Sayfa yolu
GÖRÜŞ | ‘Zor Zamanlar’da dayanışmayı örgütlemek
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Ekin Koç
Yayın Tarihi: 11.12.2022 , 08:58 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
"ne mutlu diğerlerini düşünen insana"
Zor zamanlardan geçiyoruz. Büyük romancı Charles Dickens`in 19. Yüzyıl İngiltere işçi sınıfının gerçekliğini anlattığı Zor Zamanlar kitabında tasvir ettiğine benzer dönemdeyiz. Bu benzerliğin sebebi, sömürünün giderek 19. yüzyıldaki gibi çıplaklaşması. Bütün ideolojik, siyasal perdeler yoksullukla beraber aralanıyor çünkü… Türkiye tarihinin en büyük krizini yaşıyoruz ve Türkiye ilk kez gerçekten açlık kriziyle karşı karşıya.
Dickens, romanında insanın verili gerçeklikle yetinemeyeceğini, aşk, dostluk, sadakat gibi duygulara da ihtiyacı olduğunu yazmıştı. Belki de en çok “Zor Zamanlar”da bu duygulara ihtiyacımız var. Üzerimize doğru yuvarlanan büyük kayayla ancak birbirimize tutunarak baş edebiliriz. Ancak birbirimizle dayanışarak, birbirimizin sorunlarına gerçekten ortak olarak “büyük kaya”ya meydan okuyabiliriz. Hiç olmadığımız kadar buna ihtiyacımız var çünkü sorunlarımız gerçek, kriz de bir gerçek.
Romandaki ana karakterlerden emekli tüccar ve okul sahibi Gradgrind ve dokuma fabrikası ve banka sahibi Bounderby, faydacı felsefeyi temsil eder. Onların dünyasında merhamete ve başka duygulara yer yoktur. Herkes, sadece gerçeklere bağlı kalmalıdır. Bounderby, sonradan zengin olmuş bir patrondur ve sürekli geçmişteki yoksulluğundan bahsederek mensup olduğu sınıf nezdinde prestije sahip olmaya çalışır. Katıksız bir işçi düşmanıdır.
Gradgrind`in çocukları Tom ve Louisa bir vadede Bounderby`nin fabrikasında çalışmaya başlarlar. Tom muhasebecidir ve bankadan para çalmaya başlar. "Faydacı" eğitimin tezgahından geçmiş arkadaşı Bitzer, onun hırsızlığını ortaya çıkarır ve Tom yurtdışına kaçacaktır. Bitzer, Tom`u, Bounderby`a ihbar edecekken Gradgrind, ona, kendi okulunda yetiştiğini hatırlatır ve para teklif eder ancak Bitzer, parayı kabul etmez çünkü bankada yükselme ihtimali vardır. Ailenin yardımına ise "faydacı", "gerçekçi" felsefeye sahip olmadıkları için Gradgrind`in küçümsediği Salary Sirki çalışanları koşar. Tom`u yurtdışına sirkin sahibi Salary kaçıracaktır. Kitaptaki en çarpıcı cümleyi yine, palyaço bir babanın terk ettiği Gradgrind`in sahip çıktığı ama gerçekçi felsefeye uyum sağlayamayan, umudu, sevgiyi, inancı temsil eden Sissy`nin babasından kalan ilaç şişesini yıllarca saklamasına ithafen Bay Salary sarf eder:
"Bu iki şeyi düşündürüyor. Biri: Bu dünyada sevgi diye bir şey var. Her şey çıkar üzerine kurulu değil. İki: Sevginin hesabı farklı. Neler yaptıracağını kestirmek güç.”
“Ama onun da hep sorunu var”, “Bana kötü geliyor. Ruh emici birisi… O yüzden iletişimi kestim” cümleleri, sürekli mutlu olmayı ve kendini düşünmeyi öğütleyen kişisel gelişimci vaazlarından başka bir şey değildir. Böyle diyen birisi çevresindeki herkesin onu mutlu etmesi yükümlülüğünde olduğunu düşünür ve merkeze sadece kendisini alır. Dolayısıyla, bu da bireyci bir yaklaşımdır. Kapitalizmde yaşıyoruz ve giderek yoksullaşıyoruz. Herkesin sürekli sorunu olacak ve bunların hepsi gerçek sorunlar. Akıllı bir mücadelenin yanında romanda da vurgulandığı gibi birbirimize sahip çıkmak birbirimizi olabildiğince sevmek zorundayız ki bu cendereden örgütlülüğümüzle, dayanışmamızla zafer kazanmış olarak çıkalım. Mücadelenin temelinde program ve akıl vardır ama duygusuz akıl körelticidir. Heyecanı ve sevgiyi emekçiler, hele de bu yangın yerinde yitirmemelidir.
İnsanın doğasında, özünde bencillik yoktur. Bugün, kapitalizmin bencillik, hırs gibi yargıları ürettiği doğru. Ancak insan olmamızın ve toplumsal sorumluluğumuzun gereği elimizden geldiğince bu duygulara karşı konulmaya çalışılmalı.
Dayanışma, teknik bir fiil değildir çünkü dayanışma ihtiyacının farkındalığı ideolojik mücadeleden gelir. Tarih ve sınıf bilincimizle bağlantılıdır. Bunun için ise teorik, siyasal derinlik asgari düzeyde de olsa gereklidir Teori, kuşkusuz put değildir ama pusuladır. Pusulası olmayan yol alamaz. Dolayısıyla, entelektüel iklimin alabildiğine kuruduğu, liberal saldırının şiddetini arttırdığı böyle bir dönemde ideolojiye, teorik derinliğe sıkı sıkı sarılmalıyız. Ancak bu şekilde yoldaşlığın, dostluğun, sadakatin sürekliliğine ulaşabiliriz. Bunlara en çok ihtiyacımız olduğu dönemdeyiz. Kolektif ancak böyle var olabilir.
“İşçi Sınıfı Cennete Gider” filminde, işten atlan ve arkadaşlarının sayesinde işine geri dönen Lula, rüyasında bir duvar görür. Sevgilisi “her şeyi parçalayalım ve içeri girelim ve cenneti bizim yapalım” demiştir. Duvarın diğer tarafında cennet vardır. Lula, rüyasını anlatırken “kahrolsun bu duvar” der. O duvarı yıkmak, dayanışmayla yükselecek sosyalizmi kurmak için sadakat, dostluk, aşk gibi duygulara da ihtiyacımız var. Dayanışmayı ancak bu şekilde örgütleyebiliriz. Arjantinli devrimci yönetmen Fernando Solanas`ın Yolculuk filmindeki repliğinde söylendiği gibi “Tümüyle sular altında kalsak bile bir başka ülke mümkün.”
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
