Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'İsveçliler NATO'ya bağlandıklarında çok sayıda maliyet ve yükümlülüğe maruz kalacak'

İsveçli siyaset bilimci Greg Simons, İsveç toplumunun NATO'ya katılımdan beklentilerine ve bunların ne kadar haklı beklentiler olduğuna dair konuştu.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 25.07.2023 , 17:57 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

İsveç’in NATO’ya katılımı Türkiye’nin vetosu nedeniyle henüz hayata geçirilemedi ancak 11-12 Temmuz’da NATO’nun Vilnius Zirvesi’nde yürüyen pazarlıklar ve Ankara’nın değişen tutumuyla birlikte İsveç’in üyeliğe bir adım daha yaklaştığı konuşuluyor.  İsveç’in NATO’ya üyeliğinin uluslararası sonuçları bir konuyken, üyeliğe İsveç toplumunun nasıl baktığı da üzerinde durulması gereken bir başka konu. İsveçli siyaset bilimci Greg Simons Azerbaycanlı gazeteci Jafar Salimov’a verdiği röportajda İsveç toplumunun ülkenin NATO’ya üyelik sürecindeki tepkilerini ele alıyor. Simons, toplumun Rus düşmanlığı doğrultusunda nasıl kışkırtıldığını, NATO üyeliğinin nasıl propaganda edildiğini, buna rağmen konuyla ilgili muhalefetin halen toplumda canlı olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. 

Uppsala Üniversitesi Rusya ve Avrasya Çalışmaları Enstitüsü'nün eski araştırmacısı ve şimdilerde bağımsız araştırmacı olan İsveçli siyaset bilimci Greg Simons, İsveç toplumunun NATO'ya katılımdan beklentilerine ve bunların ne kadar haklı beklentiler olduğuna dair konuştu.

Greg, NATO'ya katılma fikri İsveç'te ne kadar popüler?

İsveç'teki yerleşik düzenin aktörleri büyük ölçüde NATO'yu destekliyor. NATO'ya katılımın, ABD'nin kontrol ettiği, hatta tamamen elinde tuttuğu Avro-Atlantik kurum ve yapılarıyla tam bütünleşme yolundaki son adım olacağına inanıyor. Bu tercih, büyük oranda şu gerçekle açıklanabilir: İsveç ekonomik ve siyasi seçkinlerinin tüm bir kuşağı, yalnızca ABD örneği doğrultusunda değil, ABD'nin aktif desteği ve fonlarıyla yetiştirildi. 

Yurttaşlarsa konuya dair bölünmüş durumda. Çoğunluk NATO'dan yana, fakat, ittifaka katılma fikrine sessiz sedasız karşı olmanın ötesinde, NATO'ya karşı güçlü, mantıklı argümanlar, iyi temellendirilmiş ve ikna edici argümanlar öne sürenler de var. Örneğin, 2023'te İsveç genelinde bir dizi NATO karşıtı protesto düzenlendi. NATO'ya karşı çıkmanın çeşitli sebepleri var: İsveç'in tarafsızlık/bloksuzluk geleneğini sürdürmek, ABD'nin jeopolitik oyunlarının nesnesi haline gelmeye gönülsüzlük, İsveç'in uluslararası ilişkiler alanındaki aktif ve bağımsız rolünü korumak...

Yine de, sonuçta, bu kesimin argümanları, NATO destekçilerinin görüşlerinden daha fazla destek bulamadı. Niye?

İttifaka katılmaya karşı çıkan tüm makul argümanlar da, bunları dile getirenler de, mümkün mertebe kamunun bilgilenme kanallarından uzak tutuluyorlar. NATO üyeliğine dair kamusal söylem dikkat ve titizlikle gözetleniyor ve denetleniyor. Karşı olduğunu belirtmeye cüret edenler, “Putin sevicilik”le veya “ihanet”le damgalanıyor. Hükümet yanlısı ana akım medyaysa sürekli NATO'yu pazarlayıp Rusya'yı kınayarak, herkesi resmi hikayeyi sorgulama veya reddetme fikrinden uzaklaştırmak üzere köprü başını tutuyor. 

Kitlelerde NATO yanlısı görüşün oluşmasında medyanın rolü nedir?

İsveç medyası, NATO üyeliğinin meşruiyeti konusunda bir “uzlaşma” zemini veya görüntüsü olarak kullanılan korku ikliminin yaratılmasında temel araç. Washington DC'den yönetilen siyasi rejimin hık deyicilerinden başka bir şey değiller. Kitlelere verilen temel mesaj Rusya'ya dair bir panik havası yaratmak, böylece, bu korku ve belirsizlik karşısında, NATO'yu “ilaç” olarak öne sürüyorlar. Korkmuş, sinmiş insanlar sürü psikolojisiyle hareket ederler ve telkin yoluyla kolaylıkla yönlendirilebilirler.

Korkutmaktan, panik yaratmaktan bahsediyorsun, bunlar yeni propaganda taktikleri mi?

Hayır, kamuoyu uzun zamandır korkutma kampanyalarına maruz kalıyor. “Rus paniği”nin İsveç'te tarihsel ve modern temelleri var. On yıl boyunca kamuoyunun fikrini değiştirmek için yoğun bir korkutma kampanyası yürütüldü. Rusya'yla yaşanan her gerilim, İsveç toplumunda korkuyu yükseltmek ve bunu da el çabukluğuyla NATO'ya katılıma desteğe dönüştürmek için kullanıldı. 2008 savaşında bu oldu, 2014 Kırım savaşında bu oldu, Stockholm açıklarındaki sahte Rus denizaltısı olayında, 2022 savaşında bu oldu.

Sıradan yurttaşlar arasındaki NATO desteği ne kadar anlamlı? İnsanlar, tercihlerinin pratik sonuçlarını kavrıyorlar mı? Bu tercihin hayatlarını değiştireceğinin farkındalar mı?

NATO üyeliği, İsveç'teki son seçim sürecinde temel siyasi meselelerden biri değildi. Daha ziyade, esas meseleler, İsveç devletinin giderek erimesi ve bu nedenle, yüksek vergi oranları altında yaşayan insanlara makul yaşam standartları sağlama kabiliyetinin gerilemesiyle ilişkiliydi. Bu yüzden göçmenlik, İsveç'teki sağlık ve eğitim sistemlerindeki gerileme, artan hayat pahalılığı, düşen yaşam standartları, işsizlik ve benzeri meseleler daha büyük önem taşıdı. Bunları sıradan yurttaşı doğrudan etkiliyor, NATO'ysa onların gündelik hayatına çok uzakmış gibi görülüyor.

Ama kimi değişimler olacak ve İsveçliler bunları bizzat hissetmek durumunda kalacak?

İsveç'in çok tükenmiş, etkisiz bir ordusu var. Bunu genel NATO standartlarına çekmek için her alanda çok büyük yatırımlar yapmak gerekecek. Yukarıda bahsettiklerimi düşününce, bana, İsveç toplumu bu harcamalara pek yanaşmaz gibi geliyor. İsveç, naif bir şekilde, bunun beleş bir ideolojik üstünlük gösterisi olduğuna inanıyor. Oysa bunun maliyetleri olacak, ayrıca, eğitim ve sağlık gibi diğer sektörlerde de fırsat maliyetleri olacak. 

Daha önemlisi, İsveç, ABD jeostratejisinin nesnesi haline gelecek. İsveç'in insani ve maddi kaynakları pek anlam taşımayacak, ama Baltık Denizi'ndeki coğrafi konumu, Rusya'yı kuşatma imkanını artıracak. ABD İsveç'e ne yapması gerektiğini söyleyecek ve İsveç yasalarına uysun uymasın, söylediğini kabul ettirecek. İsveç ayrıca Rusya'nın resmi düşmanı olacak ve dolayısıyla gelecekteki olası askeri planlarda hedef konumuna gelecek. İsveç açısından bunun yarardan çok zararı var. Ama asıl insanların korkması, ABD'ye karşı bir köle mantığına bürünmesi, bunlar çok daha büyük maliyet yaratacak. 

NATO'ya katılmak, dönüşü olmayan bir yolculuk. NATO üyeleri, savunma sistemleri ve dış politikalarını kökten değiştirmek zorunda bırakılıyor, bu da egemenliğinizin bir kısmını yitirmeniz demek. İsteseniz bile başlangıç noktasına dönemiyorsunuz. Bağımsız bir devlet çatısı altında yaşamaya alışmış olan İsveçliler, ülkelerinin bağımsız bir “bütün” olmaktan çıkıp, daha büyük bir şeyin “parçası” haline geleceğini kavrıyorlar mı? 

Birçok kişi, İsveç'in kendine özgü bir yol tutturduğu inancını ve İsveç modelini terk etmek zorunda kalacaklarını ve ABD'nin küresel hegemonyasını destekleyen temel direklerden küresel (neo)liberalizmle birleşeceklerini henüz kavramış değil.

İsveçliler ağır çalışmayı sevmez, buna alışkın da değillerdir, dolayısıyla biraz şoke olacaklar. Bir kez NATO'ya resmen bağlandıklarında, çok sayıda maliyet ve yükümlülük binecek sırtlarına. Ama sonuçta söyleneni yapacaklar, direniş ancak yeterince insan NATO üyeliğinden doğrudan etkilendiğinde yükselir, bu muhtemelen epey sonra, iş işten geçtikten sonra olacak. Egolarını ayakta tutmaya yetecek kadarından çok daha büyük bir şeyin parçası olacakları söylendi İsveçlilere, oysa, bilgisayar oyunlarında kaldırımda gezinip hiçbir şeye etki etmeyen karakterlere dönüşecekler. Jeopolitika veya jeostrateji açısından hiçbir önemleri yok.

NATO'nun genişleme hamleleri, her seferinde, Rusya cephesinden açık, net, öngörülebilir tepkilere yol açtı. 2008'de Gürcistan'da ve 2014'te Kırım'da yaşananların, NATO'nun Gürcistan ve Ukrayna'yı ittifaka almaya yönelik adımlar atacağı açıklamalarının ardından gelmişti. Şubat 2022'te dek Rusya hem diplomatik hem kamusal kanallardan güvenliğine yönelik güvenceler istedi ama yalnızca reddedilmekle kalmadı, aksi yönde hareketlere maruz kaldı. NATO'nun bir diğer genişleme hamlesi de bunlardan biri. Kırılacağı ümidiyle yayı sıkıştırmayı sürdürmeye değer mi?

NATO'nun Avrupa'daki daimi genişlemesinin, Ortadoğu'ya ve Hint-Pasifik bölgesine girme çabalarının altında yatan mantık, ABD'nin küresel jeopolitik hegemonyasının önündeki rakipleri ve sorunları zapt etmektir: Avrupa'da Rusya, Ortadoğu'da İran, Hint-Pasifik bölgesinde Çin. ABD ve Batı çok uzun süredir uluslararası besin zincirinin tepesindeler ve rüzgâr ekenin yıldırım biçeceğini unutmuş görünüyorlar. Hesap saati yaklaşıyor, her an gelebilir. ABD kazananı olmayan bir oyun oynuyor ve diğer güçlere asimetrik, karşılıksız, parazitik ilişkiler dayatıyor. Buna en iyi ilaç, tam tersi yaklaşım.

Eğer NATO'nun amacı Rusya'yı tamamen ezip yok etmek değilse, gelecekte öyle veya böyle gerilimi azaltmanın, barış içinde bir arada yaşamanın ve hatta yeniden güven inşa etmenin yollarını arayacağız. Birçok uzlaşmaz rekabet, misal Fransa ve Almanya, ABD ve İngiltere, mihver devletleri ve Hitler karşıtı koalisyon bu yola girdi. İsveç, gerilimi azaltmanın, barışın, işbirliği ve ilerlemenin ilk adımları olması için ne yapabilir?

ABD ve Batı, bir bütün olarak, tarihten ve bugün bulundukları noktaya nasıl geldiklerinden tamamen bihaber. Kendi propagandalarına çok güveniyorlar, bu yüzden kendi kendilerini inandırıyorlar. Dışardan güçlü gözükebilirler, ama Batı, kendi içinden çıkacak, kültürü ortadan kaldırmak yoluyla Batı'nın iktidar ve hegemonyasının maddi olmayan tüm unsurlarını yok edecek bir uyanış ideolojisiyle kendi kendini yok edecek.

Bu inşa edilmiş gerçeklikle esas gerçeklik arasındaki bilişsel mesafe giderek büyüyor ve sürdürülemez hale geliyor. İsveç (en azından resmi İsveç) “tarihin sonu”na tanıklık etmek üzere kazanan tarafa katıldığına inanıyor, ama bu Titanik batarken cankurtaran filikası kapmaya çalışmak yerine güvertede koltuk kapmaya çalışmak gibi. Bu tarihin sonunu vaaz eden ideolojik bağnazların kibir ve körlükleri, ayrıca ahlaki üstünlüklerine körü körüne inanışları, ilişkileri normalleştirme arayışına muhtemelen hiç girmeyeceklerinin kanıtı. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.