Breadcrumb
'İşçiler, köylüler, marabalar, deliler…'
Yayın Tarihi: 31.10.2025 , 01:09 Güncelleme Tarihi: 30.12.2025 , 22:55
Çocukluğumda sola dair ilk hatırladığım şey neydi diye düşündüğümde dokuz yaşıma girdiğim yılın o güneşli günü geliyor aklıma hep. Okuldan çıkmış, bizim manifatura dükkânının önünü süpürüyordum ki dedem gülerek göründü. “Gel, gel eğlence çıktı bize,” diye elimden tuttuğu gibi Ziraat Bankası’nın hemen karşısındaki köylü pazarına götürdü beni. Bir grup abla ve abi ki çoğunu bizim mahallelerden tanıyordum, tahtadan yapılmış, ayakları tekerlekli ve siyaha boyanmış uçak maketlerini sürükleyerek getirdi. Benim hiç anlamadığım konuşmalar yapıldı. Sonra uçakları gazyağıyla yakıp yokuş aşağıya salıverdiler. Dedem, köylü kalabalığı ve benim için seyirlik olan eylem böylece alkışlar arasında sona ermişti. Yıllar sonra bu olay neydi acaba diye araştırdığımda, 1979 yılında tüm Türkiye’de yaygın olarak protesto edilen Amerikan U-2 Casus Uçaklarının Türkiye üzerinden yürüttüğü faaliyetlere karşı yapıldığını öğrenmiştim. Yakılan, benim ve Gördesli ahali için eğlenceli olan malum maketler de U-2’leri temsil ediyormuş. Demek ki o yıllarda Gördes gibi kuş uçmaz, kervan geçmez gariban bir Ege ilçesi bile politikleşmeden kaçamamıştı. Elbette sadece bu değildi; duvarlardaki yazıları, gece boyunca afişlenmiş elektrik direklerini, oyunlarımıza sızmış ve kimi sözlerini çocukça değiştirdiğimiz marşları da hatırlıyorum. Bizim dükkân bir şekilde siyasetle ilgilenen hemen herkesin uğrak yeri olduğu için bu politikleşmenin öznelerini de sık sık görürdüm. Saatlerce süren tartışmalar, sohbetler olur, memleket ve dünya halleri kıyasıya tartışılırdı. Babam genellikle gülümseyerek konuşmaları dinler, kimi zaman da elektriklenen ortamı sakinleştirmek için gençlere takılırdı. Hatta bir defasında dükkânın önünden geçen çarşının delisini kolundan tuttuğu gibi içeriye çekmiş “Söyle bakalım; Çin mi, Rusya mı yoksa Arnavutluk mu daha güzel?” diye sormuş; deli abi de “Valla beyim, en yavuz davar bizim Yaka Köy’dedir,” diye cevap vererek babamı gülme krizine sokmuştu.
Çocukluğumu renklendiren o günlerin kurucularından biri de Avukat Cenap Güven’di. Kaleminden çıkan ve Sosyal Tarih Yayınlarından basılan anılarını okurken ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Çünkü sadece eğlenceli değil aynı zamanda bu memleketin yetiştirdiği en namuslu, yurtsever ve toplumcu insanlarının arasında büyüyüp serpilmişim. Cenap Güven, babamın Gördes’te pek sevdiği ve saygı duyduğu isimler arasında yer alırdı. Eşi İnsel Güven de Gördes Ortaokulunda Türkçe öğretmenim olmuştu. Dilimi yetkin kullanmayı, doğru düzgün yazmayı ve edebiyatın sonsuz kıyılarını hep onun sayesinde öğrenmiştim.
Cenap Güven okumaya hevesli her Gördesli genç gibi gurbete gitmiş ve 1960’lı yılların o hararetli Türkiye’sinde politikleşerek siyaset yapmak için memleketine dönmüştü. Onu bu yola sevk eden ilk kıvılcım 1963 yılında yapılan yerel seçimlerde çakılmıştı. Dönemin Türkiye İşçi Partisi (TİP) teşkilatlanmasını tamamlayarak ilk kez seçimlere katılmaya hak kazanmış ve Mehmet Ali Aybar, Tarık Ziya Ekinci, Kemal Sülker, Esat Çağa, Avukat Şekibe Çelenk, Tahir Öztürk ve Niyazi Ağırnaslı gibi yönetici kadrolarının propaganda konuşmaları radyo üzerinden tüm yurtta dinlenmişti. O günlerde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olan Cenap Güven de “İşçiler, köylüler, marabalar, emekçiler…” diye başlayan o büyüleyici, müthiş etkileyici radyo nutuklarını yurt odalarında dinlemiş ve “ben de bir şeyler yapmalıyım,” diye düşünmeye başlamıştı. İlk iş olarak TİP’e kaydını yaptırmış ardından henüz Hukuk Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi iken Gördes’e dönerek TİP’in Batı Anadolu’daki en özgün ve ilginç ilçe teşkilatlarından birinin kurucusu olmuştu.
İşte bu kitap o günleri, TİP’in Gördes macerasını, o yıllarda sosyalist ve toplumcu mücadele için hiç de uygun koşullara sahip olmayan coğrafyada inanmış ve idealist bir avuç insanın kararlı uğraşını anlatıyor. Henüz yirmili yaşlardaki bir gencin inadıyla çıkılan yolda, 1965-1980 yılları arasında tütün ameleleriyle, toprak işçileriyle, çarşının küçük esnafıyla, öğretmenlerle, kaymakamla ve hatta delilerle hemhal olarak ama daima bu topraklara ait bir siyasetin nasıl mümkün hale geldiğini okuyoruz sayfalar boyunca.
Şimdi biraz da Gördes TİP tarihine de damgasını vurmuş delilerden bahsetmek isterim. Bu defa yıl 1977’dir ve Gördes’te teşkilatlanan TİP seçimlere hazırlanmaktadır. Gördes’teki tüm diğer partiler gibi TİP teşkilatı da propaganda çalışmaları için köyleri dolaşmaya hız verir. Kahvehane toplantılarında partilerinin görüşlerini anlatırlar ve parti bağlarını güçlendirmeye uğraşırlar. Güven’in satırlarından okuyalım devamını.
“Bizim öteki partiler gibi her köyde üyemiz yok. Birçok köye habersiz, hani Tanrı misafiri gibi gidiyoruz (…) İşte bu seçim gezilerimizde bir akşam da Doktor Hüseyin Tokuç’la Börez Köyüne gidip köyün kahvesine girdik. İçerisi tıklım tıklım dolu; sandalyeler sinema düzeninde sıra sıra dizilmiş, herkes televizyonda o günlerde çok tutulan bir diziyi Aşk Gemisi’ni izliyordu. Selam verdiysek de millet Aşk Gemisi’ne öylesine dalmışlar ki selamımızı alan olmadı. Kahvenin ortasına doğru yürüyüp tanıdık bir yüz aradık, kimse yüzümüze bakmadı. Ne yapacağımızı şaşırmıştık. Ne oturmasını ne de çıkıp gitmesini bilebildik. Kahvenin ortasında ayakta, sap gibi dikilip kalmıştık. Derken, kahvenin arka tarafından bir ses, köyün delisi Rehber, ‘Oooo Doktor! Hoş geldiniz!’ deyip bizi karşıladı, masasına buyur etti. Sonra kahveciye seslenip, ‘Bak misafirlerim gelmiş…’ diyerek bize çay söyledi. Rehber’in çayını içtik. Bir süre Rehber ile oturduk ve sonra hiç kimseyle konuşmaksızın çıkıp gittik. İşte o gündür bu gündür Rehber bizim sevgili delimiz.”
Burada edebiyat tarihi için küçük ama benim için büyük bir ayrıntının altını çizeyim. Deli İbram Divanı isimli romanımı ithaf ettiğim Gördesli Rehber işte burada geçen bizim sevgili delimizdir. Mutlaka Gördes’in taşını, toprağını, mücadelesini ve delilerini severiz. Ama bizim delileri daha çok severiz elbette!
Bu güzel kitabı kaderini memleketine bağlamış herkese, özellikle de genç arkadaşlara öneririm. Büyük sosyolojilerden kopmadan toplumcu mücadelenin dün olduğu kadar bugün de mümkün olduğunu böylece görmelerini ve kavramalarını isterim.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.