Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İlk Öğretmen, İlk Dönek: Ahmet Mithat Efendi

'Ahmet Mithat Efendi’nin de yaşamı ve üretimi ile açık hale gelen biçimiyle, bu üretken aydında bize yetmeyen ne? Neden başkaldırıya ihtiyaç duyuyoruz? Çünkü kurmak için önce yıkmak gerek'

Emre Falay

Yayın Tarihi: 09.07.2023 , 09:39 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Yalçın Küçük Aydın Üzerine Tezlerin ilk cildinde “Üç Ahmetler”i, yani Ahmet Cevdet, Ahmet Vefik ve Ahmet Mithat’ı “her üçü de toplumun yenileşmesini istemekle birlikte sultana pek bağlı ve ihtilâlci gelişmelere de pek karşı bir tutum alıyorlar.Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler 1, s.470-471 diyerek anlatır.

Düzen içi aydının çelişkisidir. İleriye doğru hareket etmek, neredeyse atılmak ister, ama geri olarak tarif ettiğinin köklü bir sorgulanmasına soyunmadığı için bir ayağı da hep o geri olana basar. Onu tarihsel olarak nasıl ve nereye oturtacağımızı bilemeyiz ya da bunun yanıtını tarihin kendisi, yani tarihi yapanların mücadelesi, kazananın tarih yazımı verecektir.

Yalçın Küçük de Tezler’de Üç Ahmetlerin hem hakkını verir hem de tarihin yargısını bildirir. Ancak Tanzimat’ın bu üç aydını için “Üç çalışkan adam; Tanzimat'ın içinde mi, dışında mı; iktidarda mı, muhalefette mi; tutucu mu, gerici mi, söylemek pek zor.Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler 2, s.186 demesi boşuna değil.

Onlardan Ahmet Mithat Efendi (1844-1912) için çağdaşları çalışkanlığından ötürü “kırk beygir gücünde yazı makinası” adını takmış. Üretken. Üretme arzusunun temelinde toplumu ileri çekmek, belki de zamanın akışını hızlandırmak var. Durmaksızın yazıyor. Öğretmek istiyor. Batı’da gelişkin bulduğu ne varsa yazılarına yansıyor. Öyle ki yazdıklarının edebi niteliğinden çok yazarın metne ve okura müdahalesi öne çıkıyor. Bir Tanzimat aydını olarak, ürettiği bu dönemde kendisine “Hace-i Evvel” yani ilk öğretmen deniyor. Bu tavrı ile halkçı olarak nitelendirilebilir belki, ancak Yalçın Küçük’ün de dediği gibi “Her halkçı, başkaldıran değildir.”age, s.198

Öyleyse, sadece bizim baktığımız yerden değil, Ahmet Mithat Efendi’nin de yaşamı ve üretimi ile açık hale gelen biçimiyle, bu üretken aydında bize yetmeyen ne? Neden başkaldırıya ihtiyaç duyuyoruz? Çünkü kurmak için önce yıkmak gerek.

Tanzimat’tan Meşrutiyet’e ve istibdada, ilk öğretmenden ilk döneğe…

Döneme kısa bir bakış bize pek çok ipucu ve ayrıntı sağlayacaktır. Ahmet Mithat Efendi 1844 yılında İstanbul'da dünyaya gelir. Doğumundan beş yıl önce, 1839’da Tanzimat Fermanı ilan edilmiştir. 18 Şubat 1856’da ise Islahat Fermanı ilan edilecektir.

1860’lar bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar’ın ortaya çıkışına sahne olur. Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ahmet Mithat Efendi’nin ikinci adını aldığı Mithat Paşa hareketin önemli figürlerindendir. 1870’li yılların başında Ahmet Mithat Efendi hem Namık Kemal ile yakındır hem de Mithat Paşa’nın koruması altındadır. 1873 yılında çıkardığı Dağarcık isimli dergide bilimsel konuları halka aktarmayı amaçlamaktadır, ancak yazılarından biri İslam düşmanlığı ile itham edilir. Aynı günlerde, 1873 yılının Nisan ayında Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistre oyunu sahnelenir. Oyunun ardından çıkan olaylar üzerine Namık Kemal ve diğer birkaç kişiyle Ahmet Mithat Efendi de tutuklanacak, Namık Kemal Magosa'ya Ahmet Mithat Efendi ise ise Ebuzziya Tevfik'le birlikte Rodos'a sürgüne gönderilecektir.

Rodos sürgünü, Mithat Paşa tarafından korunma için sağlanmıştır. Ahmet Mithat Efendi’de bir büyük yol ayrımının başlangıcı mıdır bu, yoksa Ahmet Mithat Efendi Genç Osmanlıların temsil ettiği o yola zaten hiç girmemiş midir, üzerine ayrıca düşünmeye değer. Üç yıllık sürgünün ardından tarihler 30 Mayıs 1876’yı gösterdiğinde Sultan Abdülaziz tahttan indirilir ve V. Murat tahta getirilir. Ahmet Mithat Efendi, V. Murat’ın tahta çıkışından sonra affedilerek İstanbul’a döner ve gazetecilik hayatına kaldığı yerden devam eder. Çok kısa bir süre sonra 31 Ağustos 1876’da ise V. Murat tahttan indirilerek yerine II. Abdülhamid tahta getirilir. 23 Aralık 1876’da I. Meşrutiyet ilan edilir, Kanun-ı Esasi kabul edilir, Meclis-i Mebûsan ve Meclis-i Âyan’dan oluşan Meclis-i Umumi kurulur.

Ahmet Mithat Efendi’de Rodos sürgünü bir yol ayrımıdır demiştik. Sürgünden İstanbul’a dönüşünün ardından sürgün hatıraları olan Menfa’yı yazarak Genç Osmanlıların düşüncelerine karşı çıkar, bu hareketle bir bağı olmadığını anlatır. Ahmet Mithat Efendi, Türk aydın tarihinin ilk öğretmeni, Küçük’ün Tezler’deki ifadesi ile aynı tarihin ilk döneği olur.Yalçın Küçük’ün Tezler’in ikinci cildinde Mithat Paşa’nın Ahmet Mithat Efendi’de gördüğü “aydın mayası” ve fakat uğradığı ihanete ilişkin yorumu, hem aydın hem siyasi tarihimizden izler taşımaktadır, üstelik günceldir: “(...) gençlerle ve aydın adaylarıyla çalışma yolunu seçenler, fire vermeye, önceden razı olmak durumundalar. Yetiştirme ve birlikte hareket etmede, hiçbir zaman, bire-bir verim gerçekleştirilemiyor.”, age, s.295 1877’de Ahmet Mithat Efendi bu defa Üss-i İnkılap’ı yazar ve artık parlamentarizme ve özgürlük taleplerine cephe alır, hatta Mithat Paşa’nın mahkûmiyetini haklı çıkarmaya çalışırken II. Abdülhamid’in tavrını olumlar.

14 Şubat 1878’te Meclis kapatılır ve II. Abdülhamid’in istibdad dönemi başlar. Ahmet Mithat Efendi tercihini yapmıştır. Kendince “halkı aydınlatma” görevini yerine getirmeye devam edecektir. Bunun için durmadan yazacak, fakat politik tavrını saraydan yana kullanacak, önce saray desteği ile Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımlamaya başlayacak, kısa zaman sonra da devlet matbaasının (Matbaa-i Amire) müdürü olacak, başkaldırmayacaktır.

Ahmet Mithat Efendi’nin öyküleri

Ahmet Hamdi Tanpınar Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi’den söz ederken “Her ikisinin de hakiki romancı olarak ve romancı muhayyilesi ile doğmadıkları muhakkaktır. Bununla beraber yeni devir Türk hikâyeciliğinin onlarla başladığı ve uzun zaman onların mirasını kullandığı da inkâr edilemez.” diye yazar.A.H. Tanpınar, Roman ve Romancıya Dair Notlar, Edebiyat Üzerine Makaleler içinde, İstanbul, 1977, s.56-57, Aktaran: Yalçın Küçük, age, s.212

Letaif-i Rivayat, Türkçesi ile “Söylenegelen Güzel Öyküler”, Ahmet Mithat Efendi’nin 1870-1894 tarihleri arasında yayımlanmış otuz eserinden oluşur.

Hikâyelerinde kadının toplumsal konumu, esaret, kölelik, evlilik, kadın erkek ilişkileri, toplumsal önyargıları konu alır, bu başlıklarda geleneksel düşünceden kopmayı salık verir. Hikâyelerin olay kurgusu ve kahramanları genellikle Ahmet Mithat Efendi’nin kendi sözünü aktarma çabasının aracıdır. Çoğunlukla bir konaktan ve konağın sahiplerinin gözünden, dilinden bakılır hayata. Soylular, memurlar, vekilharçlar, zengin beyler, hanımefendiler Osmanlı bürokratları hikâyenin asıl aktarıcıları, ana kahramanlarıdır. Bu kahramanlar hikâyelerde örneğin kadın ve erkeğin eş seçiminde özgür olması, köleliğin, insanların alınıp satılmasının kaldırılması, evlilik kurumunun tartışılması gibi işlere girişirler. Hikâyeler çoğunlukla Ahmet Mithat’ın düşüncesini aktarma aracı oldukları için edebi olarak zayıf kalır, ancak dönemin tartışmalarını da yansıtır. Cariyeler, odalıklar, esirci kadınlar, uşaklar, İstanbul’un çeşitli mekânlarındaki esnaf, gayrimüslimler, postacılar, yoğurtçular, tellallar, Arap dadılar, hamallar, genelev kadınları ise hikâyeyi donatan, ama genel olarak birer karakter niteliği kazanmayan unsurlardır. Elbette istisnaları vardır bunun. Örneğin daha 1871’de kaleme alınan Esaret’te kölelik kurumunun sorgulanması amaçlanırken hikâyenin odak noktasına köle olarak satın alınan Fatin ve Fitnat yerleşirler. 1880’lerin sonlarından itibaren, 1887 tarihli Çingene’de olduğu gibi, alt sınıflar Ahmet Mithat Efendi’nin hikâyelerinde hikâyenin ikincil karakterleri olsalar da daha görünür olmaya başlarlar. Elbette kendi başlarına birer özne değil, ama hikâyenin ana kahramanları tarafından başlatılan bir değişim ihtiyacının taşıyıcıları olarak.

Yazar, pek çok öyküde düşüncesini aktarmak için araya girer. Örneğin Esaret’te şöyle yazar: “Ey okuyucu! Baktım ki yalnız Fitnat ile Fatin değil âlemde hiçbir şey hür olamıyor. Hepsi esir. Ruh sahibi olanlar da esir, ruhu olmayanlar da esir. Fakat bunlar kimin esiri? Hepsi bir diğerinin. (...) Hele insanlar bir cinsin bir çeşit evladı oldukları hâlde birbirinin esiri ya? Buna ne diyelim?”

Hikâyelerdeki ana karakterler de Ahmet Mithat’ın düşüncelerini aktarmanın birer aracı konumundadır. Kadınların Felsefesi’nde evlilik fikrine karşı olan Âkile şunları söyler: “Ben fikrimi, esirliğin tüm yönlerini ve içeriğini uzun uzadıya inceledikten sonra hürriyet sevdasıyla doldurdum.”

Hikâyedeki bu düşünceler Tanzimat’ın fikrî egemenliğine işaret ediyor ve genel bir değişim isteği kendisine edebiyatta yer buluyor. Ahmet Mithat Efendi’nin çelişkisi ise bu değişim gereksiniminin köklerine uzak olmasından kaynaklanıyor. Toplumsal sorunların ve eşitsizliklerin kökeninde gelenekleri, çürüyen ahlâkı, eski âdetleri görüp çözümü eğitimde, halkı eğitmekte arıyor; belki de böylesini, bu kadarını tercih ediyor.TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Ahmed Mithat Efendi hakkındaki şu ifadeleri üzerinde durmalı: “Ahmed Midhat Efendi, çağdaşları olan diğer Tanzimat yazar ve düşünürlerinden bazı önemli özellikleriyle ayrılır. Birtakım siyasî düşünceleri olmakla birlikte, devletin o asırda gözle görülür bir buhran halini almış olan sıkıntılarından kurtuluş çaresini, meselâ Genç Osmanlılar gibi bir rejim değişikliğinde görmüyordu. Çok yakından tanıdığı ve samimiyetle bağlı bulunduğu devrin hükümdarı II. Abdülhamid gibi, eğitim ve kültürün belli bir seviyeye gelmediği milletlerde rejim meselelerinin ön plana getirilmesinin zararlı olacağına inanmıştı.”, https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-midhat-efendi, Erişim: 09/07/2023 Tanıdık bir tercih…

Halbuki Tevfik Çavdar’ın İşçi Sınıfı Tarihinden Kesitler isimli çalışmasında döneme ilişkin başka notlar buluyoruz. Tanzimat’ın ilk yıllarında İstanbul çevresinde bazı sanayi tesisleri kuruluyor söz gelimi. Buralarda çalışan emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları ise çok kötü. 1839’dan sonra sanayi işyerleri ölçek olarak büyüyor ve işçi sayısı da artıyor. Daha 1845’te, işçiler henüz bir sınıf kimliği ile varlık göstermezken Avrupa’daki örneklerden kaygı duyan iktidar Polis Nizamnamesi ile sendika kurmayı, grevi ve her türlü toplu eylem ve direnişi yasaklıyor. 1870’li yıllara gelindiğinde ise artık kimi ses getiren grevlerin varlığından söz etmek mümkün. 1872’de Haydarpaşa-İzmit demiryolu çalışanları ve Beykoz deri ve kundura fabrikası işçileri greve gidiyor. Özellikle Beykoz’daki grev bölgede yaşayanların ve basının ilgisini çekiyor. Ocak 1873'de Kasımpaşa Tersanesi işçileri greve gidiyor. Tevfik Çavdar’ın belirttiğine göre basının ilgi gösterdiği bu grev ile ilgili olarak Ahmet Mithat Efendi gazetesinde tersane işçilerini savunuyor. Ahmet Mithat Efendi’nin Rodos sürgünü öncesi dönemidir. Tersane işçileri Haziran 1875'de yeniden greve gidiyor. 1875 Ekim'inde Sirkeci İskelesi sırt hamalları iş bırakıyor.

Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte 1876 yılında işçi eylemlerinin sayısı artıyor. Tevfik Çavdar’dan aktararak:Tevfik Çavdar, İşçi Sınıfı Tarihinden Kesitler, Nâzım Kitaplığı, 1. Baskı, Ağustos 2005, s.76

  • Şubat ayı içerisinde Hasköy tersanelerindeki işçiler greve gitmişler ve bu grevi Türk ve İngiliz çalışanlar ayrı ayrı yürütmüşlerdir.
  • Fişekhane işçileri, ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle işi bırakıp 19 Nisan'da Babıali'ye kadar yürümüşlerdir.
  • Araba ve Omnibus işçileri, Şubat ayı içerisinde greve giderek, şirket yöneticisini dövüp arabasını da devirmişlerdir.
  • Mart ayında Anadolu Demiryolu şirketine bağlı Haydarpaşa'daki işçiler greve gitmişlerdir.
  • Tersane işçileri Mayıs ayında yeniden grev yapmışlardır.

Ancak Ahmet Mithat Efendi’nin hikâyelerine bu hareketlilik yansımaz. Onun baktığı yön burası değildir. Bir devrim tahayyülü bulunmaz. Devrimci kopuşların, kurmak için yıkmanın karşısındadır. Yalçın Küçük’ün deyişiyle onun bir iktidar sorunu yoktur, iktidarı aramaz. Daha ziyade, bir istikrar sorunu vardır, istikrarı arar.

İstikrarın sonrası istibdaddır.
 

Yine de 1887’de yayımlanan Çingene’de kahramanlarından Şems Hikmet’e kendisini takip ettiren Râkım Bey’e “Maşallah maşallah! Öyleyse sizi Zaptiye Nezareti’ne casus kaydettirmeli! Halkın hareketlerini gizlice araştırmak hususunda pek mahirmişsiniz!Ahmet Mithat Efendi, Çingene, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Basım, Ocak 2020, s.35 dedirtir. 1892 yılında Fatma  Âliye Hanım’ın çevirdiği bir romanı gazetesinde “Bir Kadın” imzasıyla yayımlar ve kadınların yazarlığı konusunu gündeme açar. Aynı yıl Fatma  Âliye Hanım’la ortak imzalı Hayat ve Hakikat (1892) romanını yayımlar, Fatma  Âliye ve Makbule Leman’ın yazılarına gazetesinde yer vermeye devam eder. Bütün bunlara rağmen müesses nizamın parçasıdır. Hedef aldığı geleneklerden kopuş için büyük bir çalışkanlıkla yazarken tarihin tekerinin ileriye doğru dönmesi için zorunlu olan kavgayı göz ardı eder, ona sırt çevirir.

Yalçın Küçük’e dönersek, “bir entellektüel miyop olarak, halkının ufkunu genişletmeye” çalışır. Oysa tarih mücadelelerle, sıçramalı biçimde ilerlemektedir ve halkçı arayışlar iktidarı isteyen bir başkaldırıya gereksinim duymaktadır. Ahmet Mithat Efendi bunun dışındadır.

24 Temmuz 1908’de anayasa yeniden yürürlüğe konur. II. Meşrutiyet ilan edilir. 13 Nisan 1909’da 31 Mart kalkışması Hareket Ordusu tarafından bastırılır. 27 Nisan 1909’da II. Abdülhamid tahttan indirilip yerine V. Mehmed getirilir.

Ahmet Mithat Efendi unutulmaya yazgılıdır artık. Romantizmin devri sonlanmakta, realizme ihtiyaç keşfedilmektedir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.