Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İngiltere'de yeni dönem: Yeni Başbakan Liz Truss ne vaat ediyor?

Boris Johnson'un istifa etmesinin ardından sağcılıkta yarışan iki adaydan Liz Truss İngiltere'nin yeni başbakanı oldu. Truss'un kabinesi İngiliz işçi sınıfını zor günlerin beklediğinin habercisi...

Eren Korkmaz

Yayın Tarihi: 07.09.2022 , 09:11 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Boris Johnson’un kabine isyanı sonrasında istifaya zorlanmasının ardından başlayan liderlik yarışması 5 Eylül’de öğlen saatlerinde sonuçlandı. Muhafazakar Parti liderliğine yaklaşık 140 bin parti üyesinin oylarının 81 binini (yüzde 57.4) alan Liz Truss seçildi. Rakibi Rishi Sunak ise 60 bin 400 oyla beklentilerin üstünde oy aldı. Tory partisinin başına geçmesi sayesinde başbakan olan Liz Truss bugün göreve atandı.

Parlamentonun en zengin üyesi olan Rishi Sunak’ın aynı zamanda ABD vatandaşı olması, multimilyarder eşinin vergi ödememek için numaralar yaptığının anlaşılması ve ekonomi bakanı olarak son dönemdeki pahalılığa yönelik tepkiden dolayı şansı zayıftı.

Sağcılıkta yarıştılar

Bu iki aylık kampanya süreci her iki liderin İngiliz milliyetçiliğine, aşırı sağa yönelik söylemleri ve vaatleriyle doldu. Burada İngiliz milliyetçiliğini bilinçli olarak kullanıyorum, çünkü İskoç, Galler veya Kuzey İrlanda’yı içeren, tüm Britanya’yı kapsayan bir yaklaşım sergilemediler.

İkisi de Oxford Üniversitesi mezunu olan adaylar sağcılıkta birbiriyle yarıştı. Örneğin artan grevlere karşı grevleri yasaklamak ve zorlaştırmak için adım atacaklarını belirttiler.

Göçmenleri engellemenin öncelikli görevleri olduğunu belirtip göçmen karşıtı retoriği sürdürdüler.

Sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planında ısrarlı olacaklarını, ayrıca Türkiye gibi başka ülkelere de göndereceklerini duyurdular. Britanya’nın “elini bağlayan” bazı insan hakları sözleşmelerinden çekileceklerini belirttiler. Bunu ilk dile getiren Suella Braverman de içişleri bakanı oldu.

Liz Truss ayrıca kendisine sorulan “Fransa devlet başkanı Macron dost mu düşman mı?” sorusuna “jüri dışarı çıkarsa cevap veririm” diyerek “esprili” şekilde olumsuz cevap verdi. İskoçya Başbakanı’nın bağımsızlık referandumu talebine karşı kendisini kaale almayacağını, yok sayacağını söyledi. Nükleer silahları gerektiğinde kullanmaktan kaçınmayacağını dile getirdi. Hayat pahalılığı karşısında ise ısrarlı sorulan sorulara ısrarla cevap vermedi ve gerekli önlemleri alacaklarını ve kendisine güvenmelerini söylemekle yetindi.

Vergi tartışması

Liz Truss’un muhafazakar parti tabanından oy almak için öne sürdüğü en önemli vaat vergileri indirmek oldu. Bunda rakibi Sunak’ın (aslında Truss’unda içinde olduğu hükümetin kararı da olsa) pandemi, Ukrayna’da savaş ve ekonomik kriz nedenleriyle vergileri arttırmasının, sosyal yardım ve diğer kamu harcamalarını yükseltmesinin etkisi belirleyiciydi.

Geleneksel olarak düşük vergi yanlısı olan Tory tabanı açısından hükümetin olağanüstü dönemde borçlanması ve sosyal yardımlar vermesi, kapanmak zorunda kalan işyerlerindeki çalışanların maaşlarının bir kısmını ödemesi gibi konular rahatsızlık yaratıyordu.

Sunak’ın bu politikaları savunması, hayat pahalılığı sürerken vergilerin bir anda inemeyeceğini belirtmek zorunda kalması Truss’u öne çıkardı.

Truss’un TV röportajlarında ulusal sigortadan indirimlerin en yüksek gelirli kişilere büyük avantaj sağlarken yoksulların aleyhine olacağını gösteren verileri gösterip “bunu adil buluyor musunuz” sorusuna “evet, gayet adil buluyorum” cevabını vermesi de yaklaşımını özetleyen bir tutum oluyor.

Boris Johnson başbakan olduğunda sürekli yalan söyleyen, bir dediği diğerini tutmayan, çıkarcı bir politikacının başbakan olması birçok kişiyi şaşırtmış, bundan daha düşük bir seviyenin olamayacağı öne sürülmüş, olağanüstü şartlarda kendisine yol açabildiği düşünülmüştü. Liz Truss (ve diğer adaylar da) dikkate alındığında Johnson’a nazaran dahi daha tutarsız, seviyesiz kişilerin hükümet kurabileceği kanıtlanmış oldu.

Truss seçilmek için parti üyelerini hedeflediği için en saldırgan ifadeleri pervasızca dile getirdi, tüm vaatlerinde finans sermayesinin çıkarlarını öne çıkardı. Bu Britanya toplumunun gerçekliğini, beklentilerini, yaşadığı sorunları yansıtan bir söylem değildi. Tüm anketler ve kamuoyu yoklamaları toplumun enerji şirketlerin kamulaştırılmasından daha fazla sosyal devlet uygulamalarına tam tersi yönde bir beklenti içinde olduğunu, grevlere de karşı olmadığını gösteriyor.

Neoliberal bir kabine

Truss’un kabinesine bakıldığında da parti içindeki en neo-liberal, en sermaye yanlısı, en sosyal haklar karşıtı ve aynı zamanda hemen hepsi göçmen kökenli olsa da en göçmen karşıtı kişilerden oluştuğunu görüyoruz.

Fotoğrafa bakıldığında, farklı göçmen topluluklardan ve azınlıklardan kapsayıcı bir kabine kurulduğu sanılabilir. Ancak bizzat Kwarteng gibi serbest piyasacı ve enerji firmalarına yönelik devlet müdahalesine karşı çıkan ekonomi bakanından, Suella Braverman gibi insan hakları sözleşmesine karşı çıkan içişleri bakanına ve asker eskisi James Cleverly gibi dışişleri bakanına her birinin biyografilerine (örneğin hemen hepsi en pahalı ve etkili özel okullardan mezun) ve siyasi duruşlarına bakıldığında gerçeğin tam tersi olduğunu görmek mümkün. Bu tablo hükümetin pandemi sonrasında, bilhassa işçi hareketi de yükselirken, son yılların en pervasız ve saldırgan hükümeti olacağını, çalışanlar için yaşamın daha da zorlaşacağını gösteriyor.

Yeni hükümet ne yapacak?

Boris Johnson’un Ukrayna’da barış anlaşmasına engel olduğu son dönemlerde dile getiriliyordu.

İngiltere’nin geliştirdiği ama savaşlarda denenmeyen son teknoloji silahlarını Ukrayna’da denediği, enerji ve meta fiyatlarındaki yükselişten İngiliz sermayesinin yararlandığı belirtiliyordu.

Yeni hükümetin dış politikada daha saldırgan bir yaklaşım sergileyeceği öngörülebilir. Yine AB ile ilişkilerin kötüleşeceği, bilhassa Brexit anlaşması ve İrlanda meselelerinde yeni krizlerin çıkacağı tahmin edilebilir.

İç politikada grev ve protest haklarına, söz ve ifade özgürlüğüne ve göçmen haklarına yönelik sert müdahaleler gündeme gelebilir.

Ekonomi alanında vergi indirimlerinden büyük sermaye kesimleri faydalanırken enerji şirketlerine ve hayat pahalılığına dair sosyal yardımların azalacağı öngörülebilir.

Bu hafta bir sosyal destek paketi açıklanacak ancak bu yaklaşımda sosyal yardımlar ya sadece en zor durumda olan, ödeyemeyene veriliyor, bir şekilde ödeyebilenleri kapsamıyor veya destek adı altında kredi verilip kişiler borçlandırılıyor.

Sınıfsal eşitsizliğin derinleşeceği, gelişen işçi hareketi karşısında sert müdahalelerle sürecin daha zorlu geçeceği, İskoçya’nın bağımsızlığı ve Kuzey İrlanda meselesinde daha baskıcı bir tutum alınacağı bir dönem Britanya halkını bekliyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.