Breadcrumb
Hâlâ korkuyor, hâlâ saldırıyorlar: 'Çünkü Gezi Direnişi'nin izleri halkımızın hafızasında hâlâ taze'
Yayın Tarihi: 31.05.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
12 yıl önce milyonlarca yurttaş AKP zorbalığına karşı sokakları ve meydanları doldurarak direnişe geçti. Aylarca devam eden direniş, hâlâ Türkiye toplumunun hafızasında önemli bir yere sahip.
Bu yüzdendir ki iktidar, Haziran veya Gezi Direnişi'nin meşruluğuna ve halkın direnme hakkına yönelik saldırılarını sürdürüyor. 12 yılın ardından çeşitli soruşturmalar ve iftiralarla bu onurlu direnişin adını lekelemeye çalışıyor.
Direniş esnasında patronlara seslendiği bir toplantıda "Oradaki ağaçlarda bunları sallandıracaksın" diyerek yurttaşları hedef alan zihniyet, sermaye sınıfına peşkeş çekmeyi sürdürürken; ona karşı meydanlarda "Bu halk sana boyun eğmez" sloganını yükseltenler ise mücadelelerine devam ediyor.
Haziran Direnişi'nin yıl dönümünde Türkiye Komünist Partisi (TKP) Merkez Komite üyesi Berkay Kemal Önoğlu, soL'un sorularını yanıtladı.
'Türkiye tarihinde unutulmayacak bir kilometre taşı'
TKP Haziran Direnişi'ni nasıl değerlendiriyor?
TKP için Haziran Direnişi, Türkiye’nin son yıllarına damga vurmuş en önemli halk ayaklanmalarından bir tanesi. Türkiye'de toplumun geniş kesimlerinin örgütsüzleştirildiği, toplumsal dinamiklerin tasfiye edildiği bir dönemde kuvvetli bir itiraz anlamını taşıyor.
“Haziran Direnişi’nde toplum halk oldu” demiştik. Yakın zamanda Genel Sekreter Kemal Okuyan'ın da altını çizdiği gibi mücadele ederek halk olunur, hakkını arayarak halk olunur. Bugün AKP; yurttaşları tebaa haline getirmek ve cumhuriyet kazanımlarının tasfiyesiyle işçi sınıfını, hakkını arayan, grevler örgütleyen, mücadele eden bir sınıf olmaktan çıkarıp ancak sadaka isteyebilecekleri bir toplumsal yapıyı dayatmak istiyor.
Bunun karşısında ise toplum mücadele ederek, halklaşarak, haklarının bilincinde olarak ve bu hakları kazanmak, yitirmemek için omuz omuza vererek bir direnç oluşturabilir. Haziran Direnişi de bu doğrultuda en önemli çıkış noktalarından bir tanesi olmuştu ve bugüne dek de izlerini görüyoruz.
10 milyonu aşkın insanın Türkiye’nin neredeyse bütün illerinde sokakları, meydanları doldurduğu ve AKP’ye de AKP'nin temsil ettiği karşı devrime de sığmayacaklarını, boyun eğmeyeceklerini en güçlü şekilde gösterdikleri bir toplumsal direnişti o. Ve takip eden yıllarda da Türkiye tarihinde unutulmayacak bir kilometre taşı haline geldiğini, tarihimize kazındığını söyleyebiliriz Haziran Direnişi’nin.
'Tertemiz bir direnişse örgütlü komünist hareketin büyük bir emeği var'
Haziran Direnişi denildiğinde akıllara gelen ilk görüntülerden biri de TKP’nin AKM’den sallandırdığı Boyun Eğme pankartı oluyor. Bu slogan direnişin sembollerinden biri haline gelirken, peki TKP bu süreçte neler yaptı? O günlerde nasıl bir rol üstlendi?
Haziran Direnişi büyük bir başkaldırıydı ama bu başkaldırının örgütlü bir halk hareketine dönüştürülmesi, bu halk hareketinin kimi taleplerde ya da kimi hassasiyetlerde ortaklaşması ve mücadeleyi de bu anlamda daha kuvvetli bir zeminde devam ettirmesi gerekiyordu.
Haziran Direnişi’ne damga vuran talepler AKP ile temsil olunan karşı devrim cephesinin karşısına bir bariyer çekmek, mücadele kültürünün yok edilişine ve gerici, emperyalist odakların kontrolüne giren bir Türkiye'ye karşı yurtseverce bir itirazı yükseltmekti.
Fakat ne oldu? Bu kadar geniş bir katılıma sahip toplumsal hareketler doğal olarak farklı siyasi odaklar tarafından farklı anlamlar yüklenerek, oraya buraya çekiştirilmek istenir. Bu mücadele de kimi liberal çevrelerce yaşam tarzına müdahale vb. daha az toplumsal, daha fazla bireysel başlıklara sıkıştırılmak istendi.
Burada komünistlere büyük sorumluluk düştü. Elbette Türkiye Komünist Partisi de Haziran Direnişi’nin başından itibaren buradaki toplumsal hareketliliği bir program doğrultusunda örgütlemeye ve hareket ettirmeye çalıştı, gayret etti.
Bugün dahi hatırlanacaktır, TKP halk hareketine yön veren önemli güçlerden bir tanesi oldu ve ona gölge düşürülmesine izin vermedi. Haziran Direnişi tarih önünde aklanmış, tertemiz bir direnişse bunda örgütlü komünist hareketin büyük bir emeği var.
'Bayrak ahlaksızlıklarını gizlemek için kullandıkları bir örtü olmaya terk edilemeyecek kadar değerli'
Haziran Direnişi’yle bağlantılı olarak güncel tartışmalara da değinen bir soru sormak istiyorum. TKP'nin 1923 Devrimi ve döneminin devrimci kadrolarına yönelik değerlendirmesi, Türk bayrağına bakışı ve Cumhuriyet vurgusu çeşitli tartışmalara neden oluyor. Özellikle geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen Cumhuriyetçiler Kurultayı’yla birlikte bu tartışma yeniden gündeme gelmiş oldu.
Oysa TKP, Haziran Direnişi’nde de Türk bayrağı kullandı. Hatta “Haziran Direnişi için Eylül Tezleri" başlıklı bildirisinde olduğu gibi o dönemde bu konulara dair çeşitli çıkışlarda bulundu.1 Kısacası TKP’nin günümüzde tartışılan başlıkları 12 yıl öncesinde de gündeme getirdiğini görüyoruz. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Bayrak, onu kullanan güçler tarafından anlamı belirlenen ve üzerinde hegemonya mücadelesi verilen bir sembol aslında. Mücadele eden toplum halk haline gelir ve bayrak da en çok halkın eline yakışır. Bu ülkede bayrak milliyetçilerin, liberallerin, kapitalistlerin kendi suçlarını, kendi ahlaksızlıklarını gizlemek için kullandıkları bir örtü olmaya terk edilemeyecek kadar değerli bir tarihsel anlam taşıyor.
Türkiye'de toplumun geniş kesimleri başka bir Türkiye umuduyla mücadeleye giriştiği zaman ortaklaşma zemini gerekir. Bu ortaklaşma zeminini de tarihten türetiriz. Bizim tarihimizde ileriye dönük atılmış en büyük adım Cumhuriyet Devrimidir ve bayrak da bu devrimle özdeşleşmiş bir semboldür.
Belki biraz klişe olacak ama Türkiye'de sağcısıyla solcusuyla, yani muhafazakâr kesimler için de haksızlığa itiraz etmek, boyun eğmemek söz konusu olduğu zaman, ahlaksızlıklara karşı ses çıkarmak söz konusu olduğu zaman ortaklaşılan tarihsel miras 1923 Devrimi ve onun ifade ettiği anlam oluyor.
Bayrak da bu devrimle özdeşleştiği için toplumsal mücadelelerde gayet tabi halkın eline yakışıyor. Bayrağı mücadele edenlerin elinde daha fazla gördükçe bu anlam da pekişecektir.
'Gençlerin çok büyük bir kısmı kaderini işçi sınıfının kaderiyle birleştirmiş görünüyor'
Kısa bir süre önce yaşadığımız 19 Mart sürecindeki eylemsellikte gençliğin yeri ve önemine dair birçok tartışma yaşandı. Benzer bir tartışma Haziran Direnişi’nde de yaşanmıştı. Gençliği ayrı bir özne olarak değerlendirebilir miyiz? 12 yıl önce veya bugün bir gençlik hareketinden söz edebilir miyiz?
Gençlik çok geniş bir kesim, tabii ki homojen bir yapıdan söz edemiyoruz. Gençlik sınıfsal ayrımların yanı sıra birbirinden ayrı koşullara sahip, üniversitelileri, liselileri, işsizleri, genç işçileri de kapsıyor. Biz yine de gençlik kavramını bir küme haline getirmeye çalışırsak, karşımıza Türkiye'de son yıllarda özellikle bir arayışta olma hali çıkacaktır. Bu arayışın kendisi oldukça kıymetli ve 19 Mart'ta ortaya çıkan şey de aslında bu arayışa işaret ediyordu. Bilhassa öğrenciler bu gençliğin önemli bir kısmını oluşturuyordu.
Elbette öğrenciler arasında da homojenlikten söz edilemez ama Türkiye’de özellikle bu dönemde, tarihte eşi görülmedik bir yoksullaşmaya terk edildiler. Bu yoksullaşma neticesinde kimileri üniversite eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kaldı, kimileri tarikat yurtlarına mahkûm edildi, çok büyük bir kısmı okurken çalışmak zorunda bırakıldı, yine çok büyük bir kısmı ilgi ve yeteneklerinden bağımsız olarak üniversite tercihlerini gerçekleştirmeye zorlandı. Gençler hayatlarını anlamlandırmakta, kendilerine yol çizmekte çok zorlandıkları bir dönemden geçiyorlar. Aslında bu nedenle de gençlerin çok büyük bir kısmı kaderini Türkiye'deki işçi sınıfının kaderiyle birleştirmiş görünüyor.
Yaşam koşullarındaki son yıllara damga vuran bu altüst oluş, arayışı tetikliyor. Fakat akademinin tasfiyesi, örgütlenme yasakları, baskılar, gerici müfredat, eğitim altyapısının tahribatı, bilgi edinme hakkının gaspı gibi pek çok nedenden, gençlerin siyasi bir ideoloji geliştirmekte zorlandıkları da bir dönemdeyiz.
Dolayısıyla bu arayış çoğunlukla gençleri, çok yüzeysel bir biçimde milliyetçilik, sağcılık veya sosyalizm arasında çok kısa evrelerle değişimler yaşadıkları bir sürece sürüklüyor. Bu durum hem çok anlaşılır hem de çok büyük bir fırsat.
Çünkü gençlerin ayağa kalkmasında da geleceğe dair bir Türkiye hayali üretmesinde de öne çıkan kimi unsurlar var. Bu ülkenin toprağına, kendi geleceklerine ve sevdiklerine sahip çıkma tutkusu; ülkelerini yağmalayanlardan, cumhuriyeti kemirenlerden kurtulma isteği… Bunun varacağı yer bellidir, temiz su yatağını bulacaktır.
Gençler bu duygularla sokaktaydılar, meydanları doldular. Ancak bu duyguların kalıcı bir siyasi programatikle buluşturulması konusunda daha yapacak çok iş var.
Geçtiğimiz dönemlere kıyasla çok daha örgütlü, ilgili, politik bir gençlik toplamından söz edebiliyoruz. Bahse konu etkenler, biriktirdikleri örgütlenme deneyimi de tabii ki büyük bir avantaj. Gençlik ne kadar siyasallaşır ve ne kadar anlamlı bir siyasi zeminde ortaklaşırsa mücadele de o kadar güçlenecektir.
'AKP baş kaldırıyı özellikle seçtiği kimi figürler üzerinden lekelemeye çalışıyor'
Bir diğer sorum da 12 yıl önce yaşanan Haziran Direnişi’ne karşı yeniden başlatılan “cadı avı” hakkında. Bir yanda Osman Kavalaların davası varken, şimdi de menajer Ayşe Barım üzerinden yürütülen bir dava süreci başlatıldı. İki davanın da ana gündemi şu aslında: Kavala ve ilişkide olduğu kesimlerin “dış güçlerle” birlikte Haziran Direnişi’ni organize ettiklerinin öne sürülmesi. TKP bu davaları nasıl değerlendiriyor?
TKP bu davaların son derece maksatlı olduğunu değerlendiriyor. Türkiye'de adalet kurumlarına olan güven tamamen ortadan kalkmış durumda. Bunun sebebi AKP iktidarının yargıyı, muhalifleri ve muhalif toplumsal kesimleri cezalandırma aracına dönüştürmesi. Dolayısıyla AKP döneminde yapılan, politik saiklerle açılmış hiçbir yargılamanın hukuki ya da adil olduğunu değerlendirmeyiz.
Milyonlara ulaşmış, tertemiz, ak pak bir halk hareketinden söz ediyoruz. AKP’nin karşı devrimci uygulamalarına dönük en kuvvetli itirazdan söz ediyoruz. Ve son tahlilde de halkın vicdanında, tarih önünde aklanmış bir direnişten söz ediyoruz. AKP ise bu toplumsal baş kaldırıyı özellikle seçtiği kimi figürler üzerinden bir yargı konusu yaparak lekelemeye çalışıyor.
Bahsettiğiniz gibi davalarda da uluslararası bağlantılar ya da emperyalist odakların yönlendirme teşebbüslerinden söz ediliyor. Bunun denenmiş olmasından daha doğal bir şey olamaz. Ancak Gezi, uluslararası, emperyalist odaklar tarafından yönlendirilemedi.
Oysa bugün AKP, emperyalist odaklarca bir kumar masasına dönüştürülmüş bölge siyasetinde önemli pozisyonlar peşinde koşuyor. Bunun için kendi sermayedarlarının ve uluslararası sermayenin çıkarları için Türkiye’nin ve halkımızın çıkarlarını bozuk para gibi harcıyor.
AKP’nin daha iktidara gelirken uluslararası sermaye odaklarıyla ne kadar içli dışlı olduğu, onların yerli işbirlikçileri diyebileceğimiz büyük sermaye gruplarına nasıl hizmetlerde bulunduğu, kısa bir süre önce Medusa’nın Salı belgeselinde bir kez daha toplumun geniş kesimlerine hatırlatıldı.
Buna özellikle değinmek istedim, çünkü Haziran Direnişi aslında AKP’nin ülkemizi emperyalizmin oyuncağı haline getirmesine karşı da bir isyandı. Bugün ise AKP, Haziran Direnişi’ni emperyalist odaklarla ilişkilendirerek mahkûm etmeye çalıştıkça iyice inandırıcılığını yitiriyor. Adeta çırpınıyor.
Bu konu hakkında, Osman Kavala veya Ayşe Barım’la ilgili yani kişilere dönük kanaatimizden öte bir değerlendirme yapmakta fayda var.
'Gezi’nin izleri hâlâ halkımızın hafızasında taze'
Söyleşimizi bitirirken, yapmak istediğiniz ek bir katkı veya vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Türkiye toplumuna öylesine damga vurdu ki Haziran Direnişi, ne zaman başımızı kaldırıp ayağa kalksak, omuz omuza versek, Haziran Direnişi’ne referans veriliyor. Çünkü Gezi’nin izleri hâlâ halkımızın hafızasında taze.
Toplumumuz, 12 yılın ardından, çok kereler olduğu gibi, bugün yine AKP zorbalığına karşı bir direnç gösteriyor. Bu direnci tüketmeden, düzen siyasetine meze edilmesine izin vermeden, tıpkı Gezi Direnişi’nde olduğu gibi bu toplumsal hareketi de kimi kılıflara uydurup mahkûm etmelerine izin vermeden güçlü bir politik doğrultuda sürdürmek ve AKP Türkiye'sine bu zorbalığa teslim olmayacağımızı göstermek zorundayız.
12 yılın ardından Haziran Direnişi’nde hayatını kaybeden bütün yurttaşlarımızı, gençlerimizi bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Buradan hareketle bugün, Ali İsmail Korkmaz'ın memleketi Eskişehir'de gençlik örgütlerimizin katkısı ve Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM) Öğrenci İnisiyatifleri’nin çağrısıyla gerçekleştireceğimiz “Yaşamın Dozunu Yükselt” konserine bütün Eskişehirli yurttaşlarımızı ve gençleri davet ediyorum.
- 1
Türkiye Komünist Partisi, Eylül 2013'te 18 maddelik bir bildiri yayımladı. Yayımlanan bildirinin 12. maddesi şöyleydi:
"Ay yıldızlı bayrağın Haziran direnişinde tuttuğu yeri bir arıza, bir bilinç eksikliği olarak görmek sadece direnişi anlamamak değil, direnişe sırt çevirmektir. Bayrakla simgelenen görüş, komünist şairimizin dizesinde saklı: Bu memleket bizim! Bu görüşten vazgeçmek ülkeden, halktan vazgeçmektir. Ülke aydınının, sosyalist hareketimizin, özgürlük ve eşitlik neferlerinin artık bu umutsuz ruh halinin eşiğinden bile geçmeye hakkı yoktur."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.