Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | İnadın tarihi

Toplumsal hareketler çoğunlukla bir ideolojiden değil, geri çekilmeyi reddeden kolektif bir inattan doğar. Ancak biriken ve bir noktada taşan bu inadın kalıcı bir politik güç üretebilmesi için üretim ilişkileriyle bağ kurması gerekir.

Aybüke Yanık

Yayın Tarihi: 25.03.2026 , 17:17 Güncelleme Tarihi: 25.03.2026 , 17:18

İnsanlar neden aynı fikir uğruna onlarca yıl mücadele eder? Bu soruya en kısa yanıt insanların kaynaklara ulaşma arzusu olarak verilebilir. Kaynakların tek tek elde edilebilmesi modern hukuk ve yasalarla mümkünmüş gibi görünüyor; ne var ki bireylerin kendilerini örgütlü mücadelede bulması, neredeyse kaçınılmaz ve kazanımın neredeyse ön kabulüdür. Faillik ve güç mücadelesi olarak tanımlanan toplumsal çatışmalarda aynı tarafta yer almak, sonuca ulaşmanın dün olduğu gibi bugün de en hızlı yolu kabul edilir. Sanayi öncesi, sanayi dönemi ve sonrası süregelen sosyal, ekonomik ve kültürel mücadeleler kazanımların, zaferlerin ve yenilgilerin tarihini yazarken; farklı toplumsal temelli hareketlerin her biri insanın yalnızca kaynaklara ulaşma çabasını değil; anlam arayışını da coşkun bir inatla sürdürdüğünün ispatı niteliğindedir.

İnsanlar kaynaklara ulaşmak ister dedik. Kaynakların paylaşımının nasıl ve ne ölçüde olacağını ise güç ilişkileri belirler. Örneğin daha en başından, bir toplumsal eylemin süresini devletin baskı aygıtlarını (polis, ordu, bürokrasi, medya) ne oranda kullandığı ve buna karşılık direnişin ne oranda örgütlendiği belirlemektedir. Yani kurumsal inada karşılık eylemin süresi ve büyüklüğü, görünürlüğü ve daha geniş kitlelere duyurulması bakımından oldukça önemliyken, çok daha önemlisi şiddete verilen yanıtların gücünü belirleyen stratejik inadın kararlılığıdır.

Çağdaş toplumlarda kimlik mücadeleleri, dinsel, kültürel ve ulusal hareketler popülerliğini henüz yitirmiş değil. Yukarıda “dezavantajlılarla” “avantajlıların” mücadele dinamiğini çok kısaca özetlerken toplumsal düzen değişiminin temeli ve karakteristiği olan sınıf mücadelelerinden ayrı bir parantez açarak bahsetmek gerekiyor. Tarih ve tarihsel materyalizm bizlere diğer tüm hareketlerin sınıf mücadelesini görmezden gelerek sonuçlanamayacağını söylüyor. Radikal dinsel hareketlerin hem ulusal hem de dinsel görünümlerine rağmen arka planında sınıfsal ve maddi çıkar ilişkilerini görebiliriz. Sermayedarların ürünü İsrail’in kuruluşundan bu yana yoksul Filistin halkının ırkçı ve dinci gerici İsrail’e direnişi artık uluslararası eylemlerde çok daha büyük ses getirmekte ve Filistin halkının mücadelesine bugün çok daha fazla sayıda insan tanıklık etmektedir.

Uzun yıllar süren direnişlerden bir kazanım örneği olarak ABD’de 1955 yılında yapılan Montgomery otobüs eyleminde, yoksul mahallelerde yaşayan Afro-Amerikalı vatandaşların maruz kaldıkları sistemik ırkçılığa karşı nasıl sınıf mücadelesi verdiklerini görebiliriz. Siyahlara yönelik toplu taşımalarda uygulanan ırkçı devlet politikası nedeniyle Rosa Parks önderliğinde yapılan protesto bir yıl sürmüş, protestoculara saldırıların bitmediği bu sürenin sonunda ise ABD yüksek mahkemesi Montgomery’deki ırkçı kanunların anayasaya aykırı olduğunu açıklamış ve siyah yolcuların otobüste istedikleri yere binebileceklerine yönelik karar vermiştir. Irkçı ayrımcılık yalnızca sosyal bir dışlama değil, aynı zamanda ucuz emeğin ve mekânsal ayrışmanın sürdürülme biçimiydi.

Birer meydan hareketi olarak 2011 yılında yapılan Occupy Wall Steet (Wall Street’i İşgal Et) eylemleri; taleplerin görece muğlaklaşmasına rağmen, ya da 2013 yılında yapılan Gezi Parkı protestoları “buradayız” demenin, “meydanı bırakmıyoruz” inadının somut göstergeleridir. Toplumun çok farklı kesiminden insanların dahil olduğu bu eylemler halen sınıfsaldır; çünkü amaç sosyal adaletsizliği, iktidarlarının ve şirketlerin ülkeleri üzerindeki nüfuzunu protesto etmektir. Karşısında sömürücü devletlerin olduğu her eylem katılımcının kimliğinden bağımsız bir sınıf eylemidir.

O halde eylemlerin yapısı dört katmana bölünebilir:

1. İnattan direnişe: Duygusal kırılma ile birlikte bireysel duygu kolektif pratiğe dönüşür.

2. Direnişten hafızaya: Bastırılan veya kazanımla sonuçlanan her hareket toplumlarda bir “inat geleneği” bırakır.

3. Hafızadan kimliğe: Toplumsal hareketler kendilerini bu inat üzerinden tanımlar.

4. Kimlikten sınıf mücadelesine: Eylemler işçi sınıfıyla, işçi hareketleriyle birleşir, güçlenir ve kalıcı bir politik güç üretir.

O halde diyebiliriz ki insanı politik bir kategori gibi okumak anlamlıdır. Çünkü “inat” sadece bir karakter değil, aynı zamanda iktidar karşısında geri çekilmeyi reddetme pratiğidir. Tam da bu nedenle inadın sınıfla bütünleşmesi gerekir; bu bütünleşme bize eylemlerin sürekliliğini ve kalıcılığını hatırlatırken devrimci özden sapmamıza da izin vermeyecektir.

Engels’in 1525 Devrimi olarak adlandırdığı ve yazılarında toplumsal ve sınıfsal kökenlerini netleştirdiği Alman Köylü Savaşı, aristokratların binlerce köylüyü katletmesiyle sonuçlanmasına rağmen devrimcidir. Protestan reformu düşüncesinin kurucusu Martin Luther’in köylü isyanına karşı çıkmasına ve prenslerin isyanı bastırmasını desteklemesine rağmen devrimcidir. Çünkü bu başkaldırı Fransız devrimi öncesi Avrupa’daki öncü büyük ayaklanmadır. Yüz binlerce köylü feodal yükümlülüklere, vergilere ve kilise otoritesine karşı cesaretle ve kararlılıkla ayaklanmıştır. O zamanın karşı-devrimcileri, yani feodaller bir ayaklanmayı bastırdı. Köylüler yenildi, çünkü örgüt, silah ve ittifak gücü karşı taraftaydı. Ama onların inadı Avrupa’da sonraki toplumsal mücadelelere bir hafıza bıraktı.

Görülüyor ki tarih zaferlerin ve yenilgilerin tarihidir. Yine görülüyor ki yenilgiler yeni zaferlerin doğumunun müjdecisidir. Çünkü devrimci ruhu yenilmeyen hiçbir eylem, hiçbir başkaldırı yenilmiş sayılmaz. Bugünümüz için buradan çıkarılabilecek en temel ders ve sonuçsa şu: Toplumsal hareketler çoğunlukla bir ideolojiden değil, geri çekilmeyi reddeden kolektif bir inattan doğar. Ancak biriken ve bir noktada taşan bu inadın kalıcı bir politik güç üretebilmesi için üretim ilişkileriyle bağ kurması gerekir. Yani mesele sadece sosyokültürel bir direnç değil, esasen maddi çıkarların çatışmasıdır. Ve bu çatışmanın devrimci inadın galibiyetiyle sonuçlanması hem mümkün hem de hayatidir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.