Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İsviçre sağı yine aynı silahı çekti: Nüfus tartışması, sınıf gerçeğini gizliyor

İsviçre’de nüfus artışı üzerinden yürütülen yeni referandum girişimi, göçmen emeği üzerine kurulu sömürü düzenini aklamaya ve işçi sınıfını bölmeye hizmet ediyor.

Ali Üregen

Yayın Tarihi: 19.01.2026 , 12:33

İsviçre'de hükümette yer alan İsviçre Halk Partisi (SVP), nüfus artışını durdurma iddiasıyla yeni bir referandum hazırlığında. Sağ siyasete göre ülke mevcut nüfus artışını “taşıma kapasitesini” aşmak üzere. Oysa nüfus artışı tartışması, göçmen emeğin sistematik sömürüsünü ve sermaye düzeninin yarattığı krizleri gizleyen bir sis perdesi işlevi görüyor.

İsviçre'de nüfus tartışması yeni değil: Sağ yine aynı silaha sarılıyor

İsviçre Halk Partisi (SVP/UDC), yeni bir referandum girişimiyle ülkede nüfus artışını durdurmayı hedefliyor. Sağ siyasete göre İsviçre bu nüfus artışını “taşıma kapasitesinin” sınırına dayanmış durumda; nüfusun 10 milyonu aşması halinde ülke büyük ekonomik, toplumsal ve ekolojik krizlere sürüklenecek, hatta Avrupa Birliği ile sınırların kapatılması kaçınılmaz hale gelecek.

Bu söylem yeni değil. SVP, yıllardır toplumsal sorunların üzerini örtmek için aynı silaha sarılıyor: göç korkusu. Oysa tartışılan nüfus değil; tartışılan, emeğin denetimi ve sınıf dengeleri. Nüfus başlığı, sermaye düzeninin yarattığı krizleri görünmez kılmanın ideolojik örtüsü.

Gerçek neden: Göç ve genç emek gücü

İsviçre’de nüfus artışının AB ortalamasının üzerinde olmasının nedeni, sağın iddia ettiği gibi “kontrolsüz doğurganlık” değil. Araştırmalar açıkça gösteriyor ki nüfus artışının temel kaynağı göç ve bu göçün büyük bölümü genç, çalışabilir yaştaki emekçilerden oluşuyor.

Göçmen kökenli ailelerde doğurganlık oranının görece yüksek olması ise bir “tehdit” değil, emeğin yeniden üretiminin doğal bir sonucu. Bugün İsviçre nüfusunun yaklaşık yüzde 27’si yabancı uyruklulardan oluşmakta. İsviçre vatandaşlığı almış göçmen kökenliler de hesaba katıldığında, ülkenin sanayisi, hizmet sektörü ve bakım ekonomisi doğrudan göçmen emeği üzerinde yükseliyor.

Ancak bu emek, refahı üretmesine rağmen refahtan pay alamıyor.

Ucuz işgücü rejimi: Düşük ücret, korku ve sessizlik

İsviçre’de göçmen kökenli işçiler sistematik biçimde aynı işi yapmalarına rağmen daha düşük ücretlere mahkûm edilmekte, geçici oturum statüleriyle sürekli bir tehdit altında tutulmakta, yabancı dil sorunu ve yapısal ırkçılık nedeniyle hak talep etmekten alıkonulmakta.

Sendikal örgütlülük oranlarının düşüklüğü tesadüf değil. Bu, bilinçli bir sınıf siyasetinin sonucu. Örgütsüz, güvencesiz ve korkutulmuş bir işçi kitlesi, patronlar için en kârlı emek biçimi. Bugün İsviçre’de düşük ücretlerin yaygınlaşması ve çalışma koşullarının esnemesi, bu örgütsüzlük zemini üzerinde gerçekleşiyor.

Sağ siyaset ise bu sömürü düzenini gizlemek için göçmenleri hedef tahtasına oturtuyor. Konut krizinin, ücret baskısının ve kamusal hizmetlerdeki yığılmanın sorumlusu olarak göçmenler gösteriliyor; sermaye düzeni aklanıyor.

Merkez sol savunmada, sınıf siyaseti boşlukta

SVP’nin saldırgan söylemi karşısında merkez sol, yıllardır savunma pozisyonuna sıkışmış durumda. Göçü yalnızca insani bir mesele olarak ele alan bu yaklaşım, sınıfsal gerçekliği yeterince görünür kılmadığı için sağın gündemini kıramıyor.

Daha da önemlisi, İsviçre’de güçlü, kitlesel ve sınıf merkezli bir komünist partinin yokluğu, bu tabloyu ağırlaştırıyor. İşçi sınıfının karşısına düşük ücretlere razı olmayı reddeden, sendikal örgütlülüğü stratejik hedef olarak koyan ve göçmen–yerli ayrımını parçalamayı başaran bir siyasal odak çıkmadığı sürece, emekçiler tek tek ve savunmasız bırakılıyor.

Bu boşluk, hem patronların elini güçlendirmekte hem de işçi sınıfının başka alternatif yok duygusuna teslim edilmesine hizmet ediyor. Örgütsüzlük kader gibi sunuluyor, düşük ücretler normalleştiriliyor, sendikasızlık olağanlaştırılıyor.

'10 milyon' korkusu: Tehlikede olan nüfus değil kâr

SVP’ye göre nüfusun 10 milyonu aşması bir felaket senaryosu. Buna karşılık patron örgütleri, İsviçre’nin küresel kapitalizmden kopmasının sanayiye zarar vereceğini savunuyor. Sınırların kapanması halinde emek gücünün pahalanacağı ve kâr oranlarının düşeceği açıkça dile getiriliyor.

Bu tartışma gerçeği çıplak biçimde ortaya koyuyor: Sorun nüfus değil; kâr düzeninin sürdürülebilirliği.

Bir yanda göçmen düşmanlığıyla oy devşiren sağ popülizm, diğer yanda göçmen emeğini ucuz işgücü olarak kullanan sermaye… Her iki yaklaşım da emeği özne değil, araç olarak görüyor.

Sonuç: Nüfus tartışması bir sis perdesidir

İsviçre’de yaşanan krizlerin kaynağı nüfus artışı değil; konutun piyasaya teslim edilmesi, ücret dumping’i, sendikasızlaştırma ve örgütsüzlüğün bilinçli biçimde derinleştirilmesi.

SVP’nin referandumu, bu gerçekleri gizlemeyi amaçlayan açık bir sınıf hamlesi. Hedef, nüfusu durdurmak değil; emeği bölmek, korkutmak ve susturmak.

Gerçek çözüm; göçmenle yerli işçiyi karşı karşıya getiren değil, onları aynı sınıfın parçası olarak birleştiren, sendikal, örgütlü ve enternasyonalist bir mücadele hattından geçiyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.