Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İstanbul bizim olana dek: Kente sahip çıkan denemeler

"İstanbul’un ve tüm ülkenin mutluluğunun sömürüsüz bir dünyada gerçekleşebileceğini söylüyor."

Kaya Tokmakçıoğlu

Yayın Tarihi: 23.02.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Deneme unutulmuş bir yazınsal tür uzun zamandır. Özellikle Tanzimat’tan Cumhuriyet’e geçişte kültürel yaşamda oynadığı rolü düşünecek olursak, kendine özgü bir gelişim gösteren ve Namık Kemal’den Ahmet Mithat’a, Hüseyin Cahit’ten türün öncüsü diyebileceğimiz Ataç’a kadar farklı bakış açılarıyla zenginleşen bir tür olduğunu iddia edebiliriz, sanırım. Bana soracak olursanız (ilkgençliğimde okumuş olmanın etkisi miydi, emin değilim) türün ustası Melih Cevdet’tir. Felsefi derinlik, sorgulayıcı üslup, eleştirel bakış açısı, sade bir anlatım, ne ararsanız vardır kendisinde. Özellikle “Sevişmenin Güdüklüğü ve Yüceliği” kitabını çokça anımsarım. Geçtiğimiz ay Yazılama Yayınevi tarafından yayımlanan “Göç Penceresinden Kent ve Toplum Yazıları”nı okuyunca Melih Cevdet’in söz konusu kitabını ve üslubunu hatırladım yeniden.

Daha önce günlük soL gazetesinde, soL portalda, Yurt gazetesinde ve kimi dijital yayınlarda okurla buluşan denemelerini bir araya getiriyor Hürriyet Yaşar’ın “Göçmüş Köylü Sorunsalına Giriş Denemesi” alt başlığıyla yayımlanan son kitabı. 2022 yılında yayınlanan “Satış Çağı”ndaki öykülerinde para uğruna tüm güzellikleri yıkmaya hazırlananların, otoriteye başkaldırmaya cüret edenlerin, piyasanın acımasız dişlileri arasında vurdumduymazlığa yelken açanların hikâyelerini anlatıyordu Hürriyet Yaşar. Öykülerinde kullandığı sade ama vurucu dil 90’lı yılların ortalarından 2020’lere kadar uzanan denemelerinde de hissediliyor.

1
Göç Penceresinden Kent ve Toplum Yazıları: Göçmüş Köylü Sorunsalına Giriş Denemesi, Hürriyet yaşar, 188 syf., Yazılama Yayınevi, 2025.

Köyden kente göç ve bunun kültürel planda yarattığı tahribat tüm kitaba yayılan temel izleği oluşturuyor. Hürriyet Yaşar’ın kaleme aldığı denemelerin arka planını kabaca şöyle bir bağlama dayandırmak mümkün sanıyorum: İstanbul’da, özellikle 50’li yıllarda Demokrat Parti döneminde hızlanan göç şehrin demografik yapısını, mekânsal dokusunu, kültürel atmosferini baştan ayağa dönüştürdü. Türkiye kapitalizminin eşitsiz gelişimi, sanayi havzalarının eşitsiz bir biçimde yurda yayılmasına, tarımda makineleşmeyle birlikte kitlelerin yeni iş olanakları için kentlere ve özellikle İstanbul’a yönelmelerine yol açtı. Bu süreçte gecekondulaşma hız kazandı, plansız bir biçimde büyüyen şehir altyapı ve hizmet sorunlarıyla karşı karşıya kaldı, göçen kitleler özellikle hemşerilik bağları ile “dayanışmaya” dayalı bir kültürü kent yaşamının merkezine yerleştirmeye başladılar, kentteki merdivenaltı üretim büyürken kayıtdışı işgücü arttı ve dolayısıyla eşitsizlikler derinleşti. Edebiyatımızda da Sait Faik’in “Semaver”i, Orhan Kemal’in “Gurbet Kuşları” ve “Çamaşırcının Kızı”, Attilâ İlhan’ın “İstanbul Ağrısı”, Muzaffer İzgü’nün “Halo Dayı ve İki Öküz”ü, Tahsin Yücel’in “Kumru ile Kumru”su köyden kente göçü hayal kırıklığı, yoksulluk, yabancılaşma, dayanışma, yeni bir kimlik arayışı bağlamında ele aldı.

Hürriyet Yaşar’ın “göçmüş köylü” sorunsalına dayandırdığı denemeleri işte bu yapıtlar toplamına ve tarihsel bağlama sırtını yaslıyor. Göçmüş köylünün hemşerileriyle paylaşabileceği ortak geçmiş ile kök(süzlük), içine düştüğü güvensizlik, güçsüzlük, donanımsızlık duyguları ve bunların sonucunda sarıldığı dindarlaşma ile gelenek İstanbul’un yarım yüzyıldan fazladır yaşadığı akıl almaz dönüşümü kavramamıza yardımcı oluyor. Toprağı, ağacı, doğadaki yeşili, sokak hayvanını, parkı, kentlerin alanlarını, kentin sanatını, kültür merkezini sevmeyen “kentteki bu yeni canlı türü”nü seçkincilik yapmadan “eleştiriyor”. Kimi denemelere eklediği “Düş-Ülke Notları” ile, İstanbul’un ve tüm ülkenin mutluluğunun sömürüsüz bir dünyada gerçekleşebileceğini söylüyor. Eşit, özgür ve insanca yaşayacağımız bir ülke umuduyla son olarak kendisine kulak vermeyi öneriyorum:

Ben İstanbulluyum, Boğaz’ın çocuğuyum. Torunlarım Haliç’in yeşil parklarındaki ağaçlara kurulmuş salıncaklarda sallanırken Haliç’te denize girebilirsem, yaşadığıma daha çok sevineceğim. Olmayacaksa, Boğaz’ın sularının da koktuğunu görmeden çekip gitmek isterim. Ama insana olan inancım, umutsuzluğu engelliyor. Eninde sonunda bu göç duracak. Bu gurbet bitecek. O zaman bir de bakacağız ki, hepimiz İstanbullu olmuşuz... Hepimiz de İstanbul. İşte o zaman İstanbul bizim olacak. O şarkıyı böyle söyleyebilirsek seveceğim. Deşile deşile betonlaşmaktan kurtulmuş... Kuşları yurtsuz, insanı soluksuz bırakan gökdelenlerini defetmiş... O zaman, önce İstanbullu olacağız. Bekle bizi İstanbul!

Hürriyet Yaşar ile göç, kentleşme ve iç göçün yarattığı karanlık üzerine
1

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.