Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İşçi sınıfı ülkeyi istiyor: O iddiaya sahip bir merkez var artık

Sermaye sınıfı işçi sınıfını memleketin konusu olmaktan çıkardı. İşçi sınıfı bunu geri kazanmalı. Bunun için düzen değişikliği talebiyle hak mücadelesinin bir arada yürümesi gerekiyor. Evet bu bir iddiaysa, o iddiaya sahip bir merkez var artık. İşçi Temsilcileri Meclisi…

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 22.03.2026 , 13:25 Güncelleme Tarihi: 23.03.2026 , 14:51

Türkiye Komünist Partisi’nin öncülüğünde işçi sınıfı örgütlenmesi adına önemli bir hamle yapılmış, İşçi Temsilcileri Meclisi kurulmuştu.

Metal, petro-kimya, tekstil, gıda, lojistik, depo, havacılık, tersane, inşaat, bilişim, iletişim, turizm, sağlık, eğitim, büro ve hizmet gibi farklı sektörlerde özel şirketlerde ve kamuda çalışan işçi topluluklarının temsilcileri ile emekli temsilcilerinden oluşan 322 işçi 15 Mart tarihinde TKP’nin çağrısıyla bir araya gelerek Meclis’in kurulduğunu duyurmuştu.

Peki, bu Meclis neler yapacak, hangi iddia ve hedeflerle hareket edecek.

TKP Merkez Komite Üyesi Alpaslan Savaş, İşçi Temsilcileri Meclisi ve sınıfın güncel durumuna ilişkin soL Haber’in sorularını yanıtladı.

***

İşçi Temsilcileri Meclisi yola çıktı. Bu Meclis’e, yola çıkış amacına ve hedeflerine gelmeden önce Türkiye’de sınıfın bugünkü fotoğrafına bakalım isteriz. Ne görüyorsunuz?

Bugün işçi sınıfının ülkede kendini hissettirmediği ortada. İşçi sınıfı kendini nasıl hissettirir? İşten atılmalara karşı tepki koyar, ücret artışını yetersiz bulur daha fazlasını diretir, çalışma koşullarından memnun değildir, buna tepki gösterir. Daha kalıcı haklar elde etmek için örgütlenir, sendikalaşır, bunun için patronuyla karşı karşıya gelir, grev yapar, iş bırakır. Mecliste gündeme gelen yasal değişiklikler nedeniyle uğrayacakları kayıplara karşı sokağa çıkar, miting yapar, örgütlenir. Bugün işçilerin ekonomik taleplerine yönelik bu kapsamda bir hareketlilikten söz etmemiz mümkün değil. Elbette kimi işyerlerinde mücadeleler sürüyor, örgütlenmeler de oluyor fakat bu hareketler ölçek, kazanımlar ve moral açısından kendini hissettirecek bir etkiye ulaşmıyor. İşçi sınıfı bu anlamıyla geriye çekilmiş durumdadır.

Bunun kaynağında ne olduğunu düşünüyorsunuz? Sendikaların yetersizliği, pek çoğunun yandaş hale gelmesi ya da işçilerin risk almak istememesi… Nedir esas sorun sizce?

Elbette her birinin bu geriye çekilişte rolü var. Ama olan biteni tek tek bu faktörlere bağlamak haksızlık olur. Evet sendikalar yetersiz, hatta az sayıda merkez hariç sermaye sınıfının ve devletin kontrolündeler. İşçi sınıfının değişen yapısı ve bunun yarattığı örgütlenme zorlukları var. Bunların hepsi ve daha fazlası işçi sınıfının bir toplumsal aktör olmaktan çıkmasında konuşulabilecek faktörlerdir. Fakat mesele tek başına eylem, direniş, grev, işgal ya da iş bırakma örneklerinin daha az olmasından ibaret değil. Çünkü işçi sınıfı kendisini sadece eylem ve direnişlerle hissettirmez. İşçi sınıfı ideolojiler alanında ve kültürel alanda etkili olur ve bu onun toplumsal ölçekte kendini hissettirmesi için önemlidir. Örneğin dayanışma, birlik, paylaşım işçi sınıfının değerleridir. İşçi sınıfının sadece eylem kapasitesi değil bu değerleri de aşındığında toplumda etkisizleşmiş demektir. Bu toplumu da çürütür, bugün olduğu gibi. İşçi sınıfı işyerinin dışında birbiriyle ilişkiye kurabiliyor, başka toplumsal kesimlerle etkileşime geçebiliyorsa, bunun mekanları ve konuları oluşuyorsa toplumsal yaşamın içindedir ve etkili olur. Ve elbette siyasi gündemler işçi sınıfının çıkarları etrafında bir taraflaşmanın konusu haline geldiğinde işçi sınıfı ağırlık kazanır. Türkiye’de 1960'lı 1970'li yıllarda böylesi bir ağırlığa sahipti işçi sınıfımız. Bu dönem hem sendikal hareket hem siyasal bilinçlenme birbirini besleyerek gelişti ve Türkiye işçi sınıfı toplumsal ağırlık kazandı.

Bugünkü geriye çekiliş AKP’nin yarattığı baskı rejimine bağlanamaz mı? Grevler, sendikal örgütlenme, yasaklar, sendikacılara yönelik baskılar düşünüldüğünde ortada büyük bir işçi düşmanlığı görüyoruz. İşçi sınıfının bastırılmasında AKP’nin rolü yok mu?

Elbette var. Buna bir de işçi sınıfını içeriden kuşatan muhafazakar ideolojiyi ekleyin. AKP en çok işçi sınıfı içinden oy aldı. AKP döneminde işçi sınıfına uygulanan yasaklar büyük boyutlara ulaştı. Fakat işçi sınıfının bastırılması AKP marifeti değildir. Bunu özellikle söylüyorum çünkü AKP gidince işçi sınıfı, sendikalar, işçi örgütlenmeleri bir nebze de olsa nefes alacak diye düşünen var. Yanılıyorlar. İşçi sınıfının geri çekilişi AKP marifeti değildir, o gidecek elbette ama gitmesi tek başına sorunu çözmeyecektir. Türkiye işçi sınıfına büyük bir operasyon çekildi, bu operasyon on yıllara yayıldı. Operasyonun kaynağında 12 Eylül faşist darbesi var. Sorunun on yıllara uzanan bir arka planı mevcut. AKP, bu operasyonun devamcısıdır.

Nedir bu kapsamlı operasyon?

Sözünü ettiğim dönem Türkiye işçi sınıfı işyerlerinde örgütlü hale gelmişti. Devletten ve patronlardan bağımsız sendikal merkezlerini oluşturmuştu. Sendikal örgütlenme ile siyasal örgütlenmenin bir arada yürümesi muazzam bir enerjiyi ortaya çıkardı. Eylemler, grevler, işyeri mücadeleleri, ülke gündemindeki önemli meselelerde devreye girme, hepsinde Türkiye nüfusu işçi sınıfı gerçeğini hissetti, kabul etti. Toplum içinde işçi olmanın gurur duyulacak bir şey olduğu fikri kabul görmüşse, bir güç olmuşsunuz demektir. İşçiler, bir sınıf olarak, siyasi bir varlık olarak Türkiye siyasetinde denklemin ihmal edilemeyecek, önemsenmesi gereken bir unsuru haline geldi. Memleketin konusu olan ve iddia sahibi haline gelen bir işçi sınıfı. Türkiye burjuvazisinin yaşadığı en büyük korku bu olmuştur. 12 Eylül bu korkunun ürünüdür, işçi sınıfının toplumsal alandaki etkisini ortadan kaldırmak için yapılmıştır ve anti-komünisttir. Sonraki yılların yasal düzenlemeleri, örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanması, grev yasakları, sendikaların teslim alınması, hepsi bir sınıf aklıyla yürütüldü. Popüler kültürün, uyuşturucunun, dinselleşmenin yaygınlaşmasıyla, fabrikaların şehir dışına taşınıp işçilerin kent merkezlerinden dışarıya itilmesiyle ve esasen siyaset alanının giderek daraltılıp bu alandan tümden uzaklaştırılmasıyla işçi sınıfı adım adım dönüştürüldü. Dediğim gibi burada bir sınıf aklı çalıştı. Sermaye sınıfı on yıllardır bu akılla işçi sınıfına müdahale ediyor. İşçi sınıfını toplumsal bir güç olmaktan çıkaran bu ağır tabloyu dikkate almadan basit çözümler ya da ezberler havanda su dövmekten başka bir işe yaramaz.

Basit çözümler derken ya da ezberler, neleri kastediyorsunuz? Bunu biraz açar mısınız?

"İşçiler önce ekonomik çıkarları için yan yana gelmeli, mücadele içine girmeli, böylece sendikal bilinç gelişmeli, bunun üstüne bir siyasal bilinç yerleşmeli." Bir başka ifadeyle "önce hak mücadelesi verilmeli sonra memleket mücadelesi." Ezberden kastım bu. "İşçinin sağcısı solcusu olmaz, işçilerin birliği ancak ekonomik mücadele ile sağlanır" diye aynı mantıkla devam ediyor bu ezber. Bugünün dünyasında bu ezberin işe yarama olasılığı bulunmuyor. Sendikal mücadele ya da daha genel olarak hak arama mücadelesinin güçlenebilmesi için işçi sınıfının siyasal ilgisinin artması gerekir. Güncel ekonomik çıkarları mikro ölçekte farklılaşmış, yoksullaşmanın düzeyi güncel ekonomik taleplerle düzeltilemeyecek noktaya gelmiş, üretim sürecinde ve toplumsal yaşam içinde paramparça ve üstelik siyasal ve ideolojik belirlenimlerin frenlediği bir işçi sınıfının, bugünkü düzenin yerine başka bir düzenin konulması inancıyla buluşmaksızın bırakın bir toplumsal güç haline gelmesi, herhangi bir heyecan hissetmesi imkansızdır. Yanlış anlaşılmasın, işçi sınıfı havlu atmadı, yine ayağa kalkıp hak mücadelesi örnekleri veriyor ve verecek fakat etkili bir toplumsal güç haline gelebilmesi için hak mücadelesiyle düzen değişikliği mücadelesinin bir ve aynı kulvardan kurulması gerekiyor. İşçi sınıfı bunun dışında hiçbir kaynaktan enerji alamaz.

TKP Merkez Komite Üyesi Alpaslan Savaş

Fakat her şeyi sosyalizm mücadelesine bağlamak, hak mücadelelerini biraz önemsizleştirmek anlamına gelmez mi?

Aksine. Hak mücadelelerinin de bir yere bağlanması gerekir. Siyasal içeriği güçlü, dişe diş bir hak arama mücadelesi öngörmemiz gerekiyor. Sözünü ettiğim şey işçinin kendisi için eşitlikçi bir düzen talebine bağlanmasıdır. Bunu yürüttüğümüz her mücadelenin içine yerleştirmek zorundayız. İşçi Temsilcileri Meclisi tam olarak bunun için kuruldu.

Peki buradan devam edelim. İşçi Temsilcileri Meclisi geçtiğimiz hafta İstanbul’da yapılan bir toplantıyla kuruldu. Meclis hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi verir misiniz okuyucularımıza?

İşçi Temsilcileri Meclisi, Türkiye’nin farklı bölgelerinden, çok değişik sektörlerde kamu ve özel işletmelerde çalışan işçi ve kamu emekçisi temsilcilerinin katılımıyla toplandı. Katılımcılar farklı işçi topluluklarını ve örgütlenme alanlarını temsil ediyor. İçlerinde oldukça fazla sayıda sendika yöneticisi ve işyeri sendika temsilcisi var. Meclisin bileşimine bakıldığında ağırlıklı olarak TKP’nin işçi sınıfı içindeki birikimine yaslandığını söyleyebiliriz. Partinin yıllardır ısrar ettiği işyeri birimleri ya da işyerlerinde kurulmuş komiteler, bundan sekiz yıl önce bir örgütlenme pratiği olarak başlattığımız ve sonra kalıcı hale gelen Patronların Ensesindeyiz’in (PE)  işyerlerinde yürüttüğü mücadelelerin temsilcileri ile PE içinde zamanla kurulan farklı sektörlerden dayanışma ağlarının temsilcileri, İşçi Evleri temsilcileri, son dönem süren işçi direnişlerinden temsilciler, kamu ve özel sektör sendikalarında işçileri temsil eden işyeri sendika temsilcileri, meslek örgütlerinden ve yine sendikalardan yöneticiler İşçi Temsilcileri Meclisi’nde yer alıyorlar. 

Peki bu kuruluş sınıfın örgütlenmesi ve sendikal ayakta nasıl bir etki yaratmayı hedefliyor, toplantı bu açıdan nasıl geçti?

Oldukça verimli bir toplantı yaptık. Pek çok karar alındı. Bu kararların büyük bölümü, İşçi Temsilcileri Meclisi’nde temsil edilen işçi topluluklarının örgütlülüğünün büyütülmesi ile yeni örgütlenme ve mücadele gündemlerinin hayata geçirilmesi üzerine. Örneğin mecliste önemli sayıda fabrika ve sendika temsilcisinin bulunduğu Gebze-Darıca-Dilovası-Çayırova havzasındaki organize sanayi bölgelerinde gerek işyeri örgütlenmelerini gerek sendikal örgütlenmeyi büyütecek kararlar alındı. Aynı şekilde İzmir’de bir süredir tekstil sektöründe Patronların Ensesindeyiz ile önemli kazanımlar elde eden Elsa ve Atamay işçilerinin de içinde yer alacağı üç ayrı organize sanayi bölgesine yayılacak ve somut işyeri hedefleri olan örgütlenmeler ve kimi mücadele gündemleri belirlendi. Yine mecliste önemli sayıda temsilcisi bulunan kamu emekçileri sendikalarının örgütlülüklerinin büyütülmesi için bir strateji belirlendi. Bunların içinde özellikle Eğitim-İş, Genel Sağlık-İş ve Büro-İş sendikalarının daha fazla okul, hastane ve kurumda yetkili sendika olabilmesi için somut hedefler tanımlandı.

Bir de emeklilerle ilgili karar önerisi olduğunu biliyoruz. Meclis emeklilerle ilgili nasıl bir çalışma yürütecek?

Geçmişten farklı olarak emekliler bugün işçi sınıfının değişmez bir parçası. Bir taraftan da kalıcı yoksullukla mücadele ediyorlar. Emekçi sınıflar içinde en ağır baskıya ve dışlanmaya maruz kalan kesim de onlar. Hükümetin gündeminde çalışan emeklilerin maaşlarında kesinti yapılmasına yönelik çalışmalar var. Şöyle ki, emeklilerin zaten aldıkları aylıkla yaşama şansı olmadığı için sermaye sınıfı henüz gücü yetenleri ucuz işgücü olarak değerlendirmek istiyor, bunu başaramayanların ise toplumsal yaşamın dışında kalmasını ve hatta ölmesini bekliyorlar, çünkü emeklileri bir maliyet unsuru olarak görüyorlar. Bunu da öyle alçakça yapıyorlar ki, toplumda yaşlı düşmanlığını körüklüyorlar. İşçi Temsilcileri Meclisi’nde emekli örgütlenmesi için yürüttüğümüz tartışmada sadece emekli yoksulluğunu ve emeklilik hakkını değil, bahsettiğim bu bütünlüğü ele aldık. Emeklilerin örgütlenme mücadelesi aynı zamanda onların yaşama tutunma mücadelesi olacak. İşçi Temsilcileri Meclisi, önümüzdeki günlerde tüm ülkede yaygın bir emekli örgütlenmesi hamlesini başlatmaya yönelik kararlar aldı. TKP, ülke çapındaki örgütleriyle, bu kararın arkasında duracak.

İşçi Temsilcileri Meclisi yola çıkarken merkezine örgütlenme hedeflerini koyduğu anlaşılıyor. Peki başta dile getirdiğiniz siyasal bir sınıf hareketi bu girişimin neresinde duruyor?

İşçi Temsilcileri Meclisi “Kırıntıları değil ülkeyi istiyoruz” sloganıyla yola çıktı. Bunu çok iddialı bulanlar olabilir. Fakat işçi sınıfının bu iddiadan uzaklaştıkça geri düştüğünü unutmayalım. Düzen değişikliği talebi işçi sınıfının gündemine sokulmak zorunda. Bu işlem lafla olmaz, ama iddia taşımadan hiç olmaz.  İşçi sınıfının siyasal bir çıkış yapamayacağını, en fazla hakları için harekete geçebileceğini düşünenler yanılıyor. İşçi sınıfının dişe diş bir hak arama mücadelesi yürütmesi için tüm olanakları seferber ederken, bu mücadelenin içine düzen değişikliği stratejisi yerleştirmek zorundayız.  Kuruluş toplantısında üzerinde tartışıp karar altına alınan ve meclisin politik manifestosu olarak adlandırabileceğimiz “Türkiye işçi sınıfının talepleri” belgesi bunun ifadesi. İşçi sınıfı için eşitlik, devletleştirme, özgürlük, yurtseverlik, siyaset hakkı, insanca çalışma hakkı, emeklilik ve emekliler için yaşam hakkı ile patronlar ve sermaye düzeniyle yolları ayırma kararlılığı İşçi Temsilcileri Meclisi’in siyasal ilkeleri olarak kabul edildi. Yürütülecek her mücadelenin bu önceliğe bağlanması gerekir.

Sermaye sınıfı işçi sınıfını memleketin konusu olmaktan çıkardı. İşçi sınıfı bunu geri kazanmalı. Bunun için düzen değişikliği talebiyle hak mücadelesinin bir aradalığı esastır. Evet bu bir iddiaysa, o iddiaya sahip bir merkez var artık.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.