Breadcrumb
İtfaiyecilik meslek sayılmıyor: Onlar öldüğünde hukuk susuyor
Yayın Tarihi: 08.07.2025 , 11:30 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Türkiye emekçiler açısından adeta bir cehennem. Bu cehennemin en yakın tanıklarından biri de itfaiyeciler.
İtfaiyecilik meslek sayılmadığı için itfaiyeciler hukuki ve yasal boşluklar arasında bir sarkaç gibi salınıyor.
Görev başında yaşamlarını kaybettiklerini ispatlayamıyorlar. Ya da ispatlasalar da bu bir işe yaramıyor.
Görevde var yasada yok
Özellikle orman yangınlarında kahramanca emekleriyle yeniden hatırladığımız itfaiyeciler için meslekteki boşluklar bir çileye dönüşmüş durumda. Yasada meslek sayılmıyorlar, 10 seneyi tamamlamayanlar iş cinayetinde hayatını kaybederse aileleri tazminat alamıyor.
Resmi Gazete'de yayınlanan duyurulara göre itfaiyecilik meslek yasasına dair yönetmelik değişikliği en son 2020 yılında yapılmış. Önceki değişiklikler ve güncellemelerin de neredeyse tamamı işe alım yöntemleri, sınav değişiklikleri ve ilgili bakanlıkların görev ve sorumlulukları ile alakalı.
Sırasıyla 2007, 2012, 2017, 2019 ve 2020 yıllarında itfaiyecileri ilgilendiren Resmi Gazete yayınlarına rastlıyoruz. Resmi Gazete'de yer almayan tek şey ise itfaiyeciliğin meslek yasası olarak kabul edilip edilmemesi ile alakalı.
Meclis tutanaklarında da konu 2020 yılında gündeme gelmiş. Dönemin CHP Milletvekili Atila Sertel, Meclis'in 18 Şubat 2020 tarihli oturumunda gündeme getiriyor bu durumu. Sertel Meclis'te "Meslek değiller ama can kurtarırlar, can verirler ama şehit değiller. Aslında ben kürsüye bu malzemelerle gelmiyordum ama benden rica ettiler, 'Sayın Vekilim, bareti ve yeleğimizi Mecliste giyer misin?' dediler ve ben onları kırmıyorum, bu onurlu insanların isteğini yerine getiriyorum" diyerek itfaiyecilerin meslek yasası olması için Meclis'e öneri sunuyor.
Önerinin ardından tutanaklar şu şekilde kayda geçiyor:
"BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.
Değerli milletvekilleri, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz. "
Yani itfaiyecilerin dile getirdiği sorunlar seçimden seçime akla gelen sorunlar listesinde dahi yer almıyor.
'Ha yanarak can vermişsin, ha muza basıp düşüp ölmüşsün: Yasada farkı yok'
Meslek yasası olmayan ve yangın söndürürken dahi hayatlarını kaybettiklerinde çoğu zaman bunu ispatlamak zorunda kalan itfaiyecilerin yaşadıkları sorunu yine itfaiyecilerden biriyle konuştuk.
Yangınlarla mücadele eden bir itfaiye işçisi, Erdem*, yaşadıklarını ve karşılaştıkları sorunları soL’a anlattı.
Erdem, 12 yıldır itfaiyeci.
“Tabii ki hiçbir ölüm daha iyi ya da bir başka örneği daha kötü değildir. Acıları kıyaslama şansımız var mı? Ama mesleği yangınları söndürmek, alev almış binalara girmek olan biri ile yolda yürürken muza basıp düşen kişi aynı kefeye konursa olmaz. Yarın bir gün bu işi yapacak adam kalmaz” diye giriyor söze.
İtfaiyeciliğin nasıl meslek tanımı olmaz? Bu akıl alır iş mi?
Bir tanımı elbette var, ama bu yaptığımız işle alakalı değil. İtfaiyeciler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olup genel idari hizmetler sınıfında değerlendiriliyor. Bu sınıflandırma, itfaiyecilerin sahada bedenen çalışan ve kritik ekipman kullanan kişiler olmasına rağmen, "büro memurlarını" ifade ediyor.
Yani masa başı mesai ile itfaiyecilik aynı statüde, öyle mi?
Evet, her bakımdan öyle. Aldığımız maaştan yan haklarımıza kadar öyle. Yanarak can verdiğimizde bunu göze almak dışında elimizde bir şey kalmıyor.
Peki, bu zaman içinde bir isteksizlik ya da inançsızlık yaratmıyor mu? Yaratmaz mı?
Çok haklı bir soru bu. Ama itfaiyecilik baştan sona öyle bir meslek değil aslında. Yani sonuçta kimse geride kalacaklara üç beş kuruş tazminat kalacak diye kendini ateşe atmaz. Öyle değil yani. Konu her ne olursa olsun, meslek yasası bizi neye koyarsa koysun, sonuçta bu iş bir yanıyla insanlık için ve tutkuyla yapılan bir iş. Kusura bakmasın kimse ama yangında can vereceksin, köpek gibi kan ter içinde çalışacaksın... Eee, ne olacak? Sana verecekler 3-5 bin lira daha fazlasını. Kimse manyak değil. Herkes anasının kuzusu. Para için yapılacak iş değil.
Ama o üniformayı giyince, yangında bir insanı kurtarınca, bir canlıya derman olunca dünyamız değişiyor. Kurtardığımız insanla hüngür hüngür ağladığımız da oluyor, sarılıp sevinç çığlıkları attığımız da. Ama gel gör ki, ofiste masa başında otururken kalp krizi geçiren bir memur ile ormanda ya da bir binada yanarak can veren itfaiyeci aynı yasal statüde. Yanlış anlaşılmasın, masa başı memur için bir şey demiyorum. Herkes hak ettiğini alsın. Ama kimse bizi de yok saymasın.
'Geçen hafta küfür yedik, bu hafta kahraman olduk'
Peki, bir can kurtarmanın ya da son örneklerde cayır cayır yanan ormanları kurtarmanın duygusal bir karşılığı olmuyor mu?
Ya, elbette oluyor. Olmuyor değil. Ama bu sadece yangınlarla, felaketlerle sınırlı kalıyor. Deprem oluyor, yangın çıkıyor, “İtfaiyeciler çok yaşa!” deniyor. Daha geçen hafta İzmir’de toplu iş sözleşmesinde iş bıraktık diye yemediğimiz küfür kalmadı. "Tunceli lobisi" olduk, AKP’nin ekmeğine yağ sürdük, olduk da olduk. Şimdi ormanlar yanınca “Canım benim itfaiyeci” diyorlar. İyi ama o işler öyle olmuyor, kimse de salak değil. Ama dedim ya, zaten itfaiyeci buraya bakmıyor. Duygusal tatmini ya da kişisel motivasyonunu belirleyen şey mesleğimizle alakalı. Biz bir yerden bir insanı, ormandan bir canlıyı, bir ağacı kurtarmışız; gerisi umurumuzda değil. Ne derlerse desinler.
'Bizi külfet olarak görüyorlar, o yüzden hukuki haklarımız yok'
Peki, hep böyle miydi? Yani itfaiyeciler hep meslekten sayılmayan bir işi mi yapıyorlardı?
Değil, elbette. Son yıllarda yaşanan bir gelişme bu. Eskiden başka bir statüdeydik, şimdi ise genel idari hizmetler sınıfında yer alıyoruz.
Nedir bu? Farkı nedir?
İki farklı itfaiyeci var: biri memur statüsünde, diğeri sözleşmeli işçi. Normalde itfaiyecilerin sözleşmeli ya da taşeron olması yasak, tehlikeli iş sonuçta. Ama ne oluyor? Olay yerinde yardımcı eleman sayılıyoruz. İşte şoför, kenara şerit çeken, duba koyan, hortumu seren kişiyiz. Teknik eleman ya da sözleşmede geçen ifadesiyle “gözlemci”. Peki, sonra? Sonrası yangını söndürmek. İşte kimse işin o kısmını konuşmuyor. Ama her iki durumda da şartlar aynı. Yangında ölen, öldüğüyle kalıyor.
Çok örneği var mı böyle sözleşmeli itfaiyecilerin?
Kocaeli böyleydi, sanırım hâlâ öyle. Sözleşmeliler. Sakarya ve Antalya da öyle. Ankara ve İstanbul ise memuriyetle alıyor işe. Bunlar bildiklerim. Her yerde başka bir can acıtan örnek var. Esas dert, bizi külfet olarak görmeleri. Biz insanların canını kurtarmak için hayatımızı feda ediyoruz, ama belediyeler bizi bir tür “gider kalemi” olarak görüyor. Giden geri gelmiyor, o ayrı tabii.
'Mahkemelerde yangın söndürürken öldüğünü ispatlamaya çalıştığımız arkadaşlarımız var'
Hal böyle olunca hukuki süreçler de tıkanıyor, sanırım değil mi? Sonuçta bir dayanakları yok.
Evet. Bir örnek vereyim. Bundan yaklaşık 5 yıl önce bir mahalle yangını sırasında bir abimiz vardı. Kalp krizi geçirdi, hayatını kaybetti. Adam, sonuçta panik, stres, koşturmaca derken kalp krizi geçirdi. Bu arkadaşımızın ailesi yıllardır babalarının yangına müdahale ederken öldüğünü ispatlamaya çalışıyor.
Yahu, bu çok acı bir şey değil mi? Yani adamın üzerinde üniforması, elinde hortumu, orada kalp krizi geçirmiş işte. Sonra, mesela kanser örnekleri, başta solunum yolları olmak üzere... Bunlar uluslararası alanlarda hep itfaiyeciler için meslek hastalığı, ama bizim memlekette, bırak mesleki konuyu, niye öldüğümüzü ispatlamak bile mümkün olmuyor. İş mahkemelerinde emsal kararlar var, ama olduğu yerde duruyor dosyalar. İşte bilmem ne iş mahkemesinde, bilmem hangi savcıya, hakime denk geleceksin de kader yüzüne gülecek. Yoksa itfaiyeciler hukuka zaman kaybı olarak bakıyor.
'Belediyelerde köleden farkımız mı var?'
Peki, teknik olarak itfaiyeciler hangi statüde? Yani size eşdeğer meslekler neler?
Çaycı, temizlik personeli, sanırım teknisyenler falan da var. Elektrik, elektronik, bilgi işlem, yazılım falan. Tam emin değilim, yanlış olmasın, ama çaycıyı biliyorum, o hafızamda kalmış. Diğer işlere yan gözle baktığımızdan değil yanlış anlaşılmasın. Dediğim gibi konu başka.
Peki, belediyeler sizi bu boşlukta korumaya çalışmıyor mu? Birçok belediye 'işçinin yanındayız' falan diye ahkâm kesiyor.
(Gülüyor) Şimdi bize imzalattıkları bir belge var. Onun altında bir sürü maddeden sonra “belediye başkanının verdiği görevleri yerine getirir” ibaresi var. Ne o görevler? Kimse bilmiyor. Seçim zamanı bayrak asıyoruz, yeri geldiğinde parklarda ağaç suluyoruz. Ağabeyciğim, bunun itfaiyecilikle ne işi var? Diyemiyorsun, “Başkanın emri” deniyor. Mobbing aracı olarak kullanılıyor bu mevzu. Yani anlayacağın, ne adı var yaptığımız işin ne de hakkını alıyoruz. Sadece ateş düştüğü yeri yakıyor.
*İtfaiyecinin ismi, işyerinde sorun yaşamaması adına değiştirilmiştir.
| İzmir günlerdir yanıyor: Çeşme ve Ödemiş alevlere teslim, Buca'da ormanlık alan yok oldu |
|
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.