Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

İkinci yılında İliç: 'Hangi tazminat geri getirebilir giden canları, ölüler altın takmıyor'

Erzincan İliç’te 9 işçinin yaşamını yitirdiği maden faciasının üzerinden iki yıl geçti. Denetim eksikliği, kapasite artışı hâlâ tartışılırken; devam eden yargılama süreci de adalet sağlamaktan çok uzakta. Tüm bunlara bir de şirketin yeniden açılma girişimleri eklenmiş durumda.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 13.02.2026 , 11:32 Güncelleme Tarihi: 13.02.2026 , 11:36

Erzincan'ın İliç ilçesine bağlı Çöpler köyündeki maden faciasının üzerinden tam iki yıl geçti. 

13 Şubat 2024 tarihinde 9 işçi, kayan 10,5 milyon ton ağırlığındaki siyanürlü toprak altında kalarak yaşamını yitirdi. Kağıt üzerinde maden sahasının her altı ayda bir denetlendiği, her şeyin usule uygun olduğu ve Anagold şirketinin sistemlerinin diğer maden sahalarına göre çok daha gelişmiş olduğu iddia ediliyordu. 

Ancak bu iddiaların koca bir yalan olduğu kısa sürede ortaya çıktı. 

Denetçisinden yetkilisine kadar söylenenler ile sahada madencilerin bizzat aktardıkları arasında devasa bir açı bulunuyordu. Madenciler, felaketin aslında göstere göstere geldiğinden bahsediyordu.

Faciadan yaklaşık bir ay sonra, Mart ayının sonunda yapılan ilk duruşmada tanıklar, sahadaki çatlakların aylar önce tespit edildiğini ancak buna rağmen yükleme işlemlerine devam edildiğini ifade ettiler. Felaket geliyorum derken, şirketin kâr hırsı mesaiye devam kararı almıştı. 

Faciadan sonra öğrendiklerimiz bunlarla sınırlı değildi.

Anagold'un vergi borcunun silindiği, şirketin yüzde 80 ortağı olan Kanadalı altın madeni şirketi SSR Mining'in bilançosunda ortaya çıktı. SSR'nin 2023'te Türkiye'de silinen vergi borcunun 7,2 milyon dolar olduğu belirlendi. 

Ancak 9 işçiyi öldüren şirket ihmalleri kabul etmedi, "İşsizliği bitirdik, cami yaptık" diyerek kendini savundu.

Aradan geçen iki yılın ardından şimdi maden sahasının yeniden açılması isteniyor. 

Şirket sözcüleri ve eski İliç Belediye Başkanı Mustafa Gürbüz'ün "burada bir servet yattığına ve eninde sonunda açılacağına" dair söylemleri, "bürokrasi ile şirket arasındaki işbirliğinin somut bir temsili" olarak yorumlanıyor.

Önce İliç'i madene muhtaç hale getirdiler

Madende hayatını kaybeden Uğur Yıldız'ın kuzeni Doğukan Yıldız, iki yıl geçmesine rağmen dava sürecinde tatmin edici bir sonuç alınamadığını belirterek söze başlıyor. 

Yıldız, İliç'in Uğur Yıldız'a mezar olduğunu ve 53 gün boyunca siyanürlü toprakta kaldığını hatırlatarak soruyor:  

Ölüler altın takmaz hocam. Hangi tazminat geri getirebilir giden canları...

Doğukan süreci en başından anlatırken, sistemin insanları madene nasıl mahkum ettiğini şu sözlerle ifade ediyor:

Sistemi öyle bir kurmuşlar ki, önce İliç'i madene muhtaç hale getirmişler. Madenden önce oradaki insanlar aç mı geziyordu? Hayvancılık, çiftçilik ve esnafları vardı zaten. Erzincan'daki bürokratlardan birçok firmaya ve kişiye kadar herkesi beslemişler. 

Yıldız ailesi, öncelikle tüm sorumluların ve ihmali bulunanların cezasını çekmesini istiyor. Ancak şu anki aşamada hiçbir kamu çalışanı, bakanlık yetkilisi veya üst düzey yönetici yargılanmıyor. Üstelik beş tutukludan ikisi serbest bırakıldı, kalan üç kişi ise hafif görevini yerine getirmeme suçundan yatıyor. Tutuksuz yargılanan ve mahkemede yüzü dahi görülmeyen onlarca sanıkla birlikte tek amacın suçu birkaç kişiye yıkıp adaleti sağlamış gibi görünerek madeni yeniden faaliyete geçirmek olduğu belirtiliyor.

Patronlar duruşmaya dahi gelmedi

İliç katliamı davasının avukatlarından Akçay Taşçı, hukuki sürecin detaylarını soL'a anlattı. 

Taşçı, yalnızca bir üst düzey yöneticinin tutuklu olduğunu, diğerlerinin bir kısmının yurtdışında bulunduğunu ve duruşmaya gelip ifade bile vermediklerini aktardı. Bazı yöneticilerin sorgularının başka mahkemelerde talimat yoluyla yapılması, avukatların soru sorma haklarını da ellerinden aldı. 

Anagold Türkiye Genel Müdürü Cengiz Yalçın Demirci'nin duruşmaya hiç gelmediğini belirten Taşçı, Demirci hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının da önceki duruşmada kaldırıldığını ekledi.

Kapasite artışının katliama etkisi büyük oldu

Kamu görevlileri açısından da benzer bir kayırma süreci yaşandığını ifade eden Taşçı, 2021 yılındaki kapasite artışının katliama giden yolda kritik bir aşama olduğunun raporlarla tespit edildiğini söyledi. 

Bakanlık yetkililerine kusur atfedilmesine rağmen, savcılık başka bir heyetten aldığı raporla yetkililerin kusurlu olmadığına hükmederek takipsizlik kararı verdi. 

Bilirkişi raporlarında katliamın sebepleri; mimari ve uygulama aşamalarındaki ihmaller zinciri ile kâr maksimizasyonu olarak ortaya konmuş olsa da, asıl sorun sorumluların ismi geçmiyor. Bu durum şirketin faciadan sıyrılmasına da zemin hazırlıyor.

'İç yazışmalara yalnızca şirketin uygun gördüğü ve sansürlediği oranda erişilebildi'

Şirket yöneticilerinin önemli bir kısmını huzuruna getirip sorgulamamış bir heyetten adalet çıkmayacağını düşünen aileler, sonucun ancak toplumsal mücadele ile alınabileceğine inanıyor.

Delil toplama sürecindeki eksiklikler de bu güvensizliği pekiştiriyor. 

Avukat Akçay Taşçı bu durumu şu sözlerle anlatıyor: 

Hayatını kaybeden bir işçinin kardeşi, ağabeyinin kullandığı aracın kamera görüntülerine kendi imkanlarıyla erişip mahkemeye sunarken, diğer araçlardaki kameralar toplanmadı. Şirketin iç yazışmalarına ise yalnızca şirketin uygun gördüğü ve sansürlediği oranda erişilebildi. Şirket bilgisayarlarında inceleme yapılmaması ve sadece talep edilen belgelerin gönderilmesi, adaletin duygusuna zarar veriyor.

'Yaşanan sermayenin kâr hırsının işçinin hayatının önüne konmasıdır'

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nden (İSİG) Selçuk Karstarlı, İliç'teki olayın öngörülebilir ve önlenebilir bir iş cinayeti olduğunu belirtiyor. 

Karstarlı'ya göre üretim baskısı, kapasite artışı, maliyet düşürme politikaları ve denetim zafiyeti bu felaketi hazırladı. 

Liç sahasının riskleri bilinmesine rağmen üretimin sürdürülmesi, yaşananları bir kaza değil cinayet kılıyor. Devletin denetim görevini yerine getirmemesi ve yüksek riskli madenlerde işin durdurulmaması bu ölümlerin temel sebebi olarak görülüyor.

'İş cinayetleri daha çok işçilerin örgütsüz olduğu yerde yaşanıyor'

Karstarlı, İliç ve benzeri maden facialarında işçilerin büyük ölçüde taşeron, güvencesiz ve sendikasız olduğuna dikkat çekiyor:

Sendikasızlık, işçilerin riskleri tartışmasını ve ortak tutum almasını engelliyor. Çalışmaktan kaçınma gibi temel haklar fiilen kullanılamıyor. İSİG Meclisi raporları da iş cinayetlerinin büyük bölümünün sendikasız işyerlerinde yaşandığını gösteriyor.

Karstarlı sözlerini şöyle tamamlıyor:

Türkiye’de hiçbir dönemde işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında meslek örgütlerinin etkin olduğu, sermayeden bağımsız bir denetim modeli kurulmadı. Sınırlı sayıdaki müfettişle yapılan denetimler de yaptırım açısından yetersiz.

İki yıl sonra İliç’te tablo değişmedi

İki yıl önce İliç’te yaşamını yitiren madencilerin aileleri hâlâ adalet bekliyor. 

Şirket, ilk fırsatta yeniden faaliyete geçmeye çalışırken; tarım ve hayvancılığın tahrip edildiği ilçede yaşayan halk derin bir ekonomik çıkmazla karşı karşıya.

İliç'i yağmalayan başta Anagold olmak üzere şirketler hesap vermiyor. Madenlerin özel şirketlere peşkeş çekildiği her örnekte olduğu gibi, bu düzen sürdükçe benzer faciaların yaşanması kaçınılmaz görünüyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.