Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İliç'teki öldürücü gerçek yeniden gündemde: Zehri bize, kârı Amerika'ya ve Çalık'a...

Patronlar ve siyasiler 1,5 milyar dolarlık kayıp gerekçesiyle İliç madeninin açılmasını isterken, acılı aileler ve uzmanlar soruyor: Zehri bize, kârı Amerika'ya kalan bu madeni neden devlet işletmiyor?

Fotoğraf: Dilan Kutlu

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 23.11.2025 , 00:03

Şubat 2024’te yaşanan toprak kaymasıyla 9 işçiye mezar olan Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni, yeniden faaliyete geçirilmek isteniyor. Yandaş medyada yer alan haberlerde madenin kapalı kalmasının bölge ekonomisini olumsuz etkilediği, 2 bin 570 kişinin işsiz kaldığı ve Türkiye’nin kaybının 1,5 milyar dolara ulaştığı öne sürülüyor. İşletmeci şirket Anagold, yeni sistemle üretime hazır olduğunu duyururken, patronlar ve onlara yakın siyasi temsilciler madenin bir an önce açılması için kulis yapıyor.

Ancak "ekonomik kayıp" manşetlerinin arkasında, kimsenin sormadığı o kritik soru duruyor: Türkiye’nin en büyük altın madenlerinden biri olan İliç'i neden devlet değil de, büyük payı yabancılara ait bir özel şirket yönetiyor, üstelik de işçileri katledip hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor? 

soL, sürecin patronlar dışındaki muhataplarına, maden faciasında yakınlarını kaybedenlere ve uzmanlara sordu sorulması gereken soruyu.

Zehri bize kârı yabancıya

İliç’te toprak altında kalan 9 işçiden biri olan Uğur Yıldız’ın kuzeni Doğukan Yıldız, madenin yeniden açılması talebine tepkili. Yıldız, madenin patronlara peşkeş çekilmesine dikkat çekiyor. 

"Türkiye Afrika'da maden açtı haberleri yapılıyor. Türkiye Afrika'da maden arıyor ama kendi madenine sahip çıkmıyor. İliç'teki madenin yüzde sekseni yurt dışı menşeli. Türkiye'ye bir geri dönüşü yok. Sadece yüzde yirmisi Türkiye'de, o da Çalık Holding olduğu için" 

Bu durumun doğrudan iktidarla ilgili olduğunu belirten Yıldız, şirketin bölgedeki nüfuzunu şu sözlerle anlatıyor:

"Erzincan'da şirketin beslemediği hiçbir yer yok. İletişim ağları çok geniş. Hiçbir şey yapmasalar bile bir danışmanlık şirketi üzerinden para aktarıp fonluyorlar. Eğer Türkiye bu kadar güçlü bir devletse, madenin yüzde seksenlik kısmını neden Amerikalılara veriyoruz? Zehri kendimiz alıyoruz, kazancın yüzde ellisinden fazlası dışarı gidiyor."

 

Biz can derdindeyken onlar valinin yolunu kesti

Yıldız, facianın hemen ardından yaşanan vicdansızlığı da unutmuyor. 53 gün boyunca cenazeleri aradıklarını hatırlatan Doğukan Yıldız, o günlerde yaşananları şöyle aktarıyor:

"Biz toprak altında kalan canlarımızı beklerken karşımızdakilerde hiçbir duyarlılık göremedik. Daha insanlar toprak altındayken, bir grup insan Valinin arabasını çevirip 'Madenimizi açın, biz açız' diyebildi. Biz eşimizi canımızı kaybetmişken, cenazeler henüz çıkmamışken bunu yaptılar. Bölge halkının bir kısmı parasız kaldığı için önce propaganda yapıp sonra parayı alınca susuyor. Ama kimse neden bu maden dışında meslek kalmadı İliç'te diye sormuyor. Nerede kaldı bu tarım nerede kaldı hayvancılık? Mesela bu maden 10 yıl sonra bitti tamam dediklerinde ne olacak? Altın bitti dediklerinde ne yapacaklar?"

Mahkeme sürecine dair de umutsuz konuşan Yıldız, dördüncü dava görülmesine rağmen kamuoyu oluşturulamadığından ve asıl sorumluların yargılanmadığından şikayetçi. Şirketin Türkiye operasyonunun başındaki isimlerin mahkemeye dahi gelmediğini belirten Yıldız, "Her şey planlanmış, adım adım uygulanıyor. Muhtemelen madeni tekrar açacaklar ama bölgedeki insanların çoğu kanser hastası, yaklaşan tehlikeden haberleri yok" ifadesini kullandı.

Utanma duygusu kalmamış

Madence yaşamını yitiren Uğur Yıldız’ın annesi Sevda Yıldız ise hâlâ evladının yasını tutuyor. Madenin açılması fikrine sert tepki gösteren anne Yıldız, "Ben ağladım, başka analar ağlamasın. Neden orada siyanürle maden aranmasına izin veriliyor? Madem o kadar güvenli, Kanada şirketi gidip kendi ülkesinde çıkarsın" diyor.

"Halk açlıktan ölüyor" iddialarına da yanıt veren Sevda Yıldız, bölgedeki lüks araçlara dikkat çekerek şunları söylüyor:

"İddia ettikleri gibi kimse açlıktan ölmüyor. Bölgedeki tek geçim kaynağı maden mi? Ya da neden tek geçim kaynağı maden haline gelmiş? Başka iş imkanları yaratılamaz mı? Sadece madene mi muhtacız? Orada dokuz canın kanı var. Ben kendi çocuğum ve kaybedilen dokuz can adına kan ağlıyorum. Maalesef onlarda utanma duygusu kalmamış."

Çözüm kamulaştırma

Konuya dair görüşlerini aldığımız Maden Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Veyis Sır ise meselenin teknik ve kamusal boyutuna işaret ediyor. Altın madenlerinin de bor madeni gibi "nadir toprak elementleri" statüsüne alınabileceğini belirten Sır, çözümün kamulaştırma olduğunu vurguluyor.

Ekonomik açıdan stratejik öneme sahip madenlerin kamu eliyle işletilmesinin bir politika olarak benimsenmesi gerektiğini söyleyen Sır, şu öneride bulunuyor:

"Bu madenlerden elde edilen artı değerin ülkede kalması sağlanmalıdır. Gerekli insan kaynağı ve ekipmanlar Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) ve Eti Maden gibi köklü kurumlarda mevcut. TKİ'nin görev kapsamında revizyon yapılarak kömürün yanı sıra farklı madenlerde de görev alması sağlanabilir ya da Eti Maden yetkilendirilebilir. Madencilik ve enerjide karşılaştığımız başarısız özelleştirme modelleri, yeni bir çıkış yolu aranması gerektiğinin göstergesidir."

Evet. Yandaş basın "Anagold yeniden mesaiye başlasın" diye haberler yaparken, yaşamını kaybeden işçilerin aileleri hâlâ yas tutarken kimse bu madenleri neden devlet işletmiyor sorusunu sormuyor. Bu ülkede yaşayan emekçiler bu ülkenin zenginlerini üretiyor. Pekala bu zenginlikler bu ülkede kalabilir. Çözüm ise gayet açık, devletleştirme. Uzmanlar bu zenginliği işleyecek insan kaynağının olduğunu ifade ediyor. Ancak patronlar da iktidar oralı değil. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.