Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İnsanların Türküleri | Tütün koydum keseye

Anadolu topraklarında 400 yıllık bir geçmişe sahip olan tütün, yalnızca bir tarım ürünü değil, aynı zamanda sömürüye, direnişe ve emeğe tanıklık eden bir tarihin taşıyıcısı olmuş. İnsanların Türküleri serimizde bu hafta Yusuf Şaylan ile tütün türkülerini konuşuyoruz.

Resim: Naci Kalmukoğlu, Köyde Tütün Toplayanlar

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 12.07.2026 , 11:09 Güncelleme Tarihi: 12.07.2026 , 16:07

Anadolu’da tütünün geçmişi 1600’lü yıllara kadar uzanıyor. “Bastonunu diksen yeşerir” denilen bu bereketli topraklarda tütünün eksik kalması elbette düşünülemezdi. Zahmetli bir bitki olan tütünün Anadolu’da yerleşik bir kültüre dönüşmesinin yaklaşık dört yüz yıllık bir öyküsü var.

Dönemin ünlü tarihçisi İbrahim Peçevi’nin kayıtlarına göre tütün, İstanbul’a 1599 ile 1601 yılları arasında İngiliz tüccarlar tarafından “şifa verici” bir bitki olduğu iddiasıyla getirildi.

Sonrası malum. Tütün, patronların elinde âdeta İngiliz İmparatorluğu’nun sömürge haritasına vurulmuş bir işarete dönüştü. Emperyalistlerin el attığı her coğrafyada olduğu gibi pamuk ve şekerle birlikte sömürüye dayalı üretimin simgelerinden biri hâline geldi. Emekçiler onu onca zahmetle ekti, biçti, işledi; geriye çoğu zaman yalnızca kuru ekmek kaldı.

Anadolu halkı, emek ve üretim süreçlerinde hayatına giren pek çok şey gibi tütüne de türküler söyledi, şiirler yazdı.

Bu hafta İnsanların Türküleri serimizde Yusuf Şaylan’la birlikte tütün türkülerini konuşacağız. İkimiz de tütün kullanmayan ancak türkülerde ve kolonyada tütünü seven iki insan olarak Kuğulu Park’ın köşesindeki bir kafede buluştuk.

Ankara’nın, NATO zirvesi nedeniyle emekçiler için bir haftadır açık hava cezaevine dönüştürüldüğü günlerden geçiyoruz. İktidar memleketin onurunu ve haysiyetini zalimlerin ayakları altına sererken bu duruma yalnızca komünistler boyun eğmedi. Sokağa çıkarak ayaklar altına alınan değerleri çekip alan ve yeniden bayraklaştıran bu iradeyi tarihe not düşüyor, söyleşimize öyle başlıyoruz.

Yorgun vardım orak biçmeye

Gözlüklerini burnuna yerleştiren Şaylan, tütünün Anadolu’daki öyküsünü anlatmaya başlıyor. Bir yandan da notlarının arasından tütünün geçtiği türküleri sıralıyor:

"Biliyorsun, tütün acayip bir şey olmuş. Mesela Anadolu'da ilk sendikalardan biri tütün işçileri sendikası. Diğer yandan Türkiye'de komünistlerin olmazsa olmaz örgütlenme alanlarından biri olmuş, Zehra Kosova'dan Şoför İdris'e birçok şahsiyet buralarda yetişmiş komünist olmuş. Marşlar da yazılmış, türküler de, ağıtlar da."

Tütünün Anadolu’nun farklı bölgelerinde kendine özgü ürünler vermesi, bu topraklardaki emekçilerin yoktan var ettiği zenginliklerden birine karşılık geliyor. Ege’den Karadeniz’e, Çukurova’dan Güneydoğu’ya kadar pek çok bölgede yetiştirilen tütünler, dünyaya nam salacak bir niteliğe ulaşmış.

Söz buraya gelince Şaylan devam ediyor:

"Küba deyince hani akla gelen şeylerden biridir ya tütün. Türkiye'de de öyleydi. Devlet üretir, emekçilerin de kesesi dolardı. Ama özelleştirildi her şey gibi. Sattılar üç otuz paraya. Şimdi tütünden sadece patronlar kazanıyor. Bize de zehri ve çilesi kalıyor."

Ellerinde işten kalan iz var, tütün işlemiş o parmaklar

Tütün kimi zaman yetiştirildiği yerlere adını vermiş, kimi zaman da yetiştiği yerin adıyla anılmış. Bafra, Bitlis, Samsun ve Adıyaman tütünleri bunların en bilinenlerinden.

Bir de adı, ürettiği tütünle özdeşleşen yerler var elbette.

Sanayileşmeyle birlikte türkülerin işçileşmesi, işçileşen türkülerin de zamanla marşlara dönüşmesi yaygın örnekler yaratmış.

Tütün denildiğinde Türkiye tarihinde akla gelen ilk yerlerden biri Cibali semti. İstanbul’un Fatih ilçesinde, Haliç kıyısında yer alan semt, adını İstanbul’un fethi sırasında orduda görevli olduğu rivayet edilen Mısırlı Cebe Ali’den alıyor. Bu isim zamanla halkın dilinde değişerek Cibali’ye dönüşüyor. Semt, asıl ününü ve tarihsel önemini ise 19. yüzyılın sonlarında kurulan büyük tütün fabrikasına borçlu.

Tarihi Cibali Tütün Fabrikası'nda çalışan kadın işçiler

Osmanlı döneminde tütün ticaretini tekeline alan yabancı sermayeli Reji İdaresi, 1884 yılında Haliç kıyısında Cibali Tütün Fabrikası’nı kurdu. Fabrika kısa sürede imparatorluğun en büyük sanayi tesislerinden biri hâline geldi. Anadolu’nun dört bir yanından, özellikle Ege ve Karadeniz’den getirilen tütünler burada işleniyor, paketleniyor; hem iç piyasaya hem de yurt dışına gönderiliyordu. Burası yalnızca bir üretim yeri değil, devasa depoları, atölyeleri ve kendi iskelesiyle büyük bir sanayi kompleksiydi.

Cibali Tütün Fabrikası zamanla Türkiye’nin emek tarihi ve çalışma koşulları bakımından önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Fabrikada binlerce işçi çalışıyor, bunların önemli bir bölümünü kadınlar oluşturuyordu. Bu durum, kadınların kitlesel biçimde sanayi üretimine ve işçi sınıfına katılmasının en erken ve çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.

Zorlu çalışma koşulları, uzun mesailer ve düşük ücretler nedeniyle fabrika aynı zamanda erken dönem işçi eylemlerine, grevlere ve hak arama mücadelelerine sahne oldu. Tütün tozunun içinde çalışan kadın işçilerin yaşamı ve mücadelesi edebiyata, tiyatro oyunlarına ve şarkılara da konu edildi.

Yusuf Şaylan

Şaylan, bu bölümde tütün işçileri arasında Balkan göçmenlerinin taşıdığı özgül ağırlığı hatırlatıyor ve anlatmayı sürdürüyor:

"Tütün deyince tabii sadece bizde değil Sovyet edebiyatında da tütün imgesi var. Özellikle de Bulgaristan'da. Bizde de türkülerde, şiirlerde türküler hep geçer. Cahit Külebi, Ahmed Arif, daha nicesi tütüne şiirler yazar. Romanlar da vardır. Ahmed Arif bir şiirinde "Tütün işçileri yoksul, Tütün işçileri yorgun, Ama yiğit, Pırıl pırıl namuslu. Namı gitmiş deryaların ardına, Vatanımın bir umudu..." der.

Çukurova yiğitlerini över şiirinde.

İşte zamanla marşlara da dönüşür şarkılara da. Mesela Fabrikada Tütün Sarar ya da Fabrika Kızı Alpay'dan bilinir. Sonra Sarı Dünyam Tütün Benim de benzer şekilde tütün işçilerine yazılmış. Ama biz farklı bir tanesini aktaralım okuyucuya. Rivayet odur ki Nazım Hikmet'in kendisini cezaevindeyken ziyaret ettiği bir tütün işçisine hediye ettiği şiirden bestelenir bu. İşçi Kızı şarkısı. Arif Kemal'in sesinden aşina olduğumuz bir eser. İşte bu dönemler fabrikalar ve işçilerle birlikte tütün türkülerinin marşlarla direnişlerle anıldığı dönem olur.

Cigaramın dumanından gözlerim görmez oldu

Yusuf Şaylan, tütün ile duman arasında türkülerde güçlü bir bağ bulunduğunu söylüyor.

"Bazı türkülerde tütün yerine cigara ya da duman denildiği de olur. Hani derler ya ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye. Belki de en çok tütün için söylenir bu" diyor gülerek.

Tütün türkülerinin bir başka güzelliği ise yetiştirildiği bölgeye göre farklı ağızlar ve ifadeler kazanması. Kimi zaman Ege ağzıyla söylenen yorgun bir türkü, kimi zaman Karadeniz’de yakılan bir ağıt, kimi zaman da sevgiliye söylenen bir türkünün içindeki küçük bir ayrıntı olarak çıkıyor karşımıza.

İnsanların Türkülerindeki diğer yazılarda da değindiğimiz üzere, konu emekçiler tarafından dile getiriliyor ve üretim sürecine eşlik ediyorsa türküler çoğunlukla daha ağır ve aksak söyleniyor. Malum: Alın teri, emek, çile ve karşılığını alamama döngüsü varsa türkü de o acının diline dönüşüyor.

Tütünde de böyle.

Yetiştirildiği yere göre Ege ağzıyla, Karadeniz şivesiyle; Kürtçesiyle, Arapçasıyla, Ermenicesiyle söylenmiş bu türküler.

Ama halk, bir yandan da küfrederek, öfkelenerek ve mücadele ederek tütün ekmeyi sürdürmüş.

Şaylan, hem tütün eken emekçilerin hem de tütün kullananların hayat pahalılığı karşısında dönemin iktidarlarına yönelttiği, tütünle özdeşleşmiş küfürlerden de bahsediyor.

Tabii sen yazmazsın bunları ama olsun” diyor bir yandan gülerek, bir yandan hayıflanarak.

Tütün işçilerinin son büyük uğurlaması belki de 2009-2010 TEKEL Direnişi’ydi.

“Ölmek var, dönmek yok” diyerek özelleştirmeye karşı yola çıkan TEKEL işçileri, tütünü bir kez daha memleketin hafızasına yazdı. Ancak memleketin bütün zenginlikleri patronlara peşkeş çekilirken tütün de bundan nasibini aldı.

Şimdilerde Adıyaman’da, Bafra’da, Ege’de öksüz bırakılmış bir konu tütün.

Geride, umudu büyüten türküleriyle yaşamayı sürdürüyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.