İsrail’in Dahiya Doktrini’nde son nokta Refah katliamı: En sessiz kalanlar dahi isyan etti

İsrail, topraklarından kovduğu insanları şimdi kamplarında bombalıyor. Filistin davasına yönelik dünya kamuoyu desteği son katliamla daha da arttı. ABD, İsrail'in meşruiyet yitimini engelleyemiyor.

Can Kuyumcuoğlu

Gazze'nin güney kenti Refah yakınlarındaki mülteci kampında en az 45 Filistinlinin İsrail'in hava saldırısı sonucu öldürülmesi, Ortadoğu'nun çok ötesine uzanan bir öfkeye neden oldu. 

Saldırının ertesi günü bölgede karadan ilerlemeye devam eden İsrail ordusu tanklarla Refah merkezine ulaşmış durumda.

İsrail’in bu katliamı, Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısının İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın işledikleri savaş suçları nedeniyle tutuklama emri talep etmesinin ardından geldi.

Uluslararası Adalet Divanı da, İsrail'in Refah'a yönelik saldırısını durdurmasını talep etmişti. Bunun ardından geçtiğimiz hafta İsrail'in topyekün bir saldırıdan kaçındığına dair işaretler belirmişti. Ancak bu işaretler, İsrail ordusunun saldırısının yerinden edilmiş insanlar için kurulan çadır alanının bulunduğu Tel el-Sultan bölgesini bombalamasıyla sona erdi.

Netanyahu hava saldırısını trajik bir kaza olarak tanımlasa da, saldırı, tahminen 35 bin Filistinlinin hayatını kaybettiği, 80 bin Filistinlinin yaralandığı, 10 bin kadar kişinin de kayıp olarak rapor edildiği yedi ayı aşkın bir süredir devam eden İsrail saldırılarına yönelik dünya genelindeki öfkenin doruk noktasına ulaşmasına neden oldu.

Gazze’deki savaş, yakında dokuzuncu ayını dolduracak. Bu süre zarfında Netanyahu hükümeti, defalarca İsrail'in sivillere değil Hamas'a yönelik güç kullandığını iddia etse de, savaşın gidişatı ve öldürülen sivil sayısı bunun aksine işaret ediyor. 

İsrail ordusu, savaşın başından beri saldırılarını Hamas'ın askeri birimlerinin çok ötesine taşıdı. Okullar, hastaneler, su arıtma tesisleri ve benzerlerinin yanı sıra gazeteciler, yardım görevlileri ve sağlık personeli de İsrail saldırılarının ilk hedefleri arasındaydı. Batı Şeria'daki Birzeit Üniversitesi’yle birlikte dünya sıralamasında yer alan iki Filistin üniversitesinden sadece biri olan İslam Üniversitesi, savaşın başlamasından bir haftadan kısa bir süre sonra bombalandı. O zamandan beri Gazze'deki tüm üniversiteler yıkıldı veya hasar gördü.

Refah mülteci kampı

İsrail ordusunun sivil öldürme geleneği: Dahiya doktrini

Bu "orantısız güç" kullanımının temelinde, İsrail’in 2006 yılında Lübnan'da Hizbullah'a karşı yürüttüğü savaşta Beyrut'ta ortaya çıkan Dahiya doktrini yatıyor. Köklü bir kentsel isyanı mağlup etmenin neredeyse imkansız olduğunu düşünen İsrail ordusu, bu doktrinle isyanları bastırmak ve halk direncini kırmak için sivil bölgeleri de hedef almaya başlamıştı.

İsrail ordusu, 1982'de ve 2006'da Lübnan'da yürüttüğü savaş ve Gazze’de daha önce yaşanan çatışmalar sırasında, kentsel bir kontrgerilla operasyonunda İsrail'in kayıplarının çok yüksek olacağını öngörüyordu.

Dahiya doktrini kapsamında, iki özel hedefe ulaşmak için genel sivil nüfusa karşı uzun süreli ve kapsamlı güç kullanılıyor. Bu hedeflerden birincisi, Gazze'de ayaklanmaya verilen desteği baltalayarak Hamas’ın faaliyetlerini kısıtlamak. Daha uzun vadeli olan ikinci hedefse, Gazze'de, işgal altındaki Batı Şeria'da ya da Güney Lübnan'da gelecekteki her türden, İsrail'in tanımıyla "paramiliter" hareketlere karşı caydırıcı olmak.

Beyrut'un Şii bölgesi ve Hizbullah'ın kalelerinden biri olan Dahiyei 2006 Lübnan Savaşı'nda büyük yıkıma uğradı

Diğer yandan, Gazze’de bugün süren savaş, İsrail açısından oldukça kötü gidiyor. İsrail’in kapsamlı güç kullanımına ve Gazze'nin büyük bir kısmının yok edilmesine rağmen Hamas ayakta kalarak kendini yeniden yapılandırmaya devam ediyor.

İsrail’in başarısızlığı birkaç aydır halihazırda netlik kazanmıştı. Netanyahu hükümetinin buradaki tek dayanak noktası Biden’ın henüz İsrail'e yönelik tüm silah sevkiyatını kesmemesi ve ABD’yle İngiltere’nin Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslarası Ceza Mahkemesi’nin kararlarını kabul etmemesi.

Filistinli mülteci kampları: İsrail önce yurtlarından etti, şimdi bombalıyor

Filistinli mülteci kampları, ilk olarak İsrail’in kurulduğu 1948 yılında Filistinlilerin sınır dışı edilmesi sırasında kaçan veya sınır dışı edilen Filistinli mültecileri barındırmak için Birleşmiş Milletler Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) tarafından kurulmaya başladı. Bu kamplar, yine 1948’deki Arap-İsrail savaşı ve 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra genişledi. UNRWA’ya bağlı kamplar bugün Ürdün, Lübnan, Suriye, Batı Şeria ve Gazze’de bulunuyor. Şu anda, bu ülkelerde 58'i resmi ve 10'u gayri resmi olmak üzere toplam 68 Filistin mülteci kampı bulunuyor. 

Gazze’deki kampların durumu

Gazze'deki mülteci kampları ilk olarak 1948'deki Arap-İsrail savaşı sırasında evlerini ve geçim kaynaklarını kaybeden yüz binlerce Filistinliyi geçici olarak barındırmak için kurulmuştu. Yaklaşık 75 yıl sonra bu kamplar bölgedeki 1,7 milyon mültecinin çoğuna ev sahipliği yapıyor. Bu kamplarda yaşayanlar, hayatta kalabilmek için insani yardımlara güveniyorlar.

Savaşın çıkmasından önce Gazze’deki kamplar dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biriydi. Kampların bulunduğu bölgede, apartmanların, mağazaların ve pazarların dar sokaklarla birbirine bağlandığı çok az açık alan var.

UNRWA’nın raporlarına göre gıdaya erişimde kıtlığın yaşandığı kamplarda elektrik kesintileri de rutin hale gelmiş durumda. Kamplardaki nüfusun yaklaşık yüzde 95'inin temiz suya sürekli erişimi yok. Nüfusun neredeyse yarısı işsiz ve uygun iş fırsatlarına erişemiyor.

Yine UNRWA’nın verilerine göre, 1950’de kayıtlı Filistinli mültecilerin toplam sayısı 750 binken, 2013'te bu sayı yaklaşık beş milyona yükseldi.

Cebaliye, Refah, Han Yunus, Deir el-Balah, Maghazi, Bureij, Nuseyrat ve Şati’den oluşan toplam 8 kamp, şiddetten kaçmak için Gazze'nin kuzeyindeki evlerini terk eden binlerce insanla artık daha da kalabalık hale geldi.

İsrail, geçtiğimiz Aralık ayında Nuseyrat mülteci kampına da saldırmıştı

Bu ilk Refah katliamı değil

Bugün yaşananlar İsrail'in Refah'ta ortaya koyduğu ilk katliam değil

20. yüzyıldaki Refah katliamı, 12 Kasım 1956'da İsrail'in Süveyş Krizi'nin ardından Sina Yarımadası'nı ve Gazze Koruma Bölgesi'ni işgal etmesi sırasında meydana geldi. Mısır-Gazze sınırında yer alan Refah, İsrail Savunma Kuvvetlerinin 1 Kasım'da Şeride'ye yaptığı ilk saldırı sırasında iki işgal noktasından biriydi.

Daha önceki Han Yunus katliamında olduğu gibi, Refah'ta ve yakınlardaki mülteci kampında 111 Filistinlinin İsrail ordusu tarafından öldürülmesiyle ilgili taraflardan birtakım iddialar yer alıyor.

İsrail herhangi bir yanlış yaptığını ne inkar ediyor ne de kabul ediyor, diğer yandan bir dizi mültecinin öldürüldüğünü kabul ediyor. Mültecilerin işgalci orduya direnmeye devam ettiği de iddia ediliyor.

Filistinlilerse, cinayetler meydana geldiğinde tüm direnişin sona erdiğini ileri sürüyor. Hayatta kalan Filistinlilerin ifadelerine göre İsrail askerleri, Filistinli fedayilerin ve Mısır Ordusu'nun Filistin Tugayı'nın üyelerini ortadan kaldırmak amacıyla Gazze’de on beş yaşın üzerindeki erkek bireyleri topladı. İsrail, 1 Kasım 1956'dan 7 Mart 1957'ye kadar süren işgal sırasında İsrail askerlerine yönelik her türlü saldırıdan sivil halkın toplu olarak sorumlu tutulacağını ilan etti. Esir alınan Filistinlilere yönelik düzinelerce yargısız infaz gerçekleşti, İsrail güçleri Han Yunis gibi bölgeleri tararken yüzlerce sivil öldürüldü. Bu dört aylık dönemde İsrail askerleri tarafından öldürülen Filistinlilerin toplam sayısına ilişkin veriler 930 ila 1200 kişi arasında değişiyor. Refah’ın o dönemki nüfusu 330 bindi.

Üç İsrail askeri, 1956'daki Süveyş Krizi sırasında Gazze'de

İsrail uluslararası meşruiyetini yitiriyor

İsrail, en büyük müttefiki ABD’nin tüm çabalarına rağmen uluslararası arenada meşruiyet kaybı yaşıyor.

İsrail, savaşın başından bu yana dünya genelinde yapılan geniş çaplı sokak eylemleriyle küresel tepkilerin odağında olmuştu. ABD’de başlayan, sonrasında Avrupa’ya sıçrayan üniversite eylemleri de bu eylemlerin son halkası olmuştu. Söz konusu eylemlere başta ABD ve Almanya olmak üzere birçok Batılı hükümet müdahale etmişti.

Mülteci kampına yönelik saldırının ardından İsrail’e yönelik birçok ülke ve uluslararası kuruluş kınama mesajı yayımladı. Kınayanlar arasında savaş sürecinde İsrail’in katliamlarına uzun süre sessiz kalmış Batılı yetkililer de bulunuyor.

AB dış politika şefi Josep Borrell, X üzerinden yaptığı bir paylaşımda saldırıları "en güçlü ifadelerle" kınadı.

Borrell ayrıca Uluslararası Adalet Divanı'nın kararı uyarınca İsrail'in askeri harekatı durdurması yönündeki talebini de yineledi.

Birleşmiş Milletler'in Orta Doğu elçisi Tor Wennesland da, Refah'taki saldırıdan "derin rahatsızlık duyduğunu" söyledi.

Wennesland, açıklamasında, "İsrail otoritelerini bu olayla ilgili kapsamlı ve şeffaf bir soruşturma yürütmeye, herhangi bir yanlışlığın sorumlularından hesap sormaya ve sivilleri daha iyi korumak için acil adımlar atmaya çağırıyorum" dedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da, "İsrail'in Refah'ta çok sayıda yerinden edilmiş kişinin ölümüne yol açan saldırılarından öfkeli olduğunu" söyledi.

Macron, X hesabından yaptığı paylaşımda, "Bu operasyonlar durdurulmalı. Refah'ta Filistinli siviller için güvenli alanlar yok. Uluslararası hukuka tam saygı ve derhal ateşkes çağrısında bulunuyorum” dedi.

İtalya hükümeti de yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'deki Filistinli sivillere yönelik saldırılarının “artık” haklı gösterilemeyeceğini söyledi. Bu, Roma'nın İsrail'in operasyonuna şimdiye kadar yaptığı en güçlü eleştirilerden biri oldu.

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, SkyTG24 TV'ye yaptığı açıklamada, "Filistin halkının, Hamas'la hiçbir ilgisi olmayan masum erkek, kadın ve çocukların hakları gözetilmeden sıkıştırıldığı, giderek zorlaşan bir durum var ve bu artık haklı gösterilemez" dedi. 

Kınama mesajı yayımlayan diğer Batı ülkeleri Kanada ve Belçika oldu.

Ortadoğu ülkelerinden de kınama

İsrail’in katliamına Ortadoğu ülkelerinden de tepki geldi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı da, İsrail'i mülteci merkezini kasıtlı olarak "bombalamakla" suçlayan bir bildiri yayımlayarak, İsrail'i Refah'ta "Uluslararası Adalet Divanı'nın askeri operasyonların derhal durdurulması yönünde emrettiği tedbirleri uygulamaya" çağırdı.

Katar Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da, saldırının diplomatik yansımaları olabileceği ve ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması anlaşmasına yönelik görüşmeleri engelleyebileceği belirtildi.

Doha, "bombalamanın devam eden arabuluculuk çabalarını karmaşıklaştıracağı ve acil ve kalıcı bir ateşkes için anlaşmaya varılmasını engelleyeceği yönündeki endişesini" dile getirdi.

Suudi Arabistan ve Ürdün de saldırıya ilişkin bir kınama mesajı yayımladı.

İsrail’i başından beri destekleyen İngiliz sunucu dahi isyan etti

Hamas’ın saldırılarını öne sürerek İsrail’i Gazze savaşında başından beri destekleyen İngiliz sunucu Piers Morgan da, İsrail’in katliamına tepki gösteren isimlerden biri oldu.

Morgan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu İsrail'in Refah'a yönelik "savunulamaz" saldırıları nedeniyle eleştirdi.

İngiliz muhafazakar siyasi yorumcu Morgan, X'e yaptığı paylaşımda İsrail'in Gazze'ye yönelik son saldırılarıyla ilgili endişelerini dile getirdi.

Morgan, "Refah'ta gece boyunca yaşanan manzaralar korkunç. İsrail'in 7 Ekim'den sonra kendini savunma hakkını savundum, ancak bu kadar çok masum insanı mülteci kampında sindirirken katletmek savunulamaz. Artık bunu durdurun @netanyahu" dedi.

Morgan, ayrı bir yazısında da şöyle dedi:

"IRA İngiltere'de insanları öldürürken, teröristler siviller arasında yaşadığı için Belfast'a 2000 lb'lik bomba atmadık."

İsrail Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktör Ofisi çalışanı Yaari Cohen’se, Morgan'a şöyle yanıt verdi:

"Piers, bir gazetecinin Refah'taki saldırının 2 üst düzey Hamas komutanını hedef alan hassas bir saldırı olduğunu söylemesinin basiretli olacağını düşünüyorum."

Ayrı bir gönderide Cohen, 45 kişinin hayatını kaybettiği saldırıda iki Hamas üyesinin, Yasin Rabia ve Halid Nagar'ın öldürüldüğünü savundu.

Piers Morgan

Emperyalist yayılmacılar sivillere yönelik katliamlarla meşruiyetini yitiriyor

Modern tarih, savaşlarda sivillere dönük katliamların ardından uluslararası meşruiyetini yitiren emperyalist müdahalelerin örnekleriyle dolu.

Bunlardan en öne çıkanı, 20. yüzyılda ABD’nin yürüttüğü Vietnam Savaşı'ydı.

ABD’nin 1963-1973 yılları arasında dahil olduğu Vietnam Savaşı’nda asker başına atılan mühimmat miktarı İkinci Dünya Savaşı'na göre 26 kat daha fazlaydı. 

Kara birlikleri arama ve yok etme görevlerine başlamadan önce, köylerle dolu geniş alanlar karadan ve havadan bombalandı.

"Hareket eden her şeyi öldürün" sözü, birlikleri kendi operasyon alanlarında katliamlar gerçekleştiren bazı ABD’li komutanlarının askerlerine verdiği temel emir olmuştu.

ABD savaşta 58 binden fazla kayıp verirken, tahminen iki milyon Vietnamlı sivil öldürüldü, 5,3 milyonu yaralandı. ABD hükümetinin rakamlarına göre yaklaşık 11 milyon Vietnamlı kendi ülkelerinde mülteci oldu.

ABD'nin Vietnam'da yürüttüğü emperyalist savaş, siviller için büyük yıkımlara neden oldu

ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü savaş, 68 hareketlerinin önde gelen başlıklarından biriydi.

Savaş nedeniyle ABD, dünyanın birçok ülkesinde büyük kitlelerce protesto edildi. Amerikan karşıtlığının yükseldiği bu dönemde ABD’nin birçok eyaletinde de geniş çaplı öğrenci hareketleri ortaya çıkmıştı.

Başkent Washington'da Vietnam Savaşı protestosu, 1969