Sayfa yolu
Hatay Akademi Orkestrası'ndan çağrı: Sadece yıkıma değil, yaşamı yeniden örmeye odaklanalım
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Merve Bahtiyar
Yayın Tarihi: 15.03.2023 , 07:45 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Hatay Akademi Orkestrası büyük depremde 4 üyesini kaybetti, sayısız enstrümanı ise enkaz altında kaldı. Orkestranın kurucu şefi Ali Uğur ile geçtiğimiz günlerde yapılan dayanışma çağrısı, depremden sonra orkestranın son durumu ve Antakya'nın yeniden inşası üzerine konuştuk.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Hatay Akademi Orkestrası'nın tekrar ayağa kalkması için bir dayanışma çağrısında bulundunuz. Öncelikle bize deprem sonrası orkestranın son durumundan bahseder misiniz?
6 Şubat depreminde 4 arkadaşımızı kaybettik. Kontrbas sanatçımız Ali Yılmaz, vurmalı sazlar sanatçımız Abdurrahman Düzgün, viyola sanatçımız Büşra Kırkıcı ve sopranomuz Cansu Çilingir... Enkazdan daha sonra çıkardığımız arkadaşlarımız da oldu. Ve tabii sağ kalanlarımız en yakınlarını, sevdiklerini kaybettiler. Bu süreçte bütün şehir yıkıldı, orkestranın bütün üyeleri ülkenin dört bir yanına dağıldı, bir tek ben orkestra şefi olarak Antakya'da kaldım. Şu an orkestrayı bir araya getirmek için çeşitli adımları atıyoruz, kurumlarla ve sanatçılarla görüşüyoruz. Çünkü şuna inanıyoruz; müzisyenin, sanatçının iyileşmesi için en önemli şeylerden biri sanatını icra etmesi, üretmesidir. Biz de müzisyenler olarak bir araya gelip müzik yaparak iyileşeceğimize inanıyoruz. Üreterek iyileşip, iyileştikten sonra da kendi coğrafyamıza tekrar dönüp, kendi coğrafyamızın bu travmayı atlamasında, iyileşmesinde ve tabii ki yeni yaşamın, yeni Antakya'nın örülmesinde söz sahibi olmak, üstümüze düşen görevi layığıyla yerine getirmek istiyoruz.
'Yıkımın yarattığı acıya ve yıkımdan doğacak yeni yaşama, umuda işaret etmek istiyoruz'
Fiziksel olarak orkestranın yakın zamanda Hatay'da bir araya gelmesi pek mümkün değil, ama geri dönüş koşulları oluşana kadar orkestranın ayakta durması gerekiyor. Bunun için çeşitli kurumlarla görüşüyoruz. Bu kurumlar bizi belli şehirlerde toplayacak, orada o şehrin sanat aktörleriyle, müzisyenleriyle, sanat oluşumlarıyla bir araya gelip ortak projeler üretebileceğiz. Buna örnek olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davetiyle 1 Nisan tarihinde Cemal Reşit Rey'de Dayanışmanın Müziği adı altında konser düzenleyeceğiz. Sahnede İBB Kent Orkestrası bizimle birlikte olacak. Bizim koromuzla birlikte sahnede yer alması için de İstanbul'daki koristlere, konservatuar öğrencilerine çağrıda bulunduk. Bu şekilde dayanışmayı büyütmüş olacağız.
Yaşanan bu acıya müziğimizle, sanatımızla işaret edip bununla birlikte umudun ışığını yakmak istiyoruz. Hem yıkımın yarattığı acıya aynı zamanda da yıkımdan doğacak yeni yaşama, umuda işaret etmek istiyoruz.
'İnsanların şehre dönmesi, kültürel gelişime katkı sunabilmesi için sebep yaratılmalı'
Depremde hem beraber müzik ürettiğiniz arkadaşlarınızı hem de birçok enstrümanınızı kaybettiniz. Akademi Orkestrası'nın ve bölgede kültür sanat çalışmaları yürüten diğer kurumların bugün için öncelikli ihtiyaçları neler?
Yaptığımız ilk dayanışma çağrısında Hatay'daki bazı kültür sanat aktörlerine, figürlerine de yer verdik ama yer veremediğimiz birçok sanatçı ve kurum da oldu. Hepsine yer vermek metinsel olarak da çok mümkün değildi. Antakya'da deprem öncesinde çok fazla müzisyen vardı ve bu müzisyenlerin çoğunluğu devlet memuru değildi. Aralarında serbest çalışan müzisyenler vardı ve bu kişilerin tek geçim kaynağı mekanlarda yaptıkları müzikler, festivaller, özel derslerdi. Bu insanların hayatı 1,5 dakikalık depremde yerle bir oldu. Antakya'da şu an bu insanların sanat adına iş yapması ve bunun üzerinden para kazanması mümkün değil ve uzun yıllarda mümkün olamayacak gibi görünüyor. Ulusal ve uluslararası çapta, buradaki sanatçıları ayakta tutacak maddi ve manevi desteklerin olması gerekiyor. Olmaz ise bu insanlar farklı arayışlara geçecek, başka şehirlere gidecekler ve dönmeyecekler.
Şu an için Hatay'dan ciddi anlamda nitelikle insan göçü var. Bu çok önemli bir nokta. Buradan bütün göçler çok önemli ve üzücü ama nitelikli insan göçüne de dikkat çekmek istiyorum. Çünkü sanatçılar, doktorlar, öğretmenler, akademisyenler, bilim insanlarının hepsi şehir dışına çıktılar. Bu insanlara dönüş için bir sebep, bir motivasyon yaratılmazsa bu insanlar geri dönmeyecek. O zaman bölgenin kültürel ve sanatsal anlamda kalkınması nasıl gerçekleşecek? Elbette bir şehir oluşturabiliriz yapısal anlamda ama yaşamsal anlamda şehirler, insanlar için ev ve işyerleri arasında geçen mekanlar değildir. Bu insanların sosyal hayatta, ruhlarını beslemek, sosyal ihtiyaçlarını karşılamak, kendilerini gerçekleştirebilmeleri için, yani yaşamın kendisi dediğimiz: sanat, müzik, resim, şiir, aşk için bunları yaratacak olan kültür aktörlerine ve kurumlarına ihtiyaçları vardır, bu bir toplumun kalkınması için en önde gelen unsurlardan biridir. Bu insanların buraya gelip toplumun kültürel gelişimine katkı sunabilmesi gerekir bu yüzden dönüş için bir sebep yaratılmalı.
'Sanat eserleri ve sanatçılar tarihine tanıklık etmelidir'
Sanatın, özelinde müziğin hafıza işlevi söz konusu, bugünlerin unutulmaması için icra ettiğiniz sanat bundan sonrası için nasıl bir rol üstlenecek?
Bertolt Brecht'in bir sözü vardır: "Karanlık zamanlarda şarkılar da söylenecek mi? Elbette söylenecek belgeleyen kara günleri" diye, şu ana kadar belki yapılamadı ama mutlaka zamanı gelince yaşanan bu acılara işaret eden, bugünleri anlatan belki operalar, belki senfoni eserleri bestelenecek, şiirler yazılacak ve onlarla tarihe not düşülecek. Ama bugün bugün düzenlenen her dayanışma konseri gündemi taze tuttuğu gibi hafızaları da taze tutacak. Tarih boyunca da böyle olmuştur, sanat sadece iyi günler için değildir, hep iyiyi ve güzeli anlatmaz. Bütün duyguları anlatır ve bazı toplumsal bozukluklara, çöküntülere de işaret eder, onlara ışık tutar. Sanat eserleri ve sanatçılar tarihine tanıklık etmelidir. Biz de yaptığımız müzikle, ürettiklerimizle yaşama müdahale ederiz, bundan sonra yapacağımız da bu olacak.
'Bakanlık ve belediyeler desteği kalıcı hale getirmeli'
Dayanışma çağrınız çeşitli kültür sanat oluşumlarını harekete geçti. Ama biliyoruz ki yardımların sürekliliği ve ihtiyaçların tamamen kapatılması için kamu desteği şart. Dayanışma çağrınız sonrasında Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan size ulaşan oldu mu?
Hayır ulaşan olmadı. Sosyal medyadan yaptığımız çağrıya basın kulak verdi ve çeşitli mecralarda demeçler verdik. Dayanışma çağrımıza çeşitli kurum ve sanatçılardan cevap geldi bu çok umut verici ama bu çağrı daha çok ses getirmeliydi. Böylesi yıkımlarda yaşam yeniden örülecek ve pek çok şey sıfırdan başlayacak. Kültür sanat çalışmaları ise bunun en önemli dinamiği. Bu dayanışma ve destek uzun süreli olmak zorunda. Ekonomi alanında bir karar alırsınız ve ertesi gün fabrikalar açmaya başlarsınız, bir karar alırsınız ciddi değişimler olur. Kültür alanında ise bu böyle değildir, yapılan bir hamle 10-20 yıl sonra, yetişen yeni insanlarla size geri döner. Bir ağaç gibi, tohumu ekersiniz o ağaç büyüyünce anlarsınız nasıl meyve verdiğini. O yüzden dayanışma çağrımıza yapılan dönüşler uzun süreli olmak durumunda. Burada bakanlığın, belediyelerin bir şeyler yapması ve desteği kalıcı hale getirmesi gerekiyor. Sadece gönüllü desteklerle olabilecek bir şey değil.
'Sadece yıkıma değil, yaşamı yeniden nasıl örebileceğimize odaklandık'
Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Hatay'ın yeniden inşasında, bir Antakyalı olarak hem eğitimci hem de müzik insanı kimliğinizle nelere dikkat edilmesi gerektiğini söylersiniz?
Bunun için bir platform kurduk, Hatay Yeniden Ayakta Platformu. Bu platformda bilim insanları, akademisyenler, arkeologlar, sanatçılar, doktorlar, meslek odaları, üniversite temsilcileri var ve giderek büyüyor. Bunun gibi başka platformlar da kuruldu. Bütün bu platformların merkezinde şu yer alıyor: Antakya çok kadim bir kent, tüm dünyaya bir miras. Bu kent tarihi boyunca yıkılmış, bizim bildiğimiz 7 tane büyük deprem var bu depremlerde de bütün şehir yok oluyor ve her defasında kent yıkılmış yeniden var edilmiş, her yıkıldığında öncesinden bağımsız bir çehre örülmüş ve her defasında hafızasına dair bir şeyler kaybetmiş bu şehir. Bu 8. yıkım oldu ve biz de yeniden var etmek istiyoruz Antakya'yı. Sadece yıkıma odaklanmak yerine yeniden nasıl örebileceğimize odaklandık ve merkezimize şunu aldık: Roma Antakya'sı dediğimiz kısım günümüzde eski Antakya deniyor, o bölge aslında bir sit alanı ve Roma Antakya'sının agorası. O bölgeyi 1 metre dahi kazsanız koca koca roma kalıntıları bulursunuz. Kazdıkça başka bir tarihle karşılaşırsınız. Bunu arkeologlar belgeliyor. Biz sit alanı bölgesinin asla beton yapılaşmaya açılmamasını, depremde yıkılan tarihi değeri olan yapıların aslına uygun bir şekilde restore edilmesini, kalan kısımların da arkeolojik kazılara açılmasını ve Antakya'nın bir müze kentine dönüştürülmesini istiyoruz. Tarihi sebebiyle Antakya'da olması gereken de bu zaten. Bu çalışmaların da gerçekten Antakya tarihini, Roma tarihini bilen arkeologlar, bilim insanları tarafından yapılması gerekiyor.
Çok temel coğrafi bir bilgidir, nehir yatağı yumuşak zemindir ve depremde çok zarar görür. Bu sebeple de Asi Nehri çevresine tekrar şehir kurulmamalı. Şehir, ovanın dışında kalan dağ tarafına, Antakya'nın mimarisine, kültürüne, ruhuna uygun, depreme dayanıklı yapılarla sağlam zeminlere kurulmalı.
Depremden önce Antakya'da büyük bir orkestranın konser verebileceği, kalabalık bir organizasyonun yapılacağı bir tane dahi kültür merkezi yoktu. Bugün yeni şehir örülürken bunların dikkate alınması gerekiyor. Yıkılmayacak sağlam yapıların oluşması, yeniden ölüm kutularının inşa edilmemesi gerekiyor. Bilim insanlarına kulak verilmeli ve çalışmaların merkezinde onlar yer almalı.
'Deprem öldürmedi. Kimsesizlik, sessizlik öldürdü'
Deprem bize bir yanda yıkımı, ihmali, usulsüzlükleri gösterdiği kadar, diğer yanda da dayanışmayı, birlikte olmanın gücünü, dayanışmanın hayatiliğini gösterdi. Siz ilk günden beri bölgedeydiniz, dayanışmayı doğrudan yaşayan ve parçası olan biri olarak neler söylersiniz?
Antakya'yı deprem öldürmedi, kimsesizlik, sessizlik ve ıssızlık öldürdü. Antakya'nın kendine yardım edebilecek takati yoktu, burada Antakya dışından gelenlerle ciddi bir gönüllü ağı oluşturuldu. Şunu gördük bu yara, tüm ülkenin yarasıymış. Burada gönüllüler her yerde çalışıyor. İlk zamanlar enkaz çalışmalarına yardım ediyorlarken şimdi gıda ve giysi yardımlarını ulaştırıyorlar, çadır kurulumlarını sağlıyorlar. Hatay halkı bu konuda çok minnettardır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

