Sayfa yolu
İstanbul öylece 'kaderini' bekliyor: Yönetimler depreme değil sadece kayıplara hazırlanıyor
Yayın Tarihi: 20.12.2021 , 08:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Yaklaşan İstanbul depremi için yapılan hazırlıklar ve bilimsel çalışmalar hayli ürkütücü bir tabloyu ortaya çıkarıyor. Aslında bunca bilimsel bilgi ve raporun olduğu bir durumda merkezi ya da yerel yönetimlerin işleri tersine çevirecek ve riskleri azaltarak sorunları çözecek adımlar atması beklenirken, korkuyla bekleyen halka önerilen tek çözüm “imar düzenlemesi”. Bu düzenlemelerin odak noktasınınsa deprem sorununu çözmekten çok rant sağlamak olduğu tecrübeyle sabit. Bugün meseleyi toplumsal boyutlarıyla ele alan ve çözüm önerileri getiren BAA’nın İstanbul Deprem Komisyonu’ndan Savaş Karabulut’la konuştuk.
Bilim ve Aydınlanma Akademisi (BAA) İstanbul Deprem Komisyonu üyesi Doktor Savaş Karabulut, Gebze Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Uzun yıllardır İstanbul’la ilgili çalışmalar yapan Karabulut, İstanbul depreminin üzerinde çok çalışılmış bir konu olduğunu ancak kamucu çözümler üretilmediğini vurguluyor. Savaş Karabulut, merkezi iktidar ya da yerel yönetimlerin sorunu piyasaya devrettiği ölçüde halk yararına bir çözüm çıkmayacağını, bu durumun aslında yeni katliamlara kapı açtığını söylüyor. Karabulut BAA bilgilendirme çalışmaları kapsamında 22 Aralık Çarşamba günü, İstanbul Kadıköy’deki Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde Kadıköylülerle konuyla ilgili bir buluşma gerçekleştirilecek.
Karabulut’un anlattıkları şu şekilde:
***
Aslında İstanbul'un genel olarak sorunlarının ne olduğunu biliyoruz. Bugüne kadar çok sayıda bilimsel yayın, rapor hazırlandı. Sonuç olarak bizim 17 Ağustos ‘99 depreminden sonra yani İzmit-Gölcük depreminden sonra sıranın artık Marmara'ya geldiğini, bizim kırmızıyla gösterdiğimiz tehlikeli durumda olduğunu ve yakın gelecekte bir deprem meydana geleceğini bilimsel verilerle biliyoruz. Deprem verilerini istatistiksel olarak değerlendirdiğimizde, 1900 yılından günümüze kadar olan deprem verilerini kullanarak bir değerlendirme yaptığımızda, belli büyüklükteki depremlerin tekrar periyodu ve yeni büyüklükteki depremin tekrar periyodunu düşünerek yüzde kaç ihtimalle 7 büyüklüğünde deprem meydana geleceğinin hesaplarını da yapıyoruz. Bu oranlar yüzde 60’lar üzerinde şu anda. İstanbul’da, Marmara denizi içerisinde 7'den büyük bir depremin meydana gelme olasılığı çok yüksek. Zaman ilerledikçe bu oran giderek artıyor.
Burada akademisyenlerin, meslek odalarının, bakanlıkların ve İstanbul Belediyesi’nin hazırladığı raporlar var. Aslında ‘99 depremi sonrası İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bu konuda ürettiği çok rapor var. Eski iktidarda, eski yönetim döneminde de yapılmış raporlar var; mikrobölgeleme raporları da var. Doğalgaz, su hatlarıyla ilgili, kıyı hatlarıyla ilgili, binalarla ilgili birçok envanter çıkardılar. Aslında en çok çalışılan alanlardan biridir İstanbul. İlçe ilçe çalışıldı. Hatta son olarak 2020 Ağustosunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin hazırlamış olduğu raporda hangi ilçede ne kadarlık hasar olacağı ve kaç kişi hayatını kaybedeceği, yaralanacağı, doğalgaz, su hatlarında ne olacağı, meydana gelecek hasarın boyutlarının ne olacağı ortaya çıkarıldı. Rakamlar belli.
Üretilen tek çözüm: Kentsel dönüşüm
Kaç kişinin hayatını kaybedeceği bile belliyken; yıkılacak binaların durumu belliyken hâlâ çözüm üretilmemesi garip. Aslında hem bakanlıkların hem de en yetkili kişi olan Vali’den başlayarak İstanbul'u yöneten kurumların bu raporlar karşısında sessiz kalmaları ve çözüm üretmemeleri garip.
Çözümü “kentsel dönüşüm” dedikleri dönüşümle üretiyorlar. Fakat İstanbul'da kentsel dönüşüm denince ilk akla Çekmece’yle, Ayazma bölgesi, daha sonra da Sulukule geliyor. Sonra Tepebaşı'nda, Maltepe'de ve İstanbul’un hemen her yerinde ve en son Kadıköy Fikirtepe Mahallesi'nde kilitlenen bir paket. Yıllardan beri aslında müteahhitleri ve büyük inşaat tekellerini destekleyen, onlara rant alanı yaratmaya yarayan kentsel dönüşüm politikaları uygulanıyor. Halkın, kent emekçilerinin bu konuda fazla yapacak bir şeyi olmadığından yönetenlerin kendilerine koydukları çözüm üzerinden hayatlarının garanti altına alınacağını düşünüyorlar.
Bizim burada kitlendiğimiz şey şudur: Evet ortada kaç kişinin hayatını kaybedeceği bellidir. Üstelik gerçek rakamlar aslında telaffuz edilenlerin de üzerinde olacaktır. Açıklanan rakamlar on binler dolayındadır, fakat biz bu rakamları yüz binler dolayında tahmin ediyoruz. İstanbul'da Marmara Denizi’nde deprem olduğunda bu çevrede yüz binlerce kişi hayatını kaybedecek durumda şu anda. Yüz binlerce bina yıkılacaktır; orta hasar ve daha büyük hasar olacaktır.
Bilinçli taksirle cinayet
Durum bu kadar netken aslında gelecek cinayetlerin -çünkü deprem sonucu bir katliam meydana gelecek- önlenememesi aslında yönetenlerin bilinçli taksirle kent emekçilerini karşı karşıya bıraktığı bir senaryo. Aslında ortada bir hukuki suç da var. Hukuki suç, siz ölecek kişileri söylüyorsunuz, fakat bunu çözmüyorsunuz, bilinçli taksirle öldürmeye giriyor, cinayete giriyor bu iş.
Aslında bu süreçten sonra hukukçuların bu raporlar karşısında çıkıp bu raporlardaki kişiler kimler, hangi binalar bunlar gibi soruları yöneltmesi gerekiyor. Vatandaşların da soru sorması gerekiyor. Vatandaşlar soru sorduğunda vatandaşlara verilen cevapları ben biliyorum. Fakat ısrarla tüm vatandaşların, yerel yönetimlerin, baroların çıkıp yönetenlere, hem AKP iktidarına hem CHP’li il yönetimine/yerel yönetimlere “Bu raporları hazırladınız; kaç kişi ölecek bunları söyleyin de bir çözüm üretilsin” demesi gerekiyor. Aksi takdirde bunun adı cinayettir.
Binaları yenilemek çözüm değil
Şu anda Marmara Bölgesi’nde sanırım yüzde 5 civarında bir dönüşüm var. Yani ilçe ilçe yaptılar. Hatta ilçeler kendilerine ait bazı programlar geliştirdiler. Mesela Avcılar’da yeni seçilen Belediye Başkanı bir şekilde bir karar geçirtti. Kararın ne kadar doğru olduğu konusunda benim hâlâ akademik anlamda, bilimsel anlamda endişelerim var; kafamda soru işaretleri var. Bir şekilde, bir iş yapılsın da hızlı yapılsın diye yapıyorlar. Şu anda Avcılar ilçesi yaşanmaz halde. Fakat iktidarın, hem merkezi hem yerel iktidarın çözüm olarak önerdiği tek şey binaları yenilemek. Fakat binaları aynı şekilde yenilediğinizde İstanbul için çözüm yok.
Biz şunu söylüyoruz, bizim için deprem konusu tehlikedir, bir risk değildir. Tehlikeyle risk arasındaki fark şudur: Tehlike her an olacak olaylardır; riskse can ve mal kaybının olması, yaralanmaların olması, hatta yıkımın olması demektir. Riski, yani afeti önleyebilmemiz için bizim yapacağımız iki şey var, ya tehlikeyi bertaraf edeceğiz -yani deprem konusunu durduracağız- ya da hasar görebilirliği azaltacağız, yani can - mal kaybını azaltacağız. İktidarların bu konuda yani yerel ve merkezi yönetimlerin yapacağı şey şu: Doğrudan insan hayatını kaybetmesine neden olan şeyleri azaltacak.
Kamucu çözümleri devlet üretmeli
Mesala İstanbul'da şu andaki nüfusu azaltacaklar. Bu nasıl olacak? Türkiye'nin diğer bölgelerinden göçen insanları aslında neden göç ettiklerini araştıracaklar. Bu aslında sosyolojik problem. Sizin Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki o savaş politikalarını ortadan kaldırmanız, o Kürt sorunu dediğimiz sorunu çözmeniz de bunun bir parçası. Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz ya da Trakya'da; Türkiye'nin tüm bölgelerine, yedi bölgesine eşit şekilde yatırım yapmanız da önemli. Kamucu yatırımlar yapmanız önemli.
Biz bu çözümü, kentsel dönüşüm çözümünü hiç bir zaman müteahhit firmalardan, sermaye gruplarından beklemedik. Biz kamucu çözüm istiyoruz. Kamucu çözümü üretecek olan devletin kendisidir.
Siz çözümü inşaat şirketlerine, müteahhit firmalara bıraktığınız zaman sorunu bertaraf edemezsiniz. Devletin kendisi bir kooperatiftir. En büyük kooperatif devletin kendisidir. Devletin yapı kooperatifleri kurması gerekir; emlak konut projeleri vardır. Emlak Konut Bankası’nın yaptığı bir sürü proje vardır. İstanbul’da Kiptaş var, ya da TOKİ denen bir kurum var. Anayasa’nın 45. Maddesinde tanımlanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde tanımlanan, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde tanımlanan “güvenli barınma hakkı”nın, aslında anayasal olarak tanınmış hakkın, kamucu elle, devlet tarafından yapı kooperatifleriyle halk için ücretsiz olarak yapılması gerekir. Bu yapılmadığı için şu anda kent emekçileriyle, işsiz kalan, işsiz olan, asgari ücret koşulalarında kölece çalışan, ekmek kuyruklarında sıra bekleyen, okula giden çocuğun beslenmesine en ufak bir şey koyamayan anne ve babaların yaşadığı durum ortadayken, kentsel dönüşüm denilen rantsal planların müteahhit firmalarına kazandırmaktan başka bir sonu olmamıştır.
Depremden önce yapılacaklar önemli
Biz aslında Bilim ve Aydınlanma Akademisi (BAA) üyeleri olarak bu konuyla ilgili bir çalışma yaptık. İstanbul’un 39 ilçesindeki kent emekçilerine sorular yönelttik. Bu soruların genel başlıkları şöyleydi: İşyerinde, evinde ya da kamusal alanda bulunduğunda depremle ilgili neler yapacaksın, depreme nasıl hazırlanmalıyız, hangi sorunlarınız var, nasıl bir yerde oturuyorsunuz, oturduğunuz alana güveniyor musunuz, deprem başlığı altında yaşadığınız alanla ilgili sorunlar nelerdir… Geri dönüşler aldık. Anket çalışması halen devam ediyor.
Bununla ilgili de bir rapor hazırladık. Raporumuzu kamuoyuna duyuracağız. Burada aldığımız çıktıların en büyük sonucu herkesin depremden sonra değil, depremden önce yapılacakları önemsediği. Çünkü baktığınızda iktidarın özellikle Elazığ depremi sonrası bakanların bölgeye gidip “Biz bunları yenileyeceğiz” demesi hatırlardadır. Özellikle 30 Kasım’da meydana gelen Sisam Adası depremi sonrası İzmir’de 119 kişi hayatını kaybetti. Hâlâ depremzedelerin çektiği sıkıntılar ortada. Elazığ’daki kişilerin de sıkıntısı ortada. Düzce depremini yaşayan insanların konut sorunları hala giderilemedi.
Bütçeden önlemler için pay ayrılmalı
Bakanların depremlerden sonra ilgili bölgeye gidip “size konutlar yapacağız” diyecek bir bütçesi varsa, bunu depremden önce yapması gerektiğini ve elinizde bir bütçe varsa -ki yakın zamanda bütçe görüşmeleri bitti- bunun buraya aktarılması gerektiğini vurgulamak gerekiyor. Çünkü kayıplar, hasarlar, ne kadar kişinin yaralanıp öleceği ayrıntılı şekilde bilinirken bütçeden depreme pay ayrılması beklenir. Bütçe görüşmelerinin sonuçlarına bakmak gerekiyor. Acaba Marmara’da deprem olduğunda, İstanbul başta olmak üzere buradaki yedi tane ilde ne kadarlık bir bütçe ayrıldı bu insanların hayatını kaybetmemesi için. Çünkü işin kilitlendiği nokta ekonomik.
Bütçeden emekçi sınıfların güvenli barınması için yeteri kadar pay ayrılmadığında bunun talep edilmesi için yurttaşların girişimde bulunması gerekir.
Çözüm üretmeye gelince çift başlılık
Ayın 22'sinde Kadıköy'de Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Kadıköy depreme hazır mı?” etkinliği düzenleyeceğiz. Bu etkinlikteki konu Kadıköy halkının depremde nelerle karşı karşıya kalacağı olacak. Hem zemin envanteri, hem bina envanteri, hem yaşam alanları, toplanma alanları… bu konuyla ilgili üretilmiş çözümler ve yeni imar planlarında yapılacak düzenlemelerle ilgili neler yapılacağı olacak.
Deniliyor ki, her şeye tek adam karar veriyor ama aslında bu konuda başka bir sorun var. Çünkü biz İstanbul’da bu konuya Çevre Şehircilik Bakanlığı mı karışacak yoksa CHP yönetimleri mi ele alacak bu karmaşasındayız. Bunu Büyükşehir Belediyesi’nin meclis toplantılarında da görüyoruz. Örneğin CHP tarafından önerilen bir şey, muhalefet tarafından reddediliyor sürekli. O yüzden aslında çift başlılık devam ediyor. Özellikle deprem, diğer doğal tehlikeler, çığ, sel gibi sorunlar karşısında çift başlılık bir sorun. AFAD’ın dediği bir şeyle ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı farklı, İstanbul Belediyesi farklı bir yorum yapıyor.
Adım atılmaması büyük sorun
2000 yılından beri İstanbul’la ilgili bir çok bilgi üretildi, bu kadar üretilmiş bilgi varken, bu kadar çok hazırlanmış rapor varken -daha çalışılabilir mi, evet çalışılabilir- hâlâ çözüm üretilememiş olması önemli bir sorun. Kadıköy’ü ele alalım, insanların kendini rahat hissettiği bir alan ama depreme karşı güvenli bir yer değil. Olası bir depremde sıkıntı yaşayacak mahalleler var, zemin bakımından, yapılaşma açısından çok eski yapılar var.
İnsanların da mutlaka yapacakları şeyler olmalı; öncelikle oturdukları yerle ilgili mutlaka -kiralamadan ya da satın almadan önce- belediyeye gidip bu yapıyla ilgili, zeminle ilgili, zemin-yapı etkileşimiyle ilgili performans analizi yapılması gerekiyor. Bu açıdan Kadıköy şanslı çünkü İstanbul’da sadece Kadıköy’de deprem ve zemin laboratuvarı var. Bu laboratuvarda aslında yapılar inceleniyor ve zemin etüdleri yapılıyor ve deprem-zemin etkileşimi konusunda öngörüler yapılabiliyor. Biz buna performans analizi diyoruz. O yüzden Kadıköy’de yaşayan her yurttaş bunu yapmalı; Kadıköy’de bir çok alanda çok ciddi zemin sıkıntıları var, çok ciddi yapılaşma eksikliği var, özellikle mühendislik-mimarlık görmemiş, yapı ömrünü tamamlamış yerler var. Özellikle tuzlu suyun girişinin olduğu, dere yataklarının olduğu alanlar var, korozyonun ağır olduğu alanlar var. Bu alanlarla ilgili kesinlikle ve kesinlikle yapı kontrollerinin yapılmasını talep etmeleri gerekiyor. Öncelikle oturdukları yapıları, sadece kendininkileri değil.
Riskli binalar mühürlenmeli
İstanbul’un tüm ilçelerinde her binanın girişine tabelalar asılması gerekiyor. Kırmızı-mavi-yeşil… Nasıl asansörlerde tablolar var, onun gibi binaların girişine de kapıda bina kimliğinin belirtilmesini talep etmek gerekiyor. Bina ne kadar riskli, bunun bilinmesi ve duyurulması gerekiyor.
Yönetimlerin görevi tablo bu kadar açıkken bugünden riskli binaların mühürlenmesi olmalı. İlçede TOKİ ya da inşaat tekellerinin ürettiği tüm yeni binalar acilen kamulaştırılarak yıkılacağı düşünülen binalarda yaşayan insanlar buraya yerleştirilmeli.
Acilen bir şey yapılmazsa bu binalar 5 büyüklüğünde bir depremde dahi hasar görecektir. Çözüm kamudan gelmelidir; çözüm sermaye gruplarından, inşaat tekellerinden beklenemez.
Mevcut sistem sermayeye çözüm ürettiğinden kamucu çözümler üretememektedir.
Bizler Bilim ve Aydınlanma Akademisi’nde ürettiğimiz bilgileri paylaşmaya hazırız. Bir akademisyen olarak benim görevim doğru bilgileri halka taşımak olmalı.
Biz elimizdeki bilgileri analiz edip halkın önüne koyuyoruz ve neyle karşı karşıya olduğunu, ülkede, mahallede ve evinde ne olabileceğini söylüyoruz. Çözüm konusunda öneriler yapabiliriz. Ama asıl halkın bu konuda hakkını araması gerekiyor. Yoksa çözümü bir yerlerden beklemeye kalırsa bu sistemde kamucu çözümler gelmeyecektir.
;

Tablolar İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün hazırladığı Kadıköy Olası Deprem Kayıp Tahminleri Kitapçığı'ndan alınmıştır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.