Breadcrumb
Güvenlik kalkanı mı, gladyo kılıcı mı: Bir NATO 'mesele'si
Yayın Tarihi: 24.07.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
“Bizim çocuklar başardı.”
12 Eylül 1980 sabahı, CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze, kendisine Birleşik Devletler Ulusal Güvenlik Konseyi’nden gelen telefonda sarf edilen bu cümleyi dönemin Amerikan Başkanı Jimmy Carter’a aktardı. Gazeteci Mehmet Ali Birand’ın Henze’yle gerçekleştirdiği röportajdan da anlaşılacağı üzere, cümlenin orijinali tam böyle miydi, muamma; ancak bir yandan 1970’lerde kapitalizmin krizine karşılık sömürge ülkelerdeki bağımsızlık hareketlerine, Avrupa ülkelerinde siyasal güç kazanan komünistlerin parlamentoya girmeye başlamalarına, yükselen işçi sınıfı hareketine; öte yandan Arjantin, Şili, Yunanistan, Türkiye gibi ülkelerde bu hareketin kanlı darbelerle bastırılmasına şahitlik edilen bir zaman aralığında, “müjde” hangi cümleyle verilmiş olunursa olunsun, bu tercümeyi yapmamamız için bir sebep yok. Bu “çocuklar” tam olarak kimlerin çocukları ve Türkiye’nin NATO’dan çıkmasına karşı üretilen, “NATO güvenliğimizin teminatı. Zaten tüm üye ülkelerin veto hakkını kullanabildiği, iç demokrasiye sahip bir kurum; tehlike arz etmiyor” argümanları arasındaki ilişkiye buraya bir büyüteç tutarak bakalım.
Strateji Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi’nden, uygulaması NATO’dan
CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze, Birleşik Devletler Ulusal Güvenlik Konseyi’nin resmi üyesi olmasa da (kurum; başkan, başkan yardımcısı, dışişleri bakanı, savunma bakanı, CIA direktörü, ulusal güvenlik danışmanı vb. üyelerden oluşuyor), dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniew Brzezinski’nin sağ koluydu.
ABD’nin NATO içerisindeki politikalarını belirleyen merkez de bu konsey. NATO’daki ABD temsilcilerini bu konsey yönlendiriyor. NATO en yüksek sivil makamlarına çeşitli üye ülkelerden temsilciler seçse bile, en yüksek askerî makamı olan Yüksek Müttefik Kuvvetler Avrupa Komutanı (SACEUR), tarih boyu bir ABD generali olageldi ve bu general de Birleşik Devletler Ulusal Güvenlik Konseyi’nin talimatlarına göre hareket ediyor. Örneğin, Yugoslavya’nın bombalanması, Afganistan’ın işgali gibi kararlar konseyin tornasından geçiyor. Yani, NATO’da kararlar oybirliğiyle alınıyor olsa bile bu generalin, dolayısıyla ABD’nin, “hayır” dediği bir karar yürürlüğe konamıyor, “evet” dediği bir kararın yürürlüğe konması sağlanıyor.
Gayri nizami örgütlenmeler
Tarih boyunca Amerikan generalleri tarafından işgal edilen, günümüzde de ABD’li General Alexus Grynkewich’in temsil ettiği SACEUR makamı, NATO’nun Avrupa’daki daimi askerî üssü olan Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı’nı (SHAPE) komuta ediyor. NATO’nun en yüksek askerî karar organı NATO Askerî Komitesi’nin kararlarını yürüten bu karargâhı, bünyesinde faaliyet gösteren Gizli Planlama Komitesi (CCP) aracılığıyla “gayri nizami harp”teki rolünden biliyoruz.
SSCB’nin II. Dünya Savaşı’nı Nazi Almanyası’nı yenilgiye uğratıp büyük bir saygınlık kazanarak sona erdirmesinin ardından, komünizmin Avrupa’da yayılma tehdidine karşı, yine Nazilere karşı gösterilen direniş pratiğinden öykünerek kurulan NATO’nun içerisinde, bu tehdidi bertaraf etmek amacıyla birçok ülkede gölge örgütler yaratıldı. CIA, MI6 ve kuruldukları ülkelerin istihbarat örgütleriyle eşgüdümlü çalışan, yine CIA, MI6, SAS gibi örgütler tarafından eğitilen, stay behind, gladyo gibi isimlerle bilinen bu gayri nizami yapılanmalar ortak istihbarat ağı oluşturma, istihbarat analizi, ortak operasyonlar, sabotaj, propaganda, siber saldırı, suikast, itibarsızlaştırma, askerî darbelere destek verme gibi yöntemlerle tam teşekküllü bir savaş makinesi olarak çalışıyordu.
NATO’nun gizli orduları: Yugoslavya, Polonya…
Yugoslavya’nın yaklaşık yirmi yıl süren parçalanma sürecinde NATO’nun dahli biliniyor. NATO’nun, kendisine müdahale etme gerekçesi oluşturacak biçimde Yugoslavya’daki milliyetçi grupları silahlandırması, provokatif saldırılar gerçekleştirmesi, gladyo tipi paramiliter örgütlenmelere önayak olması sonucu Sırplarla Hırvatlar, Boşnaklar ve Arnavutlar arasında şiddetli çatışmalar yaşanmış, savaş suçları ve katliamlar işlenmiş, parçalanan Yugoslavya’dan çıkan ülkeler NATO üyesi olmuş ve bu ülkelerde hızla özelleştirme adımları atılmıştı.
İlk “sınavını” Yugoslavya ile veren NATO’nun stay behind stratejileri sadece paramiliter örgütlenmeler ve kanlı çatışmalardan ibaret değil. Adını 1980’de Polonya’daki Gdańsk Tersanesi’nde kurulan bağımsız sendika Solidarność’tan (Dayanışma) alan Solidarność Hareketi’ne baskı makineleri, iletişim cihazları, finansal destek sağladı; CIA’yle birlikte QRHELPFUL kod adlı gizli operasyon aracılığıyla, aralarında George Orwell, Aleksandr Soljenitsin, Hannah Arendt gibi antikomünist yazarlara ait kitapların bulunduğu 10 milyondan fazla kitap, gazete ve video kaseti kaçak yollarla Polonya’ya getirerek Solidarność’u ayakta tuttu; bu hareketi SSCB’ye karşı bir “demokrasi hareketi” biçiminde propaganda ederek Polonya’daki rejimin yıkılmasında ve Polonya’da özelleştirmelerin yolunun açılmasında rol aldı.
Yeni cephe: Anlatı savaşları
Bu gölge örgütlenmelerin foyası ortaya çıktıkça ve SSCB çözüldükten sonra NATO, stay behind stratejilerini çeşitlendirdi ve farklı isimler altında yürüttü.
NATO Müttefik Dönüşüm Komutanlığı Yenilik Merkezi tarafından, başka katılımcılarla birlikte 2021’de düzenlenen “Bilişsel Savaş: Bilişsel Üstünlüğün Geleceği” başlıklı sempozyumda bilişsel alan hava, kara, deniz, uzay ve siber alanların yanında altıncı muharip alan olarak tanımlanıyor. Toplumları veya rejimleri silahsız şekilde zayıflatmak, karar verme süreçlerini bozmak ve bilişsel üstünlük kazanmak amacıyla nöroloji, teknoloji kullanım stratejileri, medya yönetimi, kamuoyu algısı, psikolojik operasyonlar ve sosyal medya araçları gibi başlıklara odaklanılıyor.
3-2-1 kayıt: Rusya-Ukrayna Savaşı
2022 şubatında Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgal etmesiyle başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında sosyal medya ve haber kaynaklarında gündeme gelen yeşil perdeyle çekilmiş videolar, kurgulanmış savaş sahneler, dublörler, dramatizasyon teknikleri, CGI ile sonradan eklenen patlama efektleri bu yeni cepheye dair en yakın örneklerden. Ukrayna hükümeti, savaş başladıktan sonra aralarında PR Network, Publicis, WPP, Edelman gibi şirketlerin bulunduğu çeşitli PR ajanslarıyla anlaşmalar yapmıştı.
Kamuoyunun Ukrayna’ya desteğini sürdürmesi için duygusal etki uyandıran prodüksiyonlara imza atan bu şirketlerin dışında bir kurumun ismi göze çarpıyor: NATO kurumu olmasa da, NATO’ya akredite edilen NATO Stratejik İletişim Mükemmeliyet Merkezi (StratCom). Ukrayna’daki çatışma görüntülerinin kurgulanmış olduğuna dair iddiaların Rusya menşeli olduğunu kanıtlamak için devreye giren bu kurumun, yukarıdaki sempozyum raporu düşünüldüğünde, dezenformasyonla mücadele kisvesiyle bir toplumsal mühendislik çalışması yürütmediğini düşünmek için bir sebep yok.
Nazi mirasından neo-Nazi vekillere: Ukrayna örneği
II. Dünya Savaşı’nın ardından Nazi Waffen SS subaylarından devşirilerek yeni paramiliter ordular kurulmuş ve bu ordular NATO’nun stay behind stratejisine eklemlenmişti. 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakıyla başlayan ve 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başka bir aşamaya geçen Rusya-Ukrayna Savaşı’nda da benzer bir örüntüyü görmek mümkün.
ABD ve NATO üyesi ülkeler, Rusya 2014’te Kırım’ı henüz ilhak etmişken, Ukrayna’ya ilerideki daha büyük bir savaşın hazırlığı niteliğinde silah ve askeri uzman takviyesi yapmaya başlamıştı. ABD Avrupa Özel Operasyon Kuvvetleri Komutanlığı ve NATO tarafından ortak geliştirilen stratejik Direniş Yürütme Konsepti doktrini kapsamında yapılan bu destek, aşırı milliyetçi, hatta siyah kamuflaj elbiseleri, Nazi dövmeleri ve miğferlerindeki gamalı haçlarıyla açıkça neo-Nazi ideolojiye sahip unsurdan müteşekkil bir yapı olan neo-Nazi Azov Taburu’na, Ukrayna Özel Operasyon Kuvvetleri’ne bağlı gizli bir birim olan Rukh Oporu ve Ulusal Direniş Merkezi’neydi. Bu yapılar sabotaj, psikolojik harekât, istihbarat eylemleri gerçekleştirerek, işgal altındaki bölgelerde savaşarak ve emperyalist güçlerin Rusya ile daha doğrudan bir savaşa girmesinin bir aracı biçiminde işlev görerek NATO’nun sınırlarını Rusya’ya doğru genişletme stratejisinin aracı oldu.
Yardım kuruluşu kisvesi altında paramiliter örgüt: Beyaz Miğferler
Zihinlerimizde tam teşekküllü ordu imgesi canlansa da, paramiliter örgütlerden konuşurken 2014 yılında Suriye İç Savaşı sırasında kurulan “gönüllü yardım kuruluşu” Beyaz Miğferler’den de bahsetmek gerekiyor. 2014 yılında Suriye’deki iç savaş sırasında kurulan ve insani yardım kisvesi altında radikal İslamcı örgütleri destekleyen, kimyasal saldırı provokasyonları tertipleyen örgütün kurucusu, MI6 Subayı James Le Mesurier.
2019 yılında İstanbul’da kaldığı evinin yakınlarında ölü bulunan Le Mesurier’in Beyaz Miğferler’inin 800 çalışanı, 2018’de Suriye’nin Batı emperyalizmi destekli İslamcı çetelerin elinden geri almak için saldırı düzenlediği Suriye’nin güneyinden İsrail, ABD ve diğer büyük NATO güçlerinin desteğiyle tahliye edilmişti. Kimyasal saldırı mizanseni yaratıp ardından olay yerine gelerek doğruluğu şüpheli “kanıtlar”ı Batı medyasına servis eden ve bunu kamuyonu etkilemek amacıyla yüksek prodüksiyonlu propaganda videoları çekerek yapan kuruluş, hakkında çekilen propaganda niteliğindeki meşhur Netflix belgeseline de bakılırsa, doğrudan kurumsal bir NATO bağlantısı bulunmasa dahi NATO’nun StratCom’unun amacıyla ve çalışma sistematiğiyle benzerlik gösteriyor. Ancak bununla sınırlı değil.
Aynı senaryo bu sefer Ukrayna’da
Beyaz Miğferler’le Suriye’de karşılaşmış olabiliriz ama etkinliği burayla sınırlı değil. Kuruluş, daha sonra Ukrayna’da da karşımıza çıktı. Ukraynalılar için “ilkyardım ve savaş suçlarını kaydetme” konusunda eğitici videolar hazırladığı haberleriyle tekrar gündem olan emperyalizmin kullanışlı aparatı Beyaz Miğferler’in Ukrayna’yla sadece bu içerikten ibaret bir dayanışma sergilemediğini, Ukrayna’da sahte sivil ölümleri kurgulayarak hazırlanan propagandif videolarla emperyalizmin müdahalesini gerekçelendirecek zemini yaratmayı hedeflediğini biliyoruz.
2018’de Suriye’nin başkenti Şam’ın doğusunda bulunan Guta’da kimyasal silah kullanıldığını iddia ederek ABD, İngiltere ve Fransa’nın bölgeye füze saldırısı gerçekleştirmesine zemin yaratan kuruluş, savaşın başlarında Rusya karşısında ağır kayıplar veren ve uluslararası desteği arkasında hissetmek zorunda olan Ukrayna’da da imdada koşmuş, Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin Mariupol’de neo-Nazi Azov Taburu’na karşı NATO’nun müdahale gerekçesi olarak “kırmızı çizgi” şeklinde tarif ettiği kimyasal silah kullandığına dair bir hikâye uydurmuştu.
Beyaz Miğferler yeniden Suriye’de, Türkiye bağlantıları…
Beyaz Miğferler, kısa bir Ukrayna arasından sonra yeni film stüdyosunu Suriye’deki Sednaya Hapishanesi’ne kurdu. Geçtiğimiz yıl, arkasına tüm bir emperyalist sistemin desteğini alan cihatçı çete HTŞ eliyle başlatılan saldırı sonucunda yaklaşık iki hafta gibi bir sürede Esad hükümeti devrilmiş. Başkent Şam yakınlarında bulunan askeri Sednaya Hapishanesi, soL sayfalarında da ifade edildiği gibi, Beyaz Miğferler tarafından bu işgalin propaganda filminin çekildiği bir platoya dönüştürülmüş; kâh çekilen videolarda Vietnam’daki Savaş Kalıntıları Müzesi’nden görüntüler kullanılmış kâh yapay zekâ aracılığıyla yeraltı hücresinde kalan bir mahkûmun özgürlüğüne kavuştuğu videolar hazırlanmıştı. Kurum, HTŞ’nin geçiş hükümeti kabinesinin Acil Durum ve Afet Yönetimi Bakanlığı’nda da yöneticisi Rayid Salih ile kendine yer buldu.
Ortadoğu’nun emperyalizmin çıkarları doğrultusunda yeniden paylaşılması için atılan adımlarda pay sahibi Türkiye’ye dönelim. Beyaz Miğferler’in kurgu videolarının ardından uluslararası kamuoyuna yapılan gerçekleri ortaya çıkarma çağrısına AFAD da icabet etmiş, Sednaya’daki “arama kurtarma çalışmaları”na katılmıştı. Kuruluş, ayrıca, AKUT’un da yardımıyla kurslar düzenliyor, bizzat AKUT’tan ders alıyor, Türk Kızılay’ına kendilerine sağladıkları lojistik destek sebebiyle teşekkür ediyor, orman yangınlarındaki yardımları nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan teşekkür alıyor, AFAD’la mesaisinin bir örneğini yukarıda vermiştik…
Türkiye’de gladyo: Özel Harp Diaresi, Cemaat, SADAT, TÜGVA…
Türkiye, NATO’nun stay behind örgütlenmelerine ve araçlarına 1950’lerde kurulan Seferberlik Tetkik Kurulu’ndan, sonra Özel Harp Dairesi’nden ve onun sivil kolu olarak faaliyet gösteren kontrgerilladan, 1977 Kanlı 1 Mayıs’ından, 6-7 Eylül Pogromu’ndan, çeşitli siyasetçi ve aydın suikastlerinden aşina. Bu isimler artık kullanılmıyor ancak adı ve yapısı değiştilen örgütlenme, faaliyetlerine devam ediyor.
Türkiye’de de, yukarıda andığımız Azov Taburu gibi örgütlerin benzeri olmasa da onlarla ideolojik ya da işlevsel paralellikler taşıyan yapılardan biri, özel askerî danışmanlık şirketi Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. yani SADAT. NATO’nun Türkiye’deki gayrinizami harp stratejileriyle, Özel Harp Dairesi geleneğiyle ve gladyo sonrası paramiliter kadrolaşma mantığıyla örtüşen bir devamlılık gösteren ve bünyesinde NATO karargâhlarında görev yapmış subaylar bulunduran şirketin kurucusu emekli General Adnan Tanrıverdi, Özel Harp Dairesi başkanlığı da yaptı. Libya, Suriye, Azerbaycan gibi ülkelerde operasyonlar düzenleyen, Suriye’deki cihatçı çetelere silah, eğitim ve lojistik destek sağladığı iddialarıyla gündeme gelen SADAT, devlet politikalarının bir parçası olarak hizmet veriyor.
Bir diğeri ise 2021 yılında kamu kurumlarında, özellikle askerî okul, emniyet, adliye ve kaymakamlık gibi alanlarda kadrolaşma girişiminde bulunduğuna dair belgelerin sızdığı Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA). Hakkında 2017’de Dışişleri Bakanlığı’nın “Acil” koduyla Belçika’nın Ankara Büyükelçiliği’ne yolladığı ve dönemin TÜGVA Başkanı İsmail Emanet ile Başkan Yardımcısı Seçkin Koç’un, Tayyip Erdoğan’la birlikte NATO Zirvesi’ne katılacak resmi heyette yer alabilmeleri için büyükelçilikten vize yardımı talep ettiği bir belgenin de sızdığı kuruluş, MİT ile koordineli istihbarat faaliyeti yürütüyor, Türkiye’nin bazı bölgelerinde emniyet güçlerinin bilgisi ve koruması altında gençlere yönelik cihatçı kampları andıran askerî eğitim programları düzenliyor.
NATO’yla doğrudan bir bağlantıya dair bilgi bulmanın tarihin insafına kaldığı bu örgütler, ideolojik angajmanları ve işleyiş biçimleri açısından NATO’nun paramiliter yapılanmalarını andırıyor. Ayrıca, NATO’nun Sovyetler Birliği’ne karşı Yeşil Kuşak stratejisinin Türkiye karşılığı olarak Erzurum’daki Komünizmle Mücadele Derneği’nin kuruluşunda yer alan Fethullah Gülen’in “Cemaat Hareketi”nden 2016’da boşalan yeri de hem iç politika hem dış politikada dolduruyor.
Ya NATO ya bağımsız Türkiye, ya ABD askeri ya egemenlik haklarımız
2024 NATO Zirvesi Sonuç Bildirgesi’nin vurgularından biri, Çin ve Rusya arasında derinleşen ortaklık ve bu ortaklığın NATO ülkeleri için teşkil ettiği tehditti. Geçtiğimiz ay Lahey’de düzenlenen zirve de müttefikler arasındaki ilişkinin sıkılaşması gerekliliğinin altını çiziyor. Bir sonraki zirve, Temmuz 2026’da Türkiye’de düzenlenecek.
Bizzat ABD’nin ve NATO’nun beslediği Cemaat eliyle 15 Temmuz 2016’da düzenlenen darbe girişiminin ardından Cemaat’le bağlantılı olan askerler NATO ülkelerine kaçmış, bu ülkeler askerleri iade etmeyi reddetmişti. 15 Temmuz gecesi İncirlik Üssü’nden havalanan tanker uçakları darbecilere yakıt temin etmiş, NATO ülkeleri darbeye ilişkin geç açıklamada bulunmuştu. Ukrayna’nın vaziyeti malum: NATO üyesi olabilmek için Rusya’yla savaşa girme bedelini ödemesi gereken Ukrayna’nın Devlet Başkanı Zelenskiy, gittiği her ülkeden borç isteyen, kamuoyu önünde aşağılanan bir figüre dönüştü Yine Cemaat ve Ukrayna örneklerinde görüyoruz ki, ülkelerin NATO’nun paramiliter yapıları üzerinde ne kadar kontrolü olduğu, bu yapıların devletle ne kadar iç içe geçmiş oldukları muamma. Yani bu yapıların, istedikleri kadar “yerli ve milli” görünsünler, namlularını ülkemizin emekçilerine çevirmeyeceğinin garantisi yok. Dolayısıyla, Türkiye’nin NATO’dan çıkması demek, aslında NATO’nun bu ülkeden defetmemiz ve halk olabilme yetisini kazanarak toplumsal gururumuzu bağımsız bir ülke temelinde yeniden tesis etmemiz demek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.