Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Grevlerden savaş ekonomisine: Avrupa'da silahlanmaya gelince kaynak nasıl bulunuyor?

Sosyal güvenlikten çalışma haklarına kadar kemer sıkma politikalarını sürdüren Avrupa, savunma söz konusu olduğunda bütçe sınırlarını hızla esnetiyor. Hollanda’da peş peşe gelen grevlerse bu dönüşümün karşısında farklı işkollarını aşan bir sınıf mücadelesinin olanaklarını yeniden tartışmaya açıyor.

Gamze Özdemir

Yayın Tarihi: 15.08.2026 , 23:03

Belçika’da emeklilik, Hollanda’da sosyal güvenlik, Yunanistan’da çalışma süresi, Portekiz’de iş yasası... Avrupa’da işçilerin karşısına çıkan başlıklar birbirini pek tutmuyor.

Hollanda’da ise son haftalarda dikkat çekici bir gelişme yaşanıyor. Sosyal güvenlikte yapılmak istenen kesintilere karşı farklı sektörler peş peşe harekete geçiyor. Liman işçileri 4 Eylül’de Rotterdam, Amsterdam ve Zeeland’da greve çıkacak; kamu sektörleri 8 Eylül’de ortak bir eylem ve grev günü düzenleyecek; toplu taşıma ve demiryolu çalışanları ise 9 Eylül’de 24 saatlik greve hazırlanıyor.

Üstelik ulaşım işçilerinin çağrısı yalnız kendi sektörlerinin taleplerine dayanmıyor. İşsizlik ve iş göremezlik güvencesinde yapılmak istenen kesintilerin bütün çalışanları ilgilendirdiği özellikle vurgulanıyor.

Bu tablo birkaç ay önce olduğundan farklı bir soru sormayı gerektiriyor. Mücadele yalnızca tek tek sektörlerin kendi sorunları etrafında mı ilerliyor, yoksa farklı işkolları arasında daha ortak bir hat oluşmaya mı başlıyor?

Hollanda işçi sınıfının tarihinde bu soruyu düşündüren çok daha eski bir örnek var. 1941 Şubat Grevi’nde (Februaristaking) Amsterdam’da tramvay işçilerinin başlattığı grev tersanelere, fabrikalara ve çevre kentlere yayıldı.

Seksen beş yıl sonra ne Hollanda aynı Hollanda ne de sınıf mücadelesinin koşulları aynı. 1941’den bugüne hazır bir mücadele modeli çıkarmak mümkün değil. Ancak bugünkü hareketlilik geçmişle karşılaştırıldığında başka bir noktayı görünür hale getiriyor: Bir mücadeleyi farklı işkollarına taşıyabilmek ile bu mücadeleleri ortak bir siyasal sınıf çıkarı etrafında birleştirebilmek aynı şey değil.

Hollanda’da bugün birincisinin işaretleri görülmeye başlıyor. Asıl soru ikincisinin ne ölçüde mümkün olacağı.
Bugünkü tabloyu yalnızca yeniden silahlanmaya, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (North Atlantic Treaty Organization, NATO) ya da Ukrayna-Rusya savaşına bağlamak ise kolay ama yanlış olur. Avrupa’da sosyal hakların aşınması savaşla başlamadı.

Sosyal haklardan ‘güvenlik’ siyasetine

Avrupa’da bugün yeniden tartışmaya açılan hakların önemli bölümü savaş sonrasında güçlü işçi hareketlerinin, sendikal örgütlülüğün, sosyalist ve komünist hareketlerin ve reel sosyalizmin yarattığı güç dengesi içinde kazanılmıştı. 1980’lerden itibaren bu denge sermaye lehine bozulurken özelleştirme, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması, çalışma yaşamının esnekleştirilmesi ve sosyal güvenliğin yeniden yapılandırılması farklı ülkelerde farklı hızlarla ilerledi. 2008 krizinden sonra bütçe disiplini, kamu borcu ve “sürdürülebilirlik” bu geri çekilişin ortak diline dönüştü; daha önce kamusal sorumluluk kabul edilen alanların bir bölümü giderek bireyin ve piyasanın sorumluluğuna bırakıldı.

Ukrayna-Rusya savaşı bu geri çekilişi başlatmadı; fakat ona çok kullanışlı yeni bir başlık açtı: güvenlik. Yeni olan yön değil, silahlanmanın bu yönelime kazandırdığı hız, ölçek ve siyasi meşruiyet.

‘Güvenlik’ artık ekonomik bir program

Temmuz ayında Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’nde yeni bir savunma hedefi açıklanmadı. Buna ihtiyaç da yoktu; yol büyük ölçüde bir yıl önce Lahey’de çizilmişti. Ankara daha çok, alınan kararların bütçelere, yatırımlara ve devlet politikalarına ne kadar yerleştiğini gösteren bir ara durak oldu.

Avrupa’nın yeniden silahlanmasını hâlâ gelecek yıllara ait bir planmış gibi tartışmak bu nedenle yanıltıcı. Bütçeler hazırlanıyor, finansman araçları kuruluyor, borçlanma olanakları genişletiliyor, kamu bankalarının görev alanları değiştiriliyor ve özel sermayenin savunmaya yönelmesi için yeni yollar açılıyor.

Mart 2025’te yayımlanan Avrupa Savunması için Beyaz Kitap – 2030 Hazırlığı (White Paper for European Defence – Readiness 2030), ardından gelen Avrupa’yı Yeniden Silahlandır / 2030 Hazırlığı (ReArm Europe / Readiness 2030) planı, 150 milyar avroluk Avrupa için Güvenlik Eylemi (Security Action for Europe, SAFE), Avrupa Yatırım Bankası’nın (European Investment Bank, EIB) savunmadaki rolünün genişletilmesi ve savunma harcamalarına tanınan bütçe esneklikleri bu yeni düzenin parçaları.

Beyaz Kitabın gerekçeleri tanıdık: Ukrayna-Rusya savaşı, Rusya tehdidi, ABD’nin Avrupa güvenliğini gelecekte ne ölçüde üstleneceğine ilişkin belirsizlik, mühimmat ve ekipman açıkları ve Avrupa’nın uzun yıllar savunmaya yeterince yatırım yapmadığı iddiası.

Komisyon bu tehdit tarifinden yalnızca daha büyük ordu bütçeleri çıkarmıyor. Mühimmat üretiminin artırılması, savunma şirketlerinin kapasitesinin büyütülmesi, kritik teknolojilere yatırım yapılması, tedarik zincirlerinin güvence altına alınması ve ulaşım ile enerji altyapısının askerî ihtiyaçlara uyarlanması da aynı çerçevenin içinde yer alıyor.

Savunma böylece Savunma Bakanlıklarının bütçesinde duran ayrı bir kalem olmaktan çıkıp sanayi politikasına, enerjiye, ulaştırmaya, teknoloji yatırımlarına ve altyapıya yayılıyor.

Savunma, Avrupa sermayesi için yeni bir alan

Bu dönüşümü yalnızca NATO hedefleriyle açıklamak eksik kalır. Avrupa uzun süredir düşük büyümeyi, yüksek enerji maliyetlerini, sanayide rekabet kaybını ve ABD ile Çin karşısındaki teknoloji açığını tartışıyor. Savunma ise yüksek kamu harcamasının, ileri teknoloji yatırımlarının ve yıllarca devam edebilecek devlet garantili siparişlerin aynı yerde buluşabildiği az sayıdaki alanlardan biri.

Bu nedenle yeniden silahlanma askerî olduğu kadar ekonomik bir programa dönüşüyor.

Avrupa’da sosyal harcamalar söz konusu olduğunda yıllardır aynı sınırlar hatırlatılıyor: bütçe açığı, kamu borcu, mali disiplin ve sürdürülebilirlik. Savunmada ise tartışma başka türlü ilerliyor.

Kaynak yok denilen Avrupa’da kaynak bulundu

Avrupa’yı Yeniden Silahlandır planı üye devletlere yalnızca daha fazla savunma harcaması yapmalarını söylemiyor; harcamanın önündeki engellerin nasıl kaldırılacağını da tarif ediyor. Ulusal bütçelere daha fazla hareket alanı açılıyor, Avrupa düzeyinde yeni finansman olanakları kuruluyor, Avrupa Yatırım Bankası’nın kredi kanalları genişletiliyor ve özel sermayenin sektöre girmesi teşvik ediliyor.

Son kırk yılın “devlet küçülmeli” söylemi açısından bakıldığında ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Savunma sanayisinde devlet ortadan kaybolmuyor; tam tersine finansmanı örgütlüyor, sipariş veriyor, yatırım riskinin bir bölümünü üstleniyor ve gelecekteki talebi güvence altına alıyor.

Sağlıkta, sosyal güvenlikte ya da konutta sınır diye gösterilen şeylerin savunmada yeniden tarif edilebilmesi tartışmayı başka bir yere taşıyor. Mesele yalnızca Avrupa’nın ne kadar silahlanacağı değil, bu ölçekte bir program için gereken paranın nasıl yaratılacağı ve bunun bedelinin kimlerin hayatına dokunacağı.

Bir sonraki yazıda Hollanda, Almanya, Danimarka ve Britanya’da verilen yanıtlara bakacağız.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.