Breadcrumb
GÖRÜŞ | 'Gündüz Apollon Gece Athena' üzerine: Mit, hafıza ve sınıf arasında bir yolculuk
Gökmen Kunduracıoğlu
Yayın Tarihi: 04.05.2026 , 01:50
“Gündüz Apollon Gece Athena” filmi, başta annesini arayan genç bir kadın olan Defne’nin hikâyesini anlatıyor. Bu bireysel arayış; mitoloji, tarih ve toplumsal hafıza üzerinden şekillenen bir süreçte yalnızca kişisel bir arayış olmaktan çıkıyor ve geçmişte bastırılmış hikâyeler doğrultusunda sınıfsal ve toplumsal bir hesaplaşmaya alan açıyor.
Film, bu dönüşümü doğrudan yansıtmak yerine, mitler, hikayeler ve semboller üzerinden ilerleyen fantastik bir yapı içinde fark etmemizi sağlıyor. Defne’nin, tek gayesi annesini bulmak olan, etrafındakilerin hikayelerini ve duygularını umursamayan bencil bir kadından, geçmişle hesaplaşan ve başkalarının hikâyelerini tamamlayan dayanışmacı bir karaktere dönüşümünü izliyoruz.

Kimliğinde anne adı Havva, baba adı Adem olarak kayıtlı. Devlet yetim çocuklara bunu uygun görüyormuş. Anlamlıdır. Geçmişini sildiği çocukları düzenle uyumlu bireylere dönüştürür. Havva gibi itaatkar olsun, Adem gibi düzenin sınırları içinde kalsın. Düzeni değiştirmek gibi işlere kalkışmasın.
Filmde en belirgin olan şey, Apollon ve Athena üzerinden kurulan karşıtlık. Apollon ve Athena karşıtlığı, yalnızca iki mitolojik figürün değil; iki farklı toplumsal düzenin simgesi olarak karşımıza çıkıyor. Bunu anaerki ve ataerki olarak adlandırabiliriz.
Apollon; düzeni, otoriteyi, devleti ve ataerkil yapıyı temsil ederken, Athena'nın rolü daha karmaşık ve çok da anlaşılır olmayan bir yerde duruyor. Film, Athena’yı bir tür karşı güç gibi sunsa da, aslında onun da sistem içi bir aklı ve stratejiyi temsil ettiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Bütün bu zorlama içinde mitlerin tersyüz edildiğini ve yeniden yorumlandığını görüyoruz. Bu egemen sınıfın anlatısına karşılık ezilen sınıfın anlatısıdır.

Ancak bu mitolojik çerçeve, mitlere aşina olmayan izleyici için zaman zaman fazla yoğun, zorlayıcı, sıkıcı ve hatta kapalı kalabilir. Benim, “İnanna - İştar - Astarte - Afrodit hattı” olarak adlandırdığım ve Kibele ve Athena'ya bu şekilde ulaştığım bu mitolojik figürlere yapılan göndermeler, bu konuda ilgisi olmayan izleyiciler için pek anlaşılır olmayabilir. Ama konunun meraklıları için keyfine doyum olmayan muazzam bir yolculuk.
Bu noktada, filme dair bir boşluktan bahsedebilirim: Filmde bu figürlerin neyi temsil ettiği daha açık kurulabilseydi, anlatının etkisi daha geniş bir izleyiciye ulaşabilirdi. Aynı durum, ataerkillik ve anaerkillik için de geçerli. Film, kadın figürünü tarihsel olarak dönüştürülen bir özne olarak ele alırken, bu dönüşümün üretim ilişkileriyle bağını kurmakta net olamıyor. Bu da izleyicide değişen bir şey yok duygusu yaratıyor.
Hayaletler ve bastırılanlar: Yarım kalan hesaplar
Defne’nin karşılaştığı hayaletler filmin en güçlü metaforlarından biri. Her biri bastırılmış bir hikâyeyi, yarım kalmış bir hesabı temsil ediyor. Daphne'nin ve pavyon şarkıcısı Nazife’nin hikâyesi, egemen anlatının nasıl kurulduğunu ve öznesi değiştiğinde gerçeğin nasıl açığa çıktığını gösteriyor.
Egemen anlatıda, bu iki karakterin hikayeleri, şiddetten kaçan bir kadının hayatta kalma mücadelesi yerine bir suç olarak gösterilmiştir. Özellikle Daphne mitinde Defne’nin bu hikâyeyi öfkeyle reddetmesi ve yeniden yorumlaması, tarihsel olarak bastırılmış bir gerçeği görünür kılar: Mitler tarafsız yazılmamıştır. Tanrıların yargısı ataerkil bir yargıdır. Egemen sınıfın ayrıcalığını ve ezilen sınıfın sınırlarını belirler.
Bu noktada mitlerin anlamını detaylandırmak gerekiyor. Mitler, sanıldığı gibi sadece hikayeler, destanlar değildir. Antik çağların dinsel inançlarıdır. Ama onunla da sınırlı değildir. Egemen sınıfın düşüncelerinin (kimi zaman sınıf mücadelelerinin) yansımasıdır; devletin yasası ve ideolojisidir. İktidarın meşruiyet aracı işlevi de görür. Dolayısıyla uymazsanız, cezalandırırsınız. Bir “uysal köleler” yetiştirme pratiğidir.
Buna karşılık filmde yer verilen ve antik döneme uzanan Rhea karakteri ve onun ifadesiyle “dağ insanları” anlatısı, filmde alternatif bir toplumsallığın imkanına işaret ediyor. Bu dağ insanlarının, devletin ve mevcut düzenin dışında kalan, dayanışma temelinde örgütlenen komünal bir yapı olabileceğini düşündürüyor.
Bir katliam tarihi anlatıyor. Tarihte bir olay yaşanmış mıdır, apaçık bir kesinlikle bilemeyiz. Mitlerde, yazılı kaynaklarda böyle bir bilgi yok. Olmamasının nedeni yaşanmamış olması değildir. Yaşanmamıştır diyemeyiz. Olmamasının nedeni tarihi egemen sınıfların yazmasıdır. Ama mümkündür, egemen anlatılarda bile izler bırakan mücadeleler vardır. Çünkü biliyoruz. Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar. Ama yine çiçekteyiz, yine meyvede.
Ancak filmi ve savunduğu düşünceyi aktarmakta önem taşıyan bu damar da tıpkı diğerleri gibi, daha çok fikir düzeyinde kalıyor ve kimlik yerine sınıfsal bir okumayla ulaşılabilecek, somut olmayan bir yere çıkıyor. Yine de bu parçalı yapı içinde, bastırılanın tamamen yok edilemeyeceği fikrini de diri tutuyor.
Filmin dikkat çekici bir diğer yönü, kadın karakterlerin ağırlığıdır. Bu durum, annelik ve kadınlık üzerinden aşırı bir anlam yüklenmesine de yol açar. Acı çeken, koruyan, hatırlayan özne nedense hep kadındır. Bu yaklaşım toplumsal direnişi yalnızca kadınlık üzerinden kuran çok sığ bir yaklaşımdır.

Yine de bu noktada Hüseyin karakterinin bir ölçüde denge kurduğunu görüyoruz. Hüseyin, filmdeki politik bir figür olarak, geçmişten bugüne uzanan direniş hattını temsil eder. Diğer hayaletlerin aksine hesabı kapatmaz, bir yere gitmez. “Buradayım ve buraya aitim” diyerek mücadelesini sürdürür.
Son sahnede Defne'ye şunu söylüyor: "Güçlü ol, Defne arkadaş. Merak etme. Biz buradayız. Hiçbir yere gitmiyoruz. Bizim gibiler her yerde, yeter ki hikayemizi dinle. Sana göz kulak oluruz, sen de bize..."
Sonuç olarak “Gündüz Apollon Gece Athena” görece cesur ve keyifli, içerik olarak yoğun ama yer yer dağınık bir film. Mitoloji, tarih ve sınıf meselesini bir araya getirme çabası değerli; ancak bunların birbirine tam olarak bağlanamaması, anlatının gücünü sınırlıyor. Yine de film, bastırılmış hikâyeleri görünür kılma ve geçmişle hesaplaşma, sınıfsal dayanışma ve yan yana gelerek mücadele etme nosyonunu yansıtma çabasıyla dikkat çekiyor.
Anlatılan bizim hikayemizdir. Geçmişin ezileni, yok sayılanı, zorla bastırılanı onlar. Gerçeği açığa çıkarmak için, hakkı olanı almak için geri dönüyorlar. Direniş, mücadele, hesaplaşma, toplumsal hafıza, kolektif bilinçaltı...
Tarihin her kesitinde yaşadığı düzene direnenler olmuştur. İhsan gibi hesabı kapatıp giden dönekler de olmuştur, Hüseyin gibi sonuna kadar direnenler de. Hesabı kapatmayanlardanız. Köksüz değiliz, buradayız ve buraya aitiz. Hesabı kapatmayanlar gün geldiğinde hesabı kesmesini bilir!
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek...
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.