Breadcrumb
İşçi Hikayeleri | Mühendis Mehmet’in yaşamı gösteriyor: 'Yakanın sadece adı beyaz...'
Sancak Yıldız
Yayın Tarihi: 10.04.2022 , 08:48 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Emeğini satarak yaşayanların dünyası, yeryüzündeki insanların neredeyse tamamına yakınının hayatlarından oluşuyor. O yüzden her gün biraz daha hepimizi anlatan söze çıkıyor yolumuz. ‘Anlatılan senin hikayendir’..
**
soL'un işçi hikayelerinin bu haftaki konuğu; yüzlerce ülkeye satış yapan oldukça büyük bir beyaz eşya şirketinin genç mühendisi Mehmet.
Mehmet’in hikayesi, freelance ya da evden çalışma denilen modern sömürü biçiminde, insanların sürüklendiği bunalımların çoğundan izler taşıyor.
Özgür çalışma diye sunulan sömürüden, insanların yaşamına düşen umutsuzluğa, geleceksizleşmeye sohbet boyunca tanık oluyoruz.
**
'Yoksulluk zordu, ama hem Kürt hem yoksul olmak başka türlü...'
İstanbul’a 80’li yılların sonunda, Siirt’ten göç eden yoksul bir ailenin küçük çocuğu Mehmet.
Ailesi göç ettikten birkaç sene sonra, 92 yılında Bağcılar’da dünyaya geliyor. Ailenin büyüklerinde eğitim alabilen insan örnekleri pek yok. Zira okuyan aile büyükleri de o dönem politik düşünceleri sebebiyle ciddi bedeller ödemişler. Küçüklüğü, annesinin kucağında dayılarını görmek için cezaevlerine gidip gelmekle geçmiş.
90’lı yıllarda yerleştikleri gecekondu mahallesindeki yaşamlarını içinden şöyle özetlemek geliyor Mehmet’in:
‘’Bizi siyasetten uzak büyüttüler ve başardılar da bunu. Ama öyle de olsa bir şeyi yaşayarak, babamdan görerek öğrendim.
Yoksulluk zordu, ama hem Kürt hem yoksul olmak başka türlü."
Hal böyle olunca, "Bari çocuğumuz böyle yaşamasın" umuduyla eğitimini çok önemsiyor ailesi.
Yoksulluğun gölgesinden biraz olsun Mehmet’i kurtarabilmek için annesi, hayatının 10 yılını hiç tatil yapmadan çalışarak feda ediyor.
Eğitim hayatının ilerleyişi ve bugün geldiği yeri anlatırken duygulanan Mehmet’in söylediklerinde ise okul sıralarından geçebilmiş her emekçi çocuğundan izler var:
‘’Babam fabrikada çalıştığından zaten pek düzenli oturamazdık. Vardiyalı olduğundan biz okulda iken o işte, biz uyurken o ayakta, öyle geçti hep. Ben çok küçükken sadece babam çalışıyordu, annem evdeydi, bize bakıyordu. Sonra bu kriz zamanları olunca ,babam işten çıkarıldı .Unutmak istediğim günler ama hayatımda kalıcı izleri var.’’
‘’Bizim kültürde açıkçası kadınların çalışması ayıplanıyordu o dönem. Babam işsiz kalınca annem bu baskılara rağmen temizlik işlerine gitmeye başladı. Sonra öyle bir çalışma hayatı oldu ki annemin... Belinden rahatsızlık yaşayana kadar çalıştı, yıllarca gece-gündüz ağrılarına tanık oldum. Yanına giderdim annemin çok ağrısı olunca, sarılmak için. O da bana hep, "Siz böyle bel ağrısı çekmeyin diye kuzum" der, öperdi başımdan..’’
Annesinin fedakarlıklarıyla andığı zor yılların sonunda endüstri mühendisi oluyor Mehmet.
Sorduğumuz soruyla, yaşamında dönüm noktası olacağı hayaliyle başladığı ‘beyaz yakalı’ çalışmanın getirdiği hayatı konuşmaya başlıyoruz:
-Annenin dediği gibi oldu mu peki?
‘’Bu soruya huzurla oldu diyebilmeyi öyle çok isterdim ki... Annemin bel ağrıları, çektiğimiz yoksulluk, onca çaba…Bakınca iyi bir şirkette sözde kariyerli bir alanda çalışıyorum. Dışarıdan bakınca birçok insan ‘vay be ne güzel iş’ falan diyor. İşi bırakınca aç kalmayacağımı bilsem şimdi bırakırım. Öyle bir psikolojideyim.’’
'Patronlar bir şeyi övüyorsa orada kesin bir bit yeniği vardır..'
Beyaz yakalı emekçilerin bugünün koşullarında her gün nasıl biraz daha işçileştiği ve evden çalışma denilen modern sömürü biçiminin yarattığı ikilemler her gün yazılıp çiziliyor.
İşte Mehmet bu sancılı geçişleri kendi düşünce dünyasındaki serüvenle anlatmayı tercih ediyor:
‘’Şöyle düşün. Ben iyi bir şirkette, o işçilerin üst katındaki beyaz yaka katındayım.
Yalan yok, pek olaylara ilgili, gündemleri takip eden ya da bu şekilde vakit geçiren biri değildim. Okula girdiğimde bir yarış havası vardı ve bende ayak uyduran bir sürü insan gibi ona uygun hareket ederek iş hayatına girdim. Girdiğimde yürüyüşüm bile güvenli hale gelmişti, hiç utanmadan söyleyeyim ben sana. Okudum, karşılığında iyi bir hayatım olacak diye kendi kendime saygı duymalar falan...’’
-Bugün öyle olmadığına çıkıyor söylediklerin.
‘’Hiç öyle olmadı ki, daha doğrusu olmamış... Ben öyle sanmışım. Komik gelebilir ama bu dediğim şeyi ilk pandemide hissetmeye başladım. Öncesinde seviyordum ben evden ya da istediğim yerden çoğu zaman çalışmayı. Farklı hissettiriyor ve normal işe gidip gelenler gibi bağımlı değilim havasındasın. Hep söylediğim bir şey var arkadaşlarıma ve bugün tam olarak emin olduğum:
Patronlar, modern diye neyi sunuyorsa bizi daha çok kölesi yapıyorlar. Belki ön yargı gibi algılanır ama kısa zaman sayılacak iş tecrübeme rağmen şöyle bir kafadayım: ’Bunlar bir şey öneriyorsa kesin orada bir bit yeniği vardır'.’’
-Açıkçası birçok sebeple katılıyorum buna. Ama sınırlarımı bilerek kendimce sebeplerini anlatmak yerine, bu açıdan, aynı noktada olduğumuz için başka bir şeyi merak ediyorum.
En başta, kariyer odaklı eğitime ayak uydurup pek bu tip meselelere ilgi duymadığını söylemiştin. Son söylediğinde ise bunun epey radikal şekilde değiştiği görülüyor. Haksız mıyım?
‘’Bunu söylerken biraz bana hayıflanıyor gibisin sanki.
Özellikle okulda ve çevremde, senin gibi, her gün bu sorunlarla ilgili konuşan, stand açıp bildiri dağıtan, ülke dertleri diye her sohbete sokan arkadaşlarım hep oldu. Ama ben hem ailem hem de okuldaki algıya göre yürüdüm.’’
-Nasıl bir algı bu ?
‘’Kariyer dediğin nokta işte. Kariyer seminerleri yapılır. Oralarda şirketlerin CEO’ları ya da daha etkileyici olanı genç ama yüksek mevkide yöneticisi gelir ve nasıl başardığını anlatır. Sen de o büyüye kapılıyorsun kardeşim.
Nasıl kapılmayayım ki? Güngören’de büyümüşüm, hayatım hep suç olayları, polis, yokluk, kaos içinde geçmiş. Adamlar sistemi öyle güzel kurmuşlar ki; okullar, devlet daireleri, kitaplar, reklamlar.... Hepsi yoksulluktan gelenleri kendisine bağımlı etmeye hizmet ediyor.
Siyasi, teorik kitaplar-yazılar okuyarak bu sonuca gelmedim belki ama yaşayarak her gün mağduru olmak da öğretici değil mi?’’
Kapitalizmin, çalışmayı olabildiğince esnek ve güvencesiz hale getirmek adına denediği türlü yollardan en etkileyici olanı belki de ‘freelance/evden çalışma’. Azımsanmayacak kadar insanın bu biçimlerden ilk başta etkilendiğini ancak sunulan ile yaşanan sömürü arasındaki uçurumu, psikolojik-fiziksel sağlığından bedeller ödeyerek gördüğünü de inkar edemeyiz.
Mehmet onların en iyi örneklerinden biri.
Özellikle pandemi ile birlikte sıklaşan bu biçimin üzerinde sosyal bilimler alanında önemli tartışmalar yapılıyor ve konuya dair üretilenler artıyor. O yüzden birçok biçimiyle karşılaştığımız modern sömürünün bu halinde, çalışanların bağlılığı tek yönlü değil. Mehmet gibi evden çalışan milyonlarca beyaz yakalının, tanımlı işleri dışındaki birçok işi yapmaya zorlanmaları ise temel kural.
‘’Şu an burada kahve içiyoruz öyle değil mi? Ben ama bir iş ile ilgili akşam yapacağım bir toplantıyı düşünüyorum. Şimdi bakınca hafta içi sabah kahve içmeye gidip bilgisayarım nerede ise orada çalışma rahatlığım var sözle.
Ama o telefon, bilgisayar ;cumartesi, pazar da hep açık. Yani bu telefon hep bir acil iş için çalabilir ve hemen online toplantılar, çözülmesi gereken acil sorunlar gelişebilir. Bunlar ihtimal değil, gerçek.
Şu an bile iş ile ilgili bir toplantı hazırlığı arasında konuşuyoruz.
Bütün bu yoğunluk, çalışma tarzı, biçim olarak fiyakalı ama ekonomik olarak şaka gibi.’’
-Ekonomi demişken, nasıl şartlar peki? Yanlış anlamazsan maaşını, sosyal haklarını sorabilir miyim?
‘’Zor soru ama biraz cevap vermeye çalışayım. Hatta kendim dışında bir de yöneticimden örnek vereceğim.
Ben iş hayatına burada başlamadım. İlk yıllarımı zaten söylememe gerek yok. Staj ve sonrasındaki zamanlar kölelikten beter desem yalan olmaz. Tam bir hayatta kalma oyunu gibi. Bu şirkete bir nebze tecrübe ile geldim ve şirkette sektörün en büyüklerinden. Ben kariyerli bir departmandayım demiştim. Benim departmanımda 15 yıldır bu şirkette çalışan bir mühendis var. Benim birçok stresimi tetikleyen bir örnek. Bakınca adam yönetici ve şirket adına konuşuyor işçilerle fabrikaya gittiğimizde. Bugün bir arabası bir de Pendik’te mütevazı bir evi var. Sadece bu. Yani böyle sanki milyoner adayları gibi gösteriliyoruz ama baksana 15 yıldır yönetici bu adam. Bir de öncesinde 5 sene kadar benim pozisyonumda tahmini çalışmış olsa 20 yıl yapar. 20 yılda bir ev bir araba. Bu da mı fazla? Yani resmen çalıştıkça daha fazla tutsak ediyor kariyer yalanları insanları.
Beni de oradan hesap et. Bugünün şartlarında kıdemli bir mavi yakalı işçi ile aynı ücretlerdeyiz. Onlar hak etmiyor anlamında söylemiyorum. Ama mavi yaka-beyaz yaka diye bir şey yok. Hele son zamlar, kurlardan sonra herkes imkansızlıklarda eşitlendi bence."
Okuldan birlikte mezun olduğu arkadaşlarının birçoğunun ya yurtdışında olduğunu ya da gitmek için para biriktirmeye çalıştığını anlatan Mehmet, geleceksizlik kaygısının insanların hayatına ortak ettiği umutsuzluğu uzun uzun anlatıyor bir yanıyla.
‘’Ülkeden giden ya da gitmeyi düşünen arkadaşlarımın sayısı benim gibi kalıp burada çalışanlardan fazla. Bunu söyleyince de bazen sosyal medyada görüyorum AKP’liler falan hakaret ediyorlar utanmadan.
Doktor gidiyor, mühendis gidiyor, diğeri gitmeye çalışıyor. Bir şekilde kaçmaya çalışıyorlar insanlar yalan mı?’’
İş arkadaşlarının birçoğunun psikolojik yardım aldığından, görünen ile yaşadıkları arasındaki derin uçurumdan, bu çalışma biçiminde istenen dış görünüş ve yaşam biçimi ile aldıkları maaşlar arasında sıkışıp kalan yaşamından...
Hepsine dair açıklığıyla örnekler veren Mehmet, sözün sonunu yaşamındaki sömürüden vardığı yerde sonlandırıyor.
‘’Aldığım maaş ile aşağı üretimdeki işçiden farklı olarak yapabileceğim ne var mesela benim?
Hafta sonu bir iki bira ve arkadaşlarımla kahve içebilirim, belki sevgilimle sinemaya gidebilirim vs.
O da çok sınırlı şekilde.
Buna başka ‘yaka’ ismi takmanın bence anlamı yok. Bir tane kahve fazla içecek maaş alınca farklıyız demek de çok saçma. Eskiden yalan değil öyle değiliz, farklıyız falan derdim de şimdi gülüyorum öyle düşündüğüm için. Hepimiz bal gibi işçiyiz.’’
**
Mehmet’in bitirdiği yer ile bu hikayenin başladığı yer aynı yerde buluşuyor.
Sömürünün hedefindeki milyonlarca insanın hak ettiği insanca yaşama kavuşacağı noktada kesişiyoruz.
Yakalarımızın hangi renk olduğunu konuşacak zamanda değiliz.
‘Anlatılan bizim hikayemiz..’
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
