Breadcrumb
Hiranur Nilgün Aygar cinayeti davasında mütalaa açıklandı: 'Temel deliller hâlâ dosyaya girmiş değil'
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 24.04.2026 , 14:43 Güncelleme Tarihi: 24.04.2026 , 14:48
Mersin’de ruhsatsız ateşli silahla vurularak öldürülen Hiranur Aygar’ın (16) ölümüyle ilgili davanın dördüncü duruşması Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir, Baro Başkan Yardımcısı Av. Kazım Yüksel, Mersin Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av. Duygu Akat Özkale, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ile Mersin Kadın Dayanışma Komitesi gönüllü Avukatı Derya Demir, Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi, dernek temsilcileri, Mersin Kadın Dayanışma Komitesi ve Hiranur’un ailesi ve arkadaşları katıldı.
Sanıklar Hüseyin Arda Ş. (19), Mustafa Z. (27) ve Nazmi Ç. (20) tutuklu bulundukları cezaevinden ses ve görüntü bilişim sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.
Savcının mütalaasını açıkladığı duruşmada Mustafa Z. ve Nazmi Ç. hakkında delilleri karartma suçundan ceza istendi ve üç sanığın tutukluluk halinin devam etmesine karar verildi.
Mahkeme heyeti karar duruşmasını 8 Mayıs 2026 saat 09.30’a erteledi.

Duruşma sonrası yapılan basın açıklamasında konuşan Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir “Hiranur davasında adaletin sağlanması adına Mersin Barosu’nun üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getireceğini, çocuklara yönelik istismar ve kadına yönelik şiddet olaylarında biz avukatlar yılmadan adaletin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması adına mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarım” dedi.
'HTS kayıtları ve baz verileri gibi temel deliller hâlâ dosyaya tam olarak girmedi'
Mersin Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av. Duygu Akat Özkale konuşmasında, “Bugün sadece Hiranur’un adaleti için değil, tüm çocuklarımızın en temel hakkı olan yaşam hakkı için bir aradayız. Okullarımızda şahit olduğumuz bu şiddet olaylarını münferit vakalar olarak görmüyoruz. Bu durum, çocuklarımızı korumaya yönelik toplumsal ve idari önlemlerin gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Devletin en temel yükümlülüğü, her bir çocuğun yaşam hakkını korumak ve onlara güvenli alanlar sağlamaktır. Hiranur Nilgün Aygar’ın az önce tamamlanan duruşmasından çıktık. Mersin Barosu olarak müdahillik talebimiz mahkemece kabul edilmemiş olsa da çocukların üstün yararı için gözlemci sıfatıyla davanın sonuna kadar takipçisiyiz" dedi.
Özkale maddi gerçeği aydınlatacak olan HTS kayıtları ve baz verileri gibi temel delillerin hâlâ dosyaya tam olarak girmemiş olmasına dikkat çekti. Bu durumun "adaletin tecellisini zorlaştırdığını" vurgulayan Özkale, "Soruşturma aşamasındaki eksiklikler giderilmeden sağlıklı bir karara varılması mümkün değildir" şeklinde konuştu. Ve ekledi:
Bugün mahkeme salonunda bir kez daha gördük ki bir çocuğun yaşamı, sonu ölümle biten ve adına şaka denilen savunmalarla basitleştirilmeye çalışılmaktadır. Hiçbir ateşli silah şaka unsuru kabul edilemez; hiçbir çocuk, fiilin vahametini örtbas etmeye yönelik bu tür savunmaların öznesi yapılamaz. Bireysel silahlanmanın ulaştığı boyut, çocuklarımızın yaşam hakkı önündeki en büyük tehdittir.
Çocukların her türlü ihmal, istismar ve şiddetten korunması, bu yöndeki risklerin önlenmesi devletin ve ilgili tüm kurumların öncelikli görevidir. Kurumların asli sorumluluğu, şiddet sokağa, okula veya eve girmeden önce önleyici ve koruyucu mekanizmaları işletmektir. Çocukları şiddetten arındırılmış bir çevrede yaşatmak bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur.
Son yıllarda kadın ve çocuklara karşı işlenen suçların giderek artması, ülkede iktidarın yarattığı karanlıktan bağımsız ele alınmaz. Bu karanlığı ifşa eden soL Haber, okuyucunun desteğine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor.
'Sanki deliller yokmuş gibi mütalaa verilmesini kabul etmiyoruz'
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ile Mersin Kadın Dayanışma Komitesi gönüllü Avukatı Derya Demir ise konuşmasında, tanıkların dinlenmesiyle başlayan duruşmada gerçeklerin açığa çıkması için toplanan tüm delillerin savcılık tarafından göz ardı edilerek mütalaanın açıklandığına dikkat çekti.
“Savcı mütalaasında iki sanık hakkında sadece delilleri karartmak suçundan ceza istedi. Aslında iddianameyi tekrar etti. Bizler iddianamenin açıklandığı günden itibaren bir mücadele başlatmıştık. Sanıkların beyanlarının doğru olmadığını, cinayetin sanıkların iddia ettiği yerde işlenmediğini, tüm dosyadaki teknik ve bilimsel verilerin, sanık beyanlarıyla çeliştiğini hep söyledik. Dolayısıyla kovuşturma aşamasında, dava devam ederken toplanan delillerin varlığına rağmen, sanki o deliller hiç yokmuş gibi mütalaa verilmesini kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.
'Gizlilik kararı da sorgulanmalı'
Ülkemizdeki bu cezasızlık halinin, yargılamaların bu şekilde devam etmesinin sonucu olarak devam ettiğini söyleyen Demir, “Her geçen gün yeni bir kadın cinayeti, yeni bir çocuk istismarı ve başka kötü haberlerle uyanıyoruz. Bunun mücadelesini biz avukatlar, mağdur yakınları sürdürürken de hiç pes etmiyoruz. Kamuoyunun desteğini hep yanımızda hissediyoruz. Biz elbette bu mütalaayı kabul etmeyeceğiz ve buna uzun bir dilekçeyle itiraz edeceğiz. Sevindirici bir haber; üç sanığın tutukluluk halinin devam etmesi. Sanıkların doğru söylemediğinin kanıtlandığı bu davada en büyük zorluk, başından beri söylediğimiz gibi soruşturma aşamasındaki yetersizlikti" dedi.
Tüm kadın cinayetleri, çocuk istismarı gibi can yakan toplumsal düzene ilişkin sorunlarda savcılık makamının jet hızıyla gizlilik kararı aldığına işaret eden Demir, bu gizlilik kararlarının da sorgulanması gerektiğini ifade etti. Demir şöyle devam etti:
Gizlilik kararı varken, savcı ve kolluk hep beraber çok iyi bir araştırma yapacak, delilleri toplayacak ve gizlilik kararı aslında mağdurların lehine olacak diye düşünülürdü; ama şu unutulmasın bu gizlilik kararları biz özellikle mağdur vekillerinin, mağdur ailelerinin dosyadan el çektirilmesine dönüşmüş durumda. Eğer bu dosyada gizlilik kararı verilmeseydi, biz zamanında HTS kayıtlarını toplatabilirdik. Bugün bu celsede dinlenen tanıkları zamanında dinletebilirdik. Belki de bu olayın arkasında olduğundan şüphe duyduğumuz uyuşturucu çetesini yakalayabilirdik.
Demir "Biz mücadeleyi sürdüreceğiz çünkü biliyoruz ki, Hiranur dosyasının adaletle sonuçlanması vicdanları rahatlatması bir sonraki cinayetin önüne geçecektir. Dolayısıyla ilginizin devam etmesini ve 8 Mayıs’taki karar dosyasında birlikte olmayı diliyoruz” ifadelerini kullandı.
Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi Üyesi Av. Türkan Özüm Öz, de “Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin cezasız kalmaması, toplumsal adalet duygusunun korunması açısından hayati önemdedir. Bu nedenle yürütülen yargılamaların, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluların hak ettikleri şekilde cezalandırılması amacıyla titizlikle sürdürülmesi gerekmektedir” şeklinde konuştu.
Mersin KDK: Bakanlıklar suçun ortaklarıdır ve hepsinden hesap sormak zorundayız
Mersin Kadın Dayanışma Komitesi adına yapılan açıklamada da savcının, mütalaasında dosyada hiçbir delil toplanmamış gibi iddianameyi kopyalamasına tepki gösterildi. Açıklama şöyle:
"Cinayet yerinin sanıkların iddia ettiği yer olmadığına dair çok sayıda delil toplanmasına rağmen iki sanık hakkında sadece delilleri karartmaktan ceza istenmesi, yalnızca bir sanık yönünden kasten öldürme suçundan ceza isteğini kabul edemeyiz. Kovuşturma aşamasında, dava devam ederken toplanan delillerin varlığına rağmen, sanki o deliller hiç yokmuş gibi verilen mütalaaya itirazlarımızı sunacağız.
Duruşma karar verilmek üzere 8 Mayıs'a ertelendi. Mersin halkını destek vermeye çağırıyoruz. Suçlunun sadece tetiği çekenler, suça iştirak edenlerin olmadığını bizi kahreden bu olayda da görüyoruz. Silahlara bu kadar kolay erişmenin önüne geçilmiyorsa, soruşturma aşamasında deliller toplanmıyor, olaylar aydınlatılmıyorsa, çocuklar güvenli bir yaşam süremiyorsa İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı suçun ortaklarıdır ve hepsinden hesap sormak zorundayız."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.