Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İnsanların Türküleri | Bir de yoksulluk

İnsanların Türküleri dizisinde bu hafta Yusuf Şaylan ile yoksulluk imgelerinin türkülere yansımasını konuştuk. Kırsalın kaderci çaresizliğinden işçi sınıfıyla politikleşen kentsel ezgilere uzanan bu derin değişimi yakından inceliyoruz.

Resim: Neşet Günal

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 31.05.2026 , 08:55 Güncelleme Tarihi: 31.05.2026 , 20:18

Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.


Türkülerin toplumun yaşam deneyimlerini aktarması, aynı zamanda bu deneyimlere dair öyküleri izleme olanağı da sunuyor. Halkın karşılaştığı zorlukları aksettiren önemli bir izlek görevi gören türküler, miras bıraktığı bu okumalarla bir halkın yoksulluk karşısında neler yaptığını, nasıl tahammül gösterdiğini ya da nasıl isyan ettiğini de anlatır.

İnsanların Türküleri dizisinde bu hafta Yusuf Şaylan ile birlikte türkülerdeki yoksulluk imgelerini arayacak, emekçi halkın yoksulluk karşısında sığındığı türküleri konuşacağız.

Kısa çöp uzun çöpten hakkın alacak

Ankara'da serin bir Mayıs sonu. Haziranı karşılarken gölgede insanın içini ürperten bir serinlik var hâlâ. Tunalı Hilmi'de bir kafede buluşuyoruz Yusuf Şaylan ile. Yanında getirdiği yoksulluk ve türkülerle ilgili makaleler, şiirler ve kitaplar var. Heybesinden çıkardığı kitapları küçük masaya sererken gözlüklerini de burnunun ucuna yerleştiriyor.

Önce Serdari'den başlıyor.

"Serdari. Çok acayip bir hikayesi var" diyor.

"Serdari'nin hikayesi çok acayip. Ben araştırmadan önce daha eski zamanlarda yaşamış biri sanırdım. Ama on dokuzuncu yüzyılda yaşamış. Şarkışlalı. Şarkışla da acayip bir memleket. Geçen hafta konuştuğumuz Keskin gibi türkülerin mayalandığı uğraklardan biri. İşte Serdari burada doğmuş. Ama hikayesini okuyunca anlıyoruz ki o çaresizlik ve yoksulluk ve pek tabii aşk Serdari'nin kendi hikayesinden başka bir şey değil. Yoksulluğun izlendiği türkülerden bazıları Serdari'ye ait."

Şaylan bunları anlatırken önce Serdari'nin öyküsüne kısaca değiniyor.

"Serdari çocuk yaşta çobanlık yaparken eşekten düşüyor. Sınıkçıya götürüyorlar. Sınıkçı bu eskilerde kırık çıkık işiyle uğraşan köylüler oluyor. Sınıkçı iyileştiremiyor kolunu Serdari'nin. Kangren oluyor. Kesiyorlar kolunu. O zamanın şartlarını düşününce akıl almıyor yaşadığı acıları. İşte sonrasında Şarkışla kadısının kızına aşık oluyor. Kaçırıyor kızı. Kızın da gönlü var Serdari'de. Serdari okuma yazma bilmiyor. Yani aslında şiir yazan değil, şiir söyleyen biri. Ama kadı razı olmuyor. Yoksul olduğu için, sakat olduğu için. Serdari'de geçen kısa çöp uzun çöpten hakkın alacak dizesi ya da omuzdan kesilen kol imgesi Şarkışla'dan memlekete yayılan bir insan öyküsü aslında. Serdari yoksulluğun karşısında türkülere sığınmış. Oradan bulmuş direncini."

'Dünyada ne lezzet ne bir tat gördüm'

Türkülerle ilgili çalışmalarda yapılan tez ve araştırmaların dikkat çeken örneklerinden biri Bursa Uludağ Üniversitesi'nde hazırlanmış bir doktora tezi. Yunus Akif Çelikel imzası taşıyan bu doktora tezi, Türkiye'de Sosyal Değişim Süreci ve Yoksulluk Türküleri adını taşıyor.

Çelikel'den aktaran Yusuf Şaylan, dönemin yoksulluk türküleriyle birlikte köy yaşamının zorluklarının, açlıkla verilen mücadelenin, zengin ile yoksul arasındaki ayrımın, kentlere göçün ve bunun sonuçlarının kadercilik gibi başlıklarda nasıl işlendiğini anlatıyor.

Yusuf Şaylan bunları aktarırken şu sözlere yer veriyor:

"Türkülerde tüm bu imgeler işlenmiş, dolayısıyla türküler içerdikleri çeşitlilik ve değişimden hareketle değişimin türküler üzerindeki izlerini de barındırmasıyla kültürel bir hazine olmaya hala devam ediyor. Burada yoksulluk türkülerini kabaca üçe ayırmamız gerekebilir. İlki Cumhuriyet öncesi türkülerdeki yoksulluk. Buralarda doğa, kıtlık ve kadercilik daha çok öne çıkıyor. Yoksulluğun temel sebebi felek, devran ya da kader. Başka türlü yoksulluklar da tarif ediliyor. Kimi zaman yoksulluk çaresizlikle, kimi zaman da arkasızlık, yalnızlıkla tarif ediliyor."

Cumhuriyet sonrasındaki dönemlerde ise türküler biraz daha yapısal bir değişime uğruyor. Toplumdaki dönüşümü takip ederek, şiirlerden bestelenen ya da kayda geçirilen türküler üzerinden kayıtlı bir dönemin, aranjman yıllarının etkilerini gözlemliyoruz.

Bu dönem aynı zamanda edebiyatın da türkülere eşlik ettiği bir dönem.

Yusuf Şaylan

Şaylan bunu şu sözlerle anlatıyor:

"Bu dönem tabii türkülerin ve kaydedilen şiirlerin, derlenen Anadolu türkülerine ek olarak edebiyatın da yoksulları gördüğü, yoksulların siyaseti ve sosyolojiyi belirlediği bir dönem. Orhan Kemal edebiyatının yine Cumhuriyet'in ilk döneminde etkisini göstermiş olması, yine buna benzer örneklerin ortaya çıkması, Bekir Yıldız gibi yazarların bilinmesi bu döneme denk düşer. Bir de tabii Anadolu'daki geçmiş dönemde söylenmiş yoksulluk türkülerinin içinde yoksulluğun, ekmeksizliğin, açlığın, çaresizliğin, soğuk kış günlerinin, yakacak bir odun olmayan akşamların türküleri Cumhuriyet'in ilk yıllarında derlenir. Dolayısıyla bu hem hafızanın kayda geçtiği hem de yeniden şekillendiği bir dönemdir."

'Yokluk beni mecbur etti'

Burada türkülerde yer alan imgelerden biri de yoksulluğun bir sonucu olarak göçler. "Yokluk beni mecbur etti, gurbeti ben mi yarattım" bir yanda, "Yârim İstanbul'u mesken mi tuttun" diğer yanda. Göçler bazen sevdaya, bazen umuda yazılsa da, göçün nedeninde ekmek parası kazanmak için yola düşen emekçiler vardır.

Burada türkülerin, özellikle yakın zamanda farklı biçimlerle yeniden üretildiği örneklerde, yoksulluk imgesinin başkalaştığını da görürüz.

Bir yanda yoksulluğu tarif eden örnekler, diğer yanda ise bu acının bir tür gösterisiyle sınırlı kalan imgeler.

Şaylan bunu Serdari ile Abdurrahim Karakoç arasındaki örnek üzerinden anlatıyor:

"Serdari, kısa çöp uzun çöpten hakkın alacak derken aslında bir yerde hesap sormayı, hesaplaşmayı ve hakkını almayı önüne koyuyor. Ama bir yanda bazı şiirlerde ve türkülerde sadece acıyı resmeden örnekleri görüyoruz. Orada sınırlı kalıyor.

Bir de yoksulluğun sadece tasvir edildiği, betimlendiği örnekler var. İnsanlar bunun içinde çaresizce kalıyor ve ezildikçe eziliyor. Bu da acıyı vitrine koymaktan başka işe yaramıyor." 

Tabii bu durum zaman içinde değişiyor. 1960'lı yıllara ilerledikçe, yoksulluğun konusu köylülerden işçi sınıfına doğru evrildikçe türküler de biçim değiştiriyor ve politik bir ivme kazanıyor. Buraya ek olarak görülen şeylerden biri de bu türkülerin karşısına dikilen, yine acının sadece resmedilmesiyle sınırlı kalan biçimler. Kendisini daha çok arabesk olarak tarif edilen formatta gösteren bu ezgiler, işçilerin acılarına eşlik ediyor ancak bir çözüm ya da tarif sunmuyor.

Çelikel'in kaleme aldığı tezinde de vurgulandığı üzere, 1950'li yıllardan itibaren şehirlere yaşanan göçlerle birlikte, farklı bir sosyo-kültürel yapıyla tanışan yoksul kesim, umduğu ekonomik imkânlara kavuşamadığı gibi kültürüne yabancılaşarak gurbet, umutsuzluk ve hasret gibi sorunlar yaşamaya başlamıştır. Bu süreçte türküler aracılığıyla yoksulluk, bireysel bunalımlarla birleşmiş ve kadercilik anlayışı eleştirel bir tarza dönüşmüştür. Özellikle 1960'lı yıllardan sonra türküde gerçekleşen değişimin temelinde kentleşme ve yeni siyasi söylemler yer almaktadır. Yaşanan siyasi hareketlilik içinde siyasi görüşleriyle birbirlerinden ayrılan icracılar, plak, kaset ve konserler yoluyla toplumda siyasi bir rol edinmiş ve türküler politik bir itiraza evrilmiştir.

Türküleriyle siyasi söylemlerde bulunan icracılar, kendilerini fikir hayatlarını etkileyen ideolojilerin sözcüsü olarak tanımlamıştır. Eskiden yalnızca doğaya veya feleğe sitem eden köylünün dili, bu yıllarda kentsel yoksulluğun, işçi sınıfının ve gecekondulaşmanın yarattığı adaletsizliklere karşı sınıfsal bir başkaldırıya dönüşmüştür. Böylece türküler, sadece acının tasvir edildiği kaderci bir formdan çıkarak, düzene muhalif bir tutumun en güçlü taşıyıcılarından biri haline gelmiştir.

'Baltasını biledi'

Yoksulluk imgeleri, türkülerde hemen hemen her yörede benzer biçimlerde kendini gösterir. Bazen "Trabzon'dur yolumuz, para tutmaz elimiz" diye geçer, bazen de "Pencereden kar geliyor, gurbet bana zor geliyor" diye yeniden tarif edilir.

Bu türküler 1960'lara geldiğimizde artık işçi sınıfıyla birlikte kentlere taşınır. Yoksul gecekondularda hayatı yeniden kuran, sendikalarda ve siyasi partilerde örgütlenen, bilinçlenen, okuma yazmayı öğrenen, okuduğunu duvarlara sloganlarla nakşeden işçiler bu türküleri yeniden belirler.

Âşıklar da değişir. Artık plaklar ve kasetler aracılığıyla türküler elden ele geçer. Evlerde radyolar, ilerleyen yıllarda teypler dinlenir.

Bu dönemin özelliklerinden biri de fabrikalarda yan yana gelen işçilerin daha önce fark etmedikleri kaynaşma ve başkalaşmadır. Kadın erkek, Alevi Sünni, Balkan göçmeni, Kürdü, Karadenizlisi, Egelisi, Çerkesi, Arabı yan yana gelince bir sürü türkü ve kültür bir kaynaşma içine girer.

Bunlar aynı zamanda türkülerin derlenmesi adına da verimli zeminler oluşturur. Modern zamanın eski usule sadık halk ozanları çıkar: Ruhi Su gibi, Âşık İhsani gibi, Mahzuni Şerif gibi. Hatta bazı örneklerde âşıkların isimlerine "Yoksuli" gibi sıfatlar eklenir.

Kimisi "Kapansın el kapıları" derken kimisi "Yoksulun sırtından doyan doyana, bunu gören yürek nasıl dayana" dedi. Sermayemizin derdimiz, servetimizin ahımız olduğu 1960'larla birlikte yoksulluk, örgütlü emekçilerin çözmesi gereken bir sorun; türküler de bunun anlatıcısı olmuştur. Kader daha çok arabesk müzikte devinirken, türküler feleğin tekerine çomak sokmak için kolları sıvayan emekçilere yoldaş olur.

Yoksulluk türkülerimizin evrimi, bir yanıyla Anadolu'daki emekçilerin de aynası. Hayata TKP saflarında veda eden Diyarbakırlı halk ozanı Âşık İhsani'nin Balta adlı türküsünün modern yorumuyla bitiriyoruz söyleşimizi. Yusuf Şaylan, "İhsani daha iyi söyler bunu, bu gençler değiştirmiş" diyerek Düşbaz'ı biraz eleştiriyor. Eleştirisi haklılık payı barındırırken, bunun farkında olanların İhsani'yi zaten dinlediğini varsayarak, ilk kez dinleyen genç okurlara güncel yorumunu bırakarak veda ediyoruz.

Haftaya bir başka içerikle türküleri konuşmaya devam etmek üzere vedalaşıyoruz.



soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.