Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İŞÇİ HİKAYELERİ | Menekşe ile Seda’nın yıktığı patron duvarının öyküsü

Bu hafta işçi hikayelerinde; işte bu çift yönlü baskıya ve yıllardır işyerinde yaşadıkları haksızlıklara karşı, usul bir mücadeleye girişen iki kadın emekçinin ördüğü iki haftayı paylaşacağız.

Sancak Yıldız

Yayın Tarihi: 31.07.2022 , 10:23 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Eşitsizliğin büyümesi için her yolu kullanıyor sömürü düzeni. Kendi yarattığı eşitsizliklerin, hayatımızın tümüne yayılması için elinden geleni yapıyor. 

Patronlar, bir de kadınsa, emekçileri tam da buradan aldığı güçle baskılıyorlar. 

Bu hafta işçi hikayelerinde; işte bu çift yönlü baskıya ve yıllardır işyerinde yaşadıkları haksızlıklara karşı, usul bir mücadeleye girişen iki kadın emekçinin ördüğü iki haftayı paylaşacağız.

Patronların yarattığı ayrım duvarları 

İki haftalık mücadele arkadaşlığının Seda ile Menekşe’de yarattığı dönüşümün oldukça heyecanlı olduğunu söylemem gerekiyor. 

‘Yan yana gelen emekçiden daha güçlü ne olabilir?’ 

Tam da bu sorunun emekten yana bir cevabı karşılıyor bizi bu iki hafta boyunca.

Seda ile Menekşe’yi bir molaları sırasında, denk gelerek tanıyoruz. 

Seda, oldukça heyecanlı ve bir o kadar da sinirli. 

Cadde üstünde, oldukça yoğun bir kozmetik dükkanında çalışıyorlar. İşyerlerinin yoğunluğu ise sadece beş kadının omuzlarında. 

Sabah açan da onlar, akşam kapatan da, temizleyen de, ürünleri reyonlara dizen de.. 

Böyle uzayıp giden bir listeyi sıralarken tanıştığımız Seda’yla dert ortaklığı olarak başlayan sohbetimiz sürdükçe, bir söyleşi halini alıyor:

“Biz iki senedir burada çalışıyoruz. Aynı mahalledeniz. Çocukluktan arkadaşız. O yüzden kendi aramızda konuşuyoruz.”

-Diğer çalışanlar peki, onlarla hiç konuştunuz mu?

“Yok canım, niye konuşalım. Diğerlerinin ne yapacağı belli olmaz.”

Burada altı çizilmesi gereken bir detayı bize sunuyor Seda. 

Patron takımının yarattığı en büyük duvarlardan biri de emekçiler arasına inşa ediliyor çoğu işyerinde. 

Tam da böyle bir güvensizlik doğsun ve hak arayışı parçalansın diye.

Seda, patronlarının oldukça sert biri olduğunu ekleyerek şöyle devam ediyor.

“Kaç kere konuşmaya çalıştık. Daha başlamadan, sertleşiyor. Bağırıyor milletin içinde. Biz de insanız, çekiniyoruz. Adam sonuçta. Müşteriler varken de bağırıyor bazen.”

-Peki, Menekşe sen ne düşünüyorsun?

“Ya ben işimden değil de, bayramda bile çalıştık. Herkes kapalıydı. Yılbaşı, bayram falan hepsinde çalıştık. Ailemiz bile şüphelendi geçen bayramda. Hiç mi izin yok dedi annem bana. Düşünün.”

Patronun ayrım duvarları çatırdıyor 

Böyle bir diyaloğun ardından iletişim kurduğumuz Seda ve Menekşe ile  dört gün sonra yeniden buluşmak üzere ayrılıyoruz. 

Dört gün sonra buluştuğumuzda ise, sorunların birikmiş olması, onları daha çok anlatmaya sevk ediyor. 

Bu halleri, ilk tanıştığımız ve ilk kez bir şeyler yapalım dedikleri güne göre daha farklı.

Diğer arkadaşlarına güvenmeme konusunu çokça konuştuğumuz Seda ile Menekşe, arkadaşlarından birine daha konuyu açmışlar bu zaman zarfında. 

Demek ki, patronun ayrım duvarları çatırdamaya başlıyor. 

Bunu görmekten mutlu oluyor ve sohbete dört gün önce kaldığımız yerden devam ediyoruz.

**

İşyerinin, sabah açılışı saat 07.30 iken, kapanışı ise saat 20.30’u buluyor. Aradan geçen bu sürede çalışanların molaları iki parça halinde 30’ar dakika. Birinde yemek yiyorlar, diğerinde de biraz olsun dinlenmeye çalışıyorlar. 

Yemek paraları bir öğünü ucu ucuna karşılıyor, ancak çaylar hep cepten. Oraya bile yetmiyor aldıkları ücretler.

Ücretler de bu arada asgari ücretin 200-350 lira üstünde:

"Günlük 35 lira yemek hakkımız. Ama bu civarda 40 liraya yakında yediğimiz yerde vermez. Zam yapacağım diyor zaten.”

Menekşe geçen buluşmamıza göre daha çok konuşmak, daha fazla anlatmak istiyor, fark ediyoruz.

Bütün bu iş yükü, uğradıkları mobbing, baskı, hepsine karşılık bunu reva görüyor düzen:

“Molaya iki parça çıkıyoruz. Hadi birinde yemek yedik. Diğerinde iki çay içsen kaç para. Çay parasını kasadan alalım dedik geçen sene. Bize neler söyledi görseydin.”

Menekşe ile Seda’nın yanına katılan arkadaşları, başka bir isim ile bile anılmaktan çekiniyor ilk başta. 

Bu korkunun yaratıldığını görmek de sömürünün bıçak sırtını hissetmek anlamına geliyor.

Diğer arkadaşları onlardan daha uzun süredir bu işyerinde çalışıyor. Söyledikleri ise oldukça çok şey anlatır türden oluyor. Çünkü; hem hayatın içinden hem mesaideki çalışma şartlarına yansıyan sömürüden konu açıyor bir yanıyla.

“Erken yaşta evlenince böyle oluyor. Ben Siirtliyim. Dört ablam var. Hepsi evli. Ben de 17 yaşımda evlendim. Okula gitmeyi istedim ama babam istemedi.”

-Sonra peki, burada mı işe girdin?

“Yok. Önce bizim mahallede, Atatürk Mahallesi tarafında, atölyede çalıştım 1-1.5 sene. Ondan sonra kapandı. Burayı buldum. Üç buçuk senedir burada çalışıyorum. Sigortası var diye istedim. Sigortası var da çay parası bile gör, yok.”

Patronun ayrım duvarları yıkılıyor 

Aradan tam olarak 12 gün geçti. Seda ile akşam üstü görüşmek için haberleşirken, heveslice anlatmaya başlıyor akşamı bekleyemeden:

“ Bu sefer yedi..”

İlk gün de oldukça belirgin bir inatçı olarak dikkatimizi çeken Seda, Menekşe ve Siirtli arkadaşları ile bir plan yapıyor. 

Emekçi örgütlenmelerinin en keyifli anları genelde buralar oluyor. 

Üstelik, bu üç kadın emekçi, birden fazla çekince ile oldukça kendi aralarında bir süreç yürütüyorlar. 

Umudun, kurtuluşun, sayılı masalarda arandığı bir dönemde, emekçilerin kurduğu bu masanın kıymeti oldukça farklı oluyor haliyle.

Plan ise gayet akıllıca hazırlanıyor. İzinleri ve kaygıları gereği belli kısımlarını geçerek aktarıyorum.

'Yaz, görsünler bunların nasıl enayi olduğunu..'

Pazartesi günü mağazayı açarken, birisi ‘uyuyakaldım yorgunum bahanesi’ ile geç açıyor işyerini. Patronlarının en hassas olduğu konulardan biri bu olduğu için çok kızıyor. 

İşte bu planın, işçi hikayelerine tanık olma bahtiyarlığını yaşattığı kısımlardan birine geliyoruz. 

Baba, ağabey, amca, dayı.. Kadınların hayatına, bu listeye sığan herkesin karışabilme hakkını kendinde buluyor olmasının sonucu aynı türün yarattığı böyle patronlar oluyor. 

İşte böyle bir baskının duvarını çatırdatıyor Menekşeler.

Bu sefer teslim olmuyor, boyun eğmiyorlar. Aksine, Seda’nın ustaca taktiği ile, kızdırıp yıldırıyorlar patronu. 

İşyerini geç açmalar, reyonları geç dizmeler, kasada işlemleri yavaşlatmalar derken.. Patronları için tam olarak şöyle bir ifade kullanıyor akşam üstü buluştuğumuzda Menekşe.

“Adam kalpten gitmemek için bize izin günü verdi resmen. İki senedir boşuna beklemişiz, enayiymişiz valla.”

-İşçi hikayeleri olarak yayınlanıyor bu sohbet. Söylediğim gibi bu iki haftada konuştuklarımızı yazacağım. Bir şey diyor musunuz buna?

“Yaz kız; görsünler bizim ayıyı.”

**

İki haftaya sığdırdıkları çok şey var.

Bugün için; izin günlerinin verilmesi ve yemek paralarının arttırılması sözünü aldılar üç kadın emekçi; usulca ve inatla mücadele ederek. 

Bazen korku, bazen daha fazla cesaret ile…

Ne mutlu ki; her durumda, bir yol arayan işçilerin elbet kazanacağını usulca, ancak oldukça cüretli gösterenlerden onlar.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.