Sayfa yolu
İçindeki dağı büyütmek ve Cézanne
Yayın Tarihi: 05.03.2023 , 09:24 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Cézanne 1839’da Fransa’nın güneyinde, taşıdığı tarih ve kültür açısından önemli bir şehir olan Aix-en-Provence’de doğar. Aslında hukuk eğitimi alır. Bu sırada resim dersleri de alan Cézanne, 1861 yılında ressam olmaya karar vererek Paris’e, çocukluk arkadaşı Émile Zola’nın yanına taşınır. Paris’te, Renoir, Pissarro, Sisley gibi sanatçılarla tanışır, özellikle Pissarro’nun etkisi üzerinde büyük olur. Cézanne uzunca bir süre empresyonist akımın etkisinde resimler yapar. Bu dönem yaptığı resimler de empresyonist akımın iyi örnekleri olmasına rağmen uzun süre adı duyulmaz. Cézanne’ın bugün kavradığımız önemli yerini alabilmesi için, empresyonist etkileri geride bırakması, resimlerinde kendine özgü bir şekilde derinleşebilmesi gerekecektir. Kendi dilini oluşturduğu bu dönemde, sadece yaşadığı çağda öne çıkan resimler yapmakla kalmayacak; Dostoyevski’nin “hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık” metaforuna benzer şekilde, Cézanne’ın da resimlerinden Picasso, Matisse gibi önemli ressamlar çıkacaktır. Bu yüzden Cézanne, modern resmin babası olarak tarihe geçecektir.
Cézanne, ressam olma kararının ardından İsviçre Akademisi ve Louvre’da çalışır. Ancak Güzel Sanatlar Akademisi sınavlarında başarı gösteremeyince Aix-en-Provence’a geri döner. Tüm zamanını resim yapmaya adar. Uzun bir süre reddedilmesine rağmen, resimlerini ısrarla Paris Salon sergilerine gönderir. Cézanne’ın resimsel serüvenini kabaca dört döneme ayırmak mümkündür; ressam olmaya karar verdiği ve resmini geliştirdiği ilk on yılı, fırçasındaki empresyonist etkinin güçlendiği 1872 – 82 yılları arasında ikinci bir on yılı, empresyonizmin kurallarından ayrıldığı, resminin kendine özgü bir dengeye kavuşturmaya başladığı 1882-86 arasındaki dört yıllık arayış dönemi ve bazı kaynaklarda ‘lirizm’ olarak adlandırılan ölümüne kadar sürecek olan son on yılı. Cézanne ısrarlı biriydi, yoğun emekle, vazgeçmeden yaptığı resimleri ile önemli olanın çalışmak ve çalışmak olduğunu kanıtlamıştır. Cézanne’ın ısrarı ele aldığı konuların tekrarında da görülebilir. Özellikle Aix’deki Saint-Victorie dağı resimleri, hem Cézanne için ayrı bir yer tutar hem de Cézanne’ın resimde aradığı ve bulduğu özgünlüğü anlamamıza yardımcı olur.
İlk kez 1870 yılında “Demiryolu kesimi” resminde karşımıza çıkan dağın Cézanne’ın fırçasından çıkmış otuzdan fazla, farklı açılardan, bazen nü arkasında görünecek şekilde yapılmış versiyonları vardır. İlk eserlerde renkler daha canlı, fırça vuruşları empresyonistlere özgü zamanı yakalama amacı taşır ve resimlerin açık havada yapıldığını hissedeceğimiz şekilde ‘an’ın yakalandığı izleyene hissettirilir.
1882’den itibaren başlayan arayışlarında ise açık havada yakalanan bir gözlemin aktarımından daha çok, gördüklerini parçalayıp analiz eden, dağı, ağaçları, doğanın tüm unsurlarını bu yaklaşımla ele alan ve her birinin varlığını ayrı ayrı hissedebileceğimiz bir kütlesel ifadeye geçiş vardır. Kullandığı renkler ve kompozisyonunda tercih ettiği düzenlemeler ile perspektifle oynamaya başlamıştır. Örneğin “Büyük Çam ile Sainte-Victoire Dağı” resminde önde duran çam ağacının dalları ve yaprakları dağın şekli ile uyumlu bir biçimde kıvrılarak arkadaki dağı vurgular. Klasik perspektifte alışkın olunan arka planda kalanların soluk, ön plandakilerin canlı renk ve tonlarda olma kuralını değiştirir; çam ağacındaki yeşil tonu, arka planda vadinin yeşilliklerinde de aynen kullanır. Aynı mavi, mor, sarı tonlar resmin bütününde benzer şekilde dolaşır. Bu sayede resim şiirsel bir soyutluk kazanır ve arka planda olan dağ, çam ağacı kadar yakın hissedilir.
1895 yılında yapacağı “Sainte-Victoire Dağı”nda renklerin kullanımında ve kütle yaratımındaki doz iyice artmıştır. Renkler empresyonizmin yumuşak tonlarından ayrılmış ve tüpten çıktıkları ilk hallerine benzer bir ‘vahşilikte’ kullanılmıştır. Belki de Matisse’i en çok etkileyen ve fovist sanatçılara ön ayak olan, renklerin bu serbest kullanımı, yaratılan soyut dildir. Kütlesellik ise, bir mimari yapının ağırlığını taşır hale gelmiştir. Dağ parçalanarak üst üste oturtulmuş, evler geometrik şekillere indirgenmiş, perspektife göre uyulması gereken büyüklük-küçüklük dengesi yine ters yüz edilerek ana amaca, yani dağa odaklanılmıştır. Muhtemelen Picasso’nun da kendi yöntemine devşireceği en önemli yaklaşım, perspektif yıkımı ve kütlesellik ile birlikte Cézanne’nın bu yıkan ama yeniden kuran cesareti olacaktır.
Cézanne, artık ömrünün sonlarına doğru fırçasını iyice serbest bırakır. Takıntılı bir şekilde yaptığı Saint-Victorie artık bir dağ değil, renklerden ve çizgilerden oluşan bir düzenleme, soyut bir biçim, belki duygusal bir dışa vurum ya da sadece simgesel bir anlatımdır. Belki kendiyle kurduğu bir analojidir. Gauguin yazdığı bir mektupta: “Cézanne’ın ufukları yüksek, mavileri çok yoğun ve işlerindeki kırmızı şaşkınlık verici derecede canlı” diyerek kendi sanatına olan etkisini hissettirir. Cézanne, döneminin önemli ressam, yazar ve şairleriyle sürekli iletişim halindedir ancak bu iletişimi Aix-en-Provence’de olan izole ve çalışkan hayatını bozmadan yürütür. Bir genç şair dostuna yazdığı mektupta: “giderek yaşlanıyorum. Kendimi ifade edecek zaman bulamayacağım. Öyleyse çalışmaya devam” diyecektir.
Cézanne’ın inatçı bir sabırla içinde büyüttüğü dağ o kadar yüce, sanatındaki soyutlama o kadar zengindir ki içinden sayısız sanatçılar çıkmıştır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
