Sayfa yolu
İşçi Hikayeleri | Sınırda çıkışı arayan Suriyeli Hüssam anlatıyor
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
SANCAK YILDIZ
Yayın Tarihi: 29.05.2022 , 12:10 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Eşitsizlik üzerine kurulu düzen yıkılmadığı sürece bitmeyecek bir tartışma göçmenler tartışması kuşkusuz. Yağma ve talanın olacağını görünce dünyanın her köşesine savaş ihraç eden sömürge devletlerin varlığından beslenen göçmen tartışmasının milyonlarca insanın yaşamına kast ediyor olması, sömürü sisteminden beslenen tüm siyasal iktidarların, milliyetçilerin, ırkçıların ve sermaye sınıfından beslenenlerin tutunduğu bir dal olma özelliği taşıyor.
Geçtiğimiz sene İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bu dala tutunan AKP iktidarı adına, göçmenleri, pazarlık ve tehdit konusu olarak Avrupa sınırına sürmüş ve Türkiye-Yunanistan sınırında insanlığın söz konusu sömürünün elinde nasıl boğulduğuna günlerce şahit olmuştuk.
Uzunca süre gündemi meşgul eden Edirne-Yunanistan sınırında, daha çok "geçememe" olarak tarif edebileceğimiz bir süreç yaşanmış, Yunanistan güvenlik güçleri göçmenlerin büyük çoğunluğunu Türkiye’ye geri püskürtmüştü.
Bu hafta işçi hikayelerinde; sözde, açılan kapılardan geçmeye çalışırken daha büyük zorluklarla karşı karşıya kalan ve bugün sınır illerinde hala Avrupa’ya geçmenin yollarını arayan göçmenlerden olan Suriyeli Hüssam ile beraberiz.
***
'Hayvanlara yeni yer yapınca eski ahırı kalacak yer olarak gösterdiler'
Halep’ten 2015 yılında meşakkatli bir yolculukla ailesinin hayatta kalan kısmıyla Türkiye’ye geliyor Hüssam. Babası ve küçük kardeşinden, bir sabah sokaklarının önünde esir alındıktan sonra haber alamıyorlar. Bu olayın da etkisi ile ailenin kalanı önce Antep ardından İstanbul’a ulaşıyor. Bir süre sonra annesi ve kız kardeşi tekstile, Hüssam da hamallığa başlıyor. Hamallık, bulaşıkçılık, garsonluk derken bir şekilde hayatın içinde bir yer edinmeye çalışıyorlar.
Hüssam’ın annesi ve kız kardeşi uzun yıllar tek maaşa çalışıyor. Küçük yaşlarda iki çocuğun da bulunduğu kalabalık aile, bunca emeğe rağmen elbette geçinemiyor ve geçen sene Süleyman Soylu’nun "kapıları açıyoruz" çıkışı sonrasında bir arkadaşı ile birlikte Edirne’nin yolunu tutuyorlar.
Sınırı geçmeye geldikleri Edirne-Meriç nehrinde göçmen kaçakçıları ile anlaşıp üstündeki tüm parayı onlara veren Hüssam, kaçakçılar tarafından dolandırılıyor. Ne sınırı geçebiliyor ne de geri dönebiliyor İstanbul’a.
İlk zamanlar parasızlıktan dönmeyi denemediği İstanbul’a, sonrasında şartlarından dolayı dönmek istemeyen Hüssam, sınır illerinde yaşamaya başlıyor. Daha doğrusu yaşayacak yer aramaya..
O günlerde de yüksek sesle estirilen göçmen karşıtlığı rüzgarından oldukça yoğun şekilde etkilenen Hüssam, Havsa’da tarla işçiliği yaparken ahırdan bozma bir yerde yatmasına dahi izin vermediklerini söylüyor.
‘’Eskiden ahır olarak kullanılıyormuş kaldığım yer. Sonradan hayvanlara yeni yer yapmışlar bana da orayı gösterdiler. Ama bazı insanlar istemiyordu. Bize hastalık gibi bakıyorlardı, şimdi de çok öyle bakan var.’’
'Bulgarlar da yabancı ama paraları var diye kimse düşman değil onlara...'
Hüssam bölgede tepkilerden çekinmesine karşın ailesinin yanına dönmek yerine, inatla sınıra yakın bölgelerde iş aramaya devam ediyor. Tekirdağ, Çerkezköy, Çorlu... Hiçbirinde tutunamıyor hayata, en sonunda yeniden Edirne’ye geliyor. Edirne Merkez'deki turistik restoranların mutfağında kayıt dışı biçimde bildiği işi yapmaya başlıyor. Bu işin ona öğrettikleri ve hissettirdikleri ise oldukça çok şeyi anlatır türden:
‘’Ben Türk değilim diye kötü isem Bulgarlar neden kötü değil? Çünkü onların parası var. Param olsaydı bana da kötü davranmazlardı.’’
- Neden böyle düşünüyorsun?
"Ben çalışıyorum. Ailem de çalışıyor. Hiç suça karışmadık biz. Ama yine de istemiyor bir sürü insan. Ama burada çok Bulgar oluyor gezmeye gelen. Paraları çok güzel, değerli. Onları seviyorlar, pankart asıyorlar 'hoş geldiniz' diye. Param yok diye kötü müyüm?"
- O sınırdan geçince her şeyin daha iyi olacağını mı düşünüyorsun?
"Evime dönsem en azından yemeğim olur. Annem, kardeşlerim orada. Ama sınıra yakın olunca belki geçerim hayalim var. O tarafa sizden de bir sürü insan geçtiğine göre demek ki daha iyi abi..."
'Turistler varken ortalıkta çok dolanma, konuşma, işini yap...'
Hüssam çalıştığı restoranda yoğunlukla Bulgar turistleri gördüğünü ve onlara hizmet ettiğini söylüyor. Bu hizmetten şikayetçi değil ancak mesaiye gitmeden önce uzunca süre, yoksulluğun nelere sebep olduğunu kendi hayatıyla deneyimlediğini anlatıyor.
Oturduğumuz yerde kalkmadan önce söyledikleri ise bu düzenin yarattığı irini unutmamamız için kulağımızda asılı kalmalı.
"Bu oturduğumuz yerin yanındaki yerde temizlik yaptım birkaç hafta. Bana dediler ki, 'Hafta sonları Bulgarlar varken çok ortalıkta durma, konuşup sohbet etme.' Ben o zaman dediğim şeyleri düşündüm. Param olsa öyle demezlerdi, Allah biliyor. Şimdi sizinle gelince ilk defa müşteri gibi oturdum. Güzelmiş burada oturmak, çok istemiştim, sağ olun abi..."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
