Sayfa yolu
Iğdır, Ağrı, Patnos: Bak dağılıyor o kara bulutlar
Yayın Tarihi: 04.07.2021 , 08:25 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Türkiye’nin doğusunda pamuğuyla, ekiniyle, sıcağıyla bir çukurova: Iğdır. Iğdır’dan seyretmesi ne güzeldir Ağrı Dağı’nı. Agıri ya da Ararat. Yüreğinize en serin geleni seçebilirsiniz gam yok. Dağlar gölgesince heybetli, yüksekliğince mütevazidir.
Iğdır’dan bir yol gider. Doğubeyazıt, sonrasında da isyanlarıyla müstesna bir toprak Ağrı. Murat Nehri hemen karşılar, usulca verir selamını ve alıp götürür sizi Süphan Dağı’na doğru. Ağrı dağından Süphan’a dağların başı hep karlıdır ve gölgesinde yaşayan emekçiler dertlidir.
Takip edebilenlerin malumudur, Türkiye Komünist Partisi geçtiğimiz haftalarda buralarda temsilcilikler açtı. Ama bina açmaktan tabela asmaktan öte şeyler vardı. Sofrasına diz çöktüğümüz insanların hikayeleri birikiyor bir yandan. Her bir araya gelişlerimizde gözleri heyecanla bakan emekçiler ile “bir yolunu bulup anlatmalı” diye düşünerek birikiyor her şey.
İnsan boyuna ulaşır bazen karlar kış vakti. Hani insan biraz kendini yalnız ve çaresiz hissetmiyor değil öylesi zamanlarda. “Bu yolun sonu bir ışığa varır mı?” diye karanlık gecelerde köyler gezildi bir zaman. Nâzım olsa “bir pencere sarı sıcak” derdi. İyi ama bizim şiirlerimiz var mıydı heybemizde?
Hasan Hüseyin Korkmazgil olsa -keşke olsa yanı başımızda o anlar- durup durup bakardı kanımca dağlara. Bakar bakar iç çekerdi Iğdır’ın düzünde, Ağrı’nın ayazında, Patnos’tan gurbete giden işçileri görünce. Eklerdi muhakkak: "yapın bunun resmini, yapın bunun heykelini, müziğini şarkısını, yapın bunun romanını, oy dağlar dağlar” diye.
Dedim ya, mevzunun açılan binalardan, boyanan duvarlardan, kurulan kitaplıklardan, asılan tabelalardan ötesi vardı. Anlatmak düşer bize.
***
Dağların üstümüze üstümüze geldiği bir yolun geçitlerinden birindeyiz. Zaman zaman Erzurum’dan bizi Muş ovasına doğru düşüren Göksu, zaman zaman Ardahan’a ulaşırken ardımız Karadeniz’dir dedirten Şenkaya. Digor’dan Iğdır’a inerken gece karanlığında yüksek bir zirvede karşınızda Ermenistan şehirleri durur ışıl ışıl. Öyle ya sosyalizm vaktiyle biraz da elektrifikasyondu. Yemençayır, Erivan ve Elegez Dağı’nın etekleri ışıl ışıldı. Rüzgârlı bir gece, gökyüzünde ne sis ne duman, karşınızda ince ince örülmüş bir halı gibi durur Ermenistan. Radyolar da hazin bir türkü çalar. Radyo kapalıysa bile kalır aklınızda bir yerde muhakkak böylesi bir türkü. Öyle ya biraz Erivan radyolarından yükselen Kürtçe bir ağıt ya da zaman zaman Azerbaycan radyolarından dağılan haberlerde Sovyetlere daha yakındı bizim insanımız buralarda. Bakü dediğin yer bir günlük yürüme mesafesi, orada saçıldı kavgasının tohumu toprağa.
Yol üstünde iki küçük çocuk bekliyordu otostop için. Alsak dert hastalık kol geziyor dört bir yanda, maskelerle uzunca yolculuk yapmak da zor. Almasak dert nasıl geçeriz yok sayıp. Durduk durmadık derken geçmişiz arkadaşları geri döndük birkaç yüz metre. Yaklaştıkça küçük olan biraz daha küçüldü, büyük olan biraz daha büyüdü. Bindi arabamıza bir abla kardeş. Hâl hatır sohbet derken anladık ki küçük çocuk yaramaz mı yaramaz bir o kadar da zeki. Ablası da hem cesur hem akıllı bölgenin toprağına benziyor her ikisi. Hastaneye gelmişler Digor’a. Iğdır-Ermenistan sınırındaki köylerine gidiyorlar. Yol üstünden bırakamazdık köy 4 km içeride. Girdik toprak yola. Gittik bir süre daha bitti ülke toprağı, sınıra geldik. Karabağ köyü, karşımızda Aras nehri, tepede hülyalı şekilde Ağrı Dağı’nın zirvesi, bir “sınır” bekçisi gibi bizi seyrediyor.
Yaşlı bir amca “hoş geldiniz” dedi. Çayımızı koydu önümüze, birazcık kıtlama şeker, biraz da ceviz. Çayı şekersiz içiyorum ama kıtlamadan aldım ufak parça. Bir sürü şey konuştuk. Yolda otostopla başlayan öykümüz “şu evi ayarlarız sizin için köy evi dediğinizden de olur. Ama biraz bakıma ihtiyacı var hadi gelin birlikte görelim” diyerek bambaşka yere evirildi.
Köyden ayrılırken yaşlı amcamız elimizden tuttu vedalaşırken. “Özü doğru yolu yanlış insanlara denk geldik hep. Ya da yolu doğruydu ama çürümüştü içleri. Sizin özünüz de yolunuz da doğru ama bal yapmak için arı aramayın” dedi. Şaşırdım. “Ne yapacağız peki amca bal için kuş vuracak değiliz ya bizim işimiz arıyla” deyince güldü ve ekledi “Petek yapın, kovanlar kurun. Arıları biz ayarlarız, boş kalmaz buralar. Çocuklarımız kitap görsün, sizi bilsin”
Dönüş yolu hem umutlu hem mahcup. Sözler verdik bir sürü. Iğdır ile başladı ve sonra Ağrı ve Patnos ile devam etti. Üstelik biraz daha zamanla bir nicesi daha olacak. Dönüş yolunda Van da dahil oldu bu umuda. Ağrı Dağı’ndan Süphan’a oradan da Van “Denizine” kadar bir sürü yerde umudu konuştuk. Sonra Erzurum-Muş sınırında toprağa ekilecek ihtimalleri konuştuk Karaçoban’da.
Misafir olduğumuz ilk zamanlar Newroz haftasıydı. En çok umuda ihtiyacımız var diye düşündük. En çok umuda; sahici, samimi ve devamlılığı olan bir umuda. İyi ama bizim şiirimiz, heykelimiz, romanımız olmayacak mı bunları anlatan?
Yolculuk dönüşü bir şiir ulaştı elimize. Şiiri okuyunca bir kez daha anladım. Güzel şiirlerin, heykellerin ve tuvallerin, romanların ve filmlerin hepsi kavganın orta yerinden yeşerecek.
Ve toprağa ekilmiş umutlarımız var. Fışkıracak bir zaman.
***
“geldin
kızıl gelincikler getirdin
bahardı
döktün eteklerine Ağrı'nın
Aras'ın göğsü kabardı.
geldin
dudaklarımızda goncadır sevdan
sözün türkülerimiz
dağlarımız dağdır hani
boylu poslu
insanlarımız hırçın, asi
akşamlarımız kısa
ve burada kavga
hem genç hem ihtiyardır
senin gibi.
bir çoban türküsü gibi uzun sürdü ayrılık
yalnızlıkla nişanlıydık
geldin
çiçeklendi yatağı Fırat'ın
tohum kaldırdı başını, çoğaldık
bak yeşilimiz yeşil
alımız aldır artık.
yoldaşlar
ekilecek nice topraklar
ve söylenecek çok sözümüz vardır.
geldin
burada en büyük tanrıdır
sonra Ağrı'dır, demişti bir ihtiyar
yükselir o bahtiyar
göğü bir mızrak gibi delen
doruklarında kar
ufukları şarkılar
gözümüzde sevdası
bizim
kurşun atılası
uğruna kurşun yenilesi dağlarımız vardır
bir ucu serhadda kırılır şimdi çarkın
çünkü geldin
elleri kızıl bayraklı çocuklar
gülüşü rüzgarlı kadınlar
yoldaşlar
türkülerim iki dilde
iki dilde şiirlerim
çek tilili
halaylarımın bir ucu şimdi
İzmir'de denize çıkar.
geldin
üniversitelerim ol
yoktur fabrikalarım ol
gözlerimde umut
yüreğimde kavga
atölyelerim
ekmeğimde katık
kovanda arılarım
toprağımda motor
en güzel hatıralarım.
serhadın gelini
soframda reyhan kokusu
sardunyası yurdumun
yıldızlı gökler
kızıl akşamüstleri
bak dağılıyor o kara bulutlar
geldin
hoş geldin.”
Şiir: Sertan Balkan
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
