Sayfa yolu
Hafızayı diri tutan bir film: Dağlardan Başka Tanık Yok
Yayın Tarihi: 29.06.2025 , 12:14 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Hukukçu kimliğiyle tanınan Kurtuluş Baştimar, sinema yolculuğunda toplumsal meselelere odaklanmayı sürdürüyor. Daha önceki filmi Çiğdem'de, 2024 yılının kış aylarında Kars’ın Ermenistan sınırındaki bir köy okulunda geçen hikayesiyle Türkiye’deki eğitim ve kamusal sorunlara dikkat çekmişti.
Baştimar, Çiğdem’in ardından Dağlardan Başka Tanık Yok filmiyle yeniden izleyicilerle buluşuyor.
Kurtuluş Baştimar’ın yazıp yönettiği Dağlardan Başka Tanık Yok adlı filmde, Ruken Demirtaş, Sema Çidik, Sabri Varol, Besta Erdemir ve Sena Özbey rol alıyor. Gerçek mekânlarda çekilen ve toplumsal hafızayı arayan anlatımıyla dikkat çeken film, izleyiciyi sınır köylerinde yaşanan sessiz acılarla yüzleştiriyor.
Film bu kez, bir sınır köyünde geçimini sağlamak için kaçakçılık yapmak zorunda kalan Kürt köylülerinin hikayesini anlatıyor. Filmin tanıtım çalışmaları ise kısa bir süre önce başladı ve festivallerdeki yolcuğuna devam ediyor.
Baştimar, öyküsünde Çiğdemler’in daha iyi bir geleceğe kavuşması için mücadele eden bir anlatıcı olarak öne çıkıyor. Yeni filminde ise Kürt kültürünün köşe taşlarını sinema perdesine taşıyor: Dengbêjlikten kolberlere (sınır ticareti yapanlar), köy kültüründeki emek ve üretim süreçlerine kadar her sahne, bu zengin mirası yansıtıyor.
Susika Simo’dan Erivan Radyosu'na: Kültürel izler
Filmin dikkat çekici karakterlerinden biri, adını Sovyetler Birliği’nde dengbêjlik yapan ve Moskova’da Kızıl Meydan’da sahne almış sanatçılardan Susika Simo’dan alan bir figür. Ancak filmdeki Susika, konuşmamaya yemin etmiş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Hikaye boyunca, gerek anlatıda gerekse izleyicide ortak bir arayış beliriyor: Susika’nın sesini bulmak. Onun sesinin kayıtlı olduğu şarkılar, filmin duygusal ve kültürel dokusunu güçlendiriyor.
Filmin merkezinde, 1990’larda faili meçhul bir şekilde cezaevinde kaybolan babasının izini süren genç bir kadın, Helin’in hikayesi yer alıyor. Helin, annesi Susika’nın Kürtçe ağıtlarında, yıpranmış mektuplarda ve eski kasetlerde geçmişin kırık parçalarını bir araya getirmeye çalışıyor. Bu yolculuk, kişisel bir kaybın ötesine geçerek bir halkın bastırılmış hafızasına uzanıyor.
Tarih dersinde kaldığımız yeri unutmamak için
Filmin edebi ve felsefi diyalogları, yer yer mekanın sınırlarını aşsa da, odaklandığı konular izleyiciye Kürt emekçilerinin yaşadığı baskı ve sömürüyü güçlü bir şekilde aktarıyor. Baştimar, özellikle “beyaz Toroslar”ı, yasaklanmış bir dilin öyküsünü ve hayatta kalmak ile karınlarını doyurmak için sınır ticareti yapan kolberlerin mücadelesini bir dönem okuması olarak sunuyor.
Film, son dönemde geçmişte yaşanan sorunlara, sömürüye ve baskıya değinmeyen “barış süreçleri”ne karşı hafızayı tazelemek açısından kıymetli bir yere sahip.
Murathan Mungan’ın Karanfil şiirinde bahsettiği destanlar, filmde zaman zaman gerçeğin ötesine geçen destansı anlatımla bir tarih dersine dönüşüyor:
“Kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları
Atlanın, gidiyoruz.
Buğulu bir şafak vakti yeniden düşüyoruz yollara
Eski zamanlarda olduğu gibi
Dersimiz tarih. Unutmayın kaldığımız yeri
Yenilmedik daha
Masal alın koynunuza. Belki dönmeyiz uzun zaman
Masallar hatırlatır size doğduğunuz yeri
İlişkiler iklimini
Çocukluk taşınabilir bir şeydir
Alınsa da elinden geçmişi.”
Baştimar, tarih dersinde “sınıftan” kalmamak için bu anlatıyı izleyiciye sunuyor.
'Bir kadının sesi her zaman ninnileri için değil, bazen bir halkı uyandırmak içindir'
Bu cümle filmin belki de kırılma anlarından biri.
Filmin ana karakterlerinden Helin, Kürtçeyi pek bilmeyen bir genç kadın. Çünkü o doğmadan önce annesi Susika “susmayı” seçmiş. Bu imge, haksızlığa karşı suskunluğun Ortadoğu'daki efsanelerinden biri olan Meryem Ana’nın imgesinde vücut bulan hikayeyi anımsatıyor. Helin, “annesi susturulmuş” bir kuşağın sembolü olarak, ana dilini öğrenmek için uzun bir yolculuğa çıkıyor. Annesinden kalan eski ses kayıtlarını bulmaya çalışarak diline kavuşmayı amaçlıyor.
Yolda hastaneye yetiştirilirken yaşamını yitiren Zozan ise bölgede yaşayan halkın acılarını temsil ediyor. Filmdeki bu hikaye mekan, tarihsel bir atmosferle inşa edilmiş geçmiş bir hikaye gibi dursa da, yaklaşık on yıl önce Van’da hastaneye yetiştirilirken hayatını kaybeden ve dedesi tarafından çuvalda taşınmak zorunda kalan Muharrem bebeğin hikayesini hatırlatıyor. Böylece mekan ve zaman iç içe geçiyor.
Tüm bu acılara tanıklık eden dağlar, filmde adeta bir başka ana karakter olarak yükseliyor. Her sahne geçişinde, dağların haşmetli sessizliği izleyiciyi büyülüyor. Ve bir de ona eşlik eden kar ve kış.
Hafızayı tazeleyen bir tanıklık
Dağlardan Başka Tanık Yok, dayanışmayla ve kararlılıkla yoluna devam ederek izleyiciye ulaşıyor. Filmin fon almadan izleyiciye ulaşmış olması bir başka kıymetli yanı.
Film, bir dönemin hem tanığını hem de sanığını gözler önüne seriyor. Tarih dersinde nerede kaldığımızı hatırlatmak için güçlü bir anlatı sunuyor.
| Kars-Ermenistan sınırında bir köy okulu ve Çiğdem'in hikayesi | ![]() |
| İsmi kaçakçıya çıkan emekçiler: Kolberler | ![]() |
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

