyla oynamayla kazanılabiliyor.
Sabırla yazılmış, bilgiyle güçlendirilmiş, hayal gücüyle dokunulmaz hale gelmiş bir efsane. 2022’nin başında Ocak ayında basılmış olan bu kitap yolculuğuna yeni başlamış. Belli ki “Atadam” okundukça şekillenecek, anlaşıldıkça yerini bulacak ve edebiyatın şaşmaz terazisinden geçerek, gerçek değerine ulaşacak. Fikrine ve yüreğine sağlık Hasip Akgül.
*Yunus Emre Bozdoğan: Yazar ve Devlet Tiyatrolarında Rejisör
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
