Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | Masa metaforundan çıkıp gerçeğe yaslanmaya…

'Gözyaşlarımız duracak, birimiz öbürüne yaslanacak, diğerini kaldıracak, ayağa kalkacağız, çoğalacağız...'

BERİL AZİZOĞLU

Yayın Tarihi: 06.03.2023 , 18:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Babam memuriyete başladığımda ‘’Kızım,  ertesi gün işe gelmeyecekmişsin gibi bırak masanı,’’ demişti yani kaldığı yerden sürdürülebilir bir düzenle, bırakmalıydım masamı. Paranoyakça gelmişti ilk duyduğumda ama memuriyette, işlerin devamlılığının önemini anlamamı sağlamıştı. Yönetici olduğumda da ciddi bir konuşma yapmıştı. ‘’Yanlış bir kere yapılır, sakın yanlışa imza atma!’’ diye başlayan bir konuşmaydı bu.  Zaten Akepe yönetiminin ilk yılları idi, yöneticiliğim de kısa sürmüştü haliyle. Bir başka kamu kurumunda yöneticilik yapan ve erken emekli edilen babamın yöneticiliği de tahmin edeceğiniz gibi kısa sürmüştü ama bana  tembihleri birden fazla idi: ‘’Sakın toplantılara yalnız katılma, yanında iki kişi daha olsun… Tuvalete giderken bile odanı kilitle aman yavrum biri masana, dosyalarının arasına ‘bişey’ koyar… ‘’ Memuriyet nasıl bişeydi böyle? Bir masan vardı ve masadan kalktığında bile gözün arkada kalıyordu. Acaba masanın üstündeki işleri sen olmadan da  birileri devam ettirebilecek şekilde bırakmış mıydın?  Ya biri sen yokken dosyaların arasına ‘bişey’ koyuverirseydi? Sonra biri gelip  ‘’Ben büyük masanın sahibinin yeğeniyim,’’ deyip masadan seni kaldırıp kendi oturabiliyordu. Onlar, şişkin dosyalarıyla kapanmayan çekmecelerinin olduğu  masalarını evlerine bile götürmek istiyorlardı ve sen çürüttüğün dirseklerinle kalıyordun.  Oysa babam, masanın kişilerin değil devletin olduğunu söylememiş miydi? Memuriyette masa önemli bir nesneydi nitekim. Her yola geliyordu namussuz! Mühim olan masanı lekelemeden kalkmaktı. Lekelemeden kalkanlar, masaya yaslanmayı bile akıllarına getirmeyen, çürük dirseklilerdi ve  hep solculukla suçlandılar, oradan oraya sürüldüler. Ben de dahil…

10 Ekim 1965’te yapılan genel seçimlerde Türkiye İşçi Partisi’nin meclise girmesinde oyu olan babamdan bu yana, 1980 sonrası Türkiye’sine denk gelen benim memuriyetimin sonlanmasına (2018) kadar geçen yıllara bakınca ne değişmişti? Hatta 1937’de yazdığı Kuyucaklı Yusuf kitabında Sabahattin Ali, Kaymakam Salâhattin Bey karakterini tarif ederken aynı çürümeye işaret etmiyor muydu? 

‘’…Kaymakam Salahattin Bey’in memlekette münasebette bulunduğu adamlar az ve seçmeydi. Uzun memuriyetlerin tecrübesi, yerlilerin kendisi gibi memurlarla niçin ahbap olduklarını ona öğretmişti. Tongaya basmayı pek sevmediği ve namuslu kalmak niyetinde olduğu için ziyafetlere, davetlere pek aldırış etmezdi…’’ 1

1930’lardan günümüze kadar uzanan bu çürüme, neoliberal politikalarla kurumları çürütmüş, insan da yozlaştıkça yozlaşmış ve aslında takvim  yaprakları ilerlese de nesnel gerçeği hiç değiştirmemişti, yanlış bir kere yapılmış ve arkası süreğen olarak gelmiş, nicelik ve nitelik ters orantılı ivmesinin gidişatını borazanlarla ilan eder olmuştur. Üstelik sanki bir açısı varmış gibi postmodernizmin bakış açısıyla düşünmemiz dayatılmış; olguların ve yargıların tek başlarına havada asılı kalmaları pompalanmış ve  onları neden-sonuç ilişkisi kurarak birbirlerine bağlamamıza engel olan  tarihsel bakış açımız unutturulmak istenmiştir.

***

Abartılı da olsa, insan her gün, ertesi gün işe gelmeyecekmiş gibi masasını bırakabilir ama ertesi gün uyanamadığını hayal ederek uyuyabilir mi? Bir daha dönemeyeceğini bilerek evinden çıkıp bir iş seyahatine gidebilir mi? Bir daha öpemeyeceğini bilerek çocuğunu, yatağa girip uyuyabilir mi? Bu hayati kararları her gün düşünerek ruh sağlığını koruyabilir mi?

Bir sarkacın ucunda havada asılı kalamayacağımız gibi, evrimimizi henüz tamamlamamış canlılar olarak iki ayak üstünde uzun süre de duramayız; belimiz, dizlerimiz, boynumuz buna müsait değil. Dayanmak, oturmak ve uzanmak isteriz. Yaslanmak isteriz.   

Nereye yaslanacağız? Bırakın masayı, sırtımızı yasladığımız basit bir duvar bile sağlam değil. Yaşadığımız coğrafyada yaslandığımız basit bir duvarın bile güvenliği yok, içine girip oturduğumuz evin tepemize çökmeyeceğini bilmiyoruz, belki de çökmez.  İyi geceler dileyip uyuyan çocuğumuz uyandığında bir enkazın altında olabilir, enkazdan kurtulsa bir tarikat şeyhinin kimsenin bilmediği evinde bulabilir kendini. İyice su içip mi yatmalıyız? Yarın susuz kalabilir miyiz? Yarına nasıl uyanacağız?

Önce kovid olduk. Cüzdanı olanca ağırlığıyla arka cebinden kalçasına yaslananlar,  kemik suyuna çorba içti, kovidi çabucak atlattı ve hatta  Gorki’nin kitaplarındaki tifüse yakalanan ateşler içinde kıvranan insanlarından, Marquez’in yüksek tavanlı büyük mekanlarında bir yatakta beyaz çarşafların arasında aşk acısıyla ter döken insanları gibi, kovid virüsünün boğazına yaslanan varlığına rağmen, fantezi dünyasında gezinebildi. Ya cüzdanı varlığını bile unutturacak kadar, olanca  hafifliğiyle arka cebinde kalçasına yaslanmayanlar, mideleri açlıktan  sırtına yaslananlar? En çok onları kaybettik… 

Sonra bir kez daha nesnel gerçekliğe uyandık…

Betonların altında kaldık, günlerce bekledik, can çekiştik, kimsesizler mezarlığına gömüldük… Öldük, öldük, öldük…

Betonların altından çıkanlar? Yarına nasıl uyanıyorlar hâlâ bir duvarları yok, çocukları kayıp, işleri yok, yarınları yok. Neye, kime, nereye dayanacaklar? Neye, kime, nereye yaslanacağız? 

Bir sarkacın ucundaymış gibi önemsizce havada sallandırdıkları insanlığımızı ayakları üstüne oturtacağız. Gözyaşlarımız duracak, birimiz öbürüne yaslanacak, diğerini kaldıracak, ayağa kalkacağız, çoğalacağız. Sağlam duvarlarımız olana kadar, sağlam işimiz, aşımız olana kadar, birbirimize dayanarak ayakta kalacağız.

Dayanacak kocaman bir duvarımız olduğunda; çocuklarımızı öpüp koklayıp bırakabileceğiz, kaygısız uykulara geçeceğiz, onlar   toplumun en değerli bireyleri olarak korunacak, güvence altında olacak sağlıkları, eğitimleri. Masalar gerçek sahiplerinin, bizlerin olacak. Sosyalist Cumhuriyeti kuracağız.

  • 1Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf, Yapı Kredi Yayınları, 10.Baskı, sf.50

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.