Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | Depremin yası, acısı, öfkesi ve 8 Mart'ın dirençli mücadele ruhu

Biz kadınlar, deprem dirençli kentlerde, afet yönetimin etkin ve eksiksiz uygulandığı, devletin sorumluluğunu yerine getirdiği bir ülkede yaşam güvenliğinin sağlandığı koşullarda yaşamak istiyoruz.

Neval Oğan Balkız

Yayın Tarihi: 09.03.2023 , 11:07 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Depremin zorlu koşulları içinde, yasımızı, acımızı, öfkemizi ve yaşamı yeniden var etme emeğimizi ve direncimizi birleştirerek, bu mücadele gününde; deprem mağduru kadınların, emekçi kadınların, şiddete uğrayan kadınların, yaşam, eğitim, çalışma, barınma ve güvenlik hakları olmayan, elinden alınan kadınların sesini duyun; "Biz buradayız" diyoruz!

Türkiye nüfusunun yüzde 49’unu biz kadınlar oluşturuyoruz! Biz 42 milyon 575 bin 441 kişiyiz! 20 milyon 927 binimiz işgücüne dahil değiliz. 9 milyon 663 binimiz yalnızca ev işleriyle uğraşıyor! 10 kadından her üçü güvencesiz çalışıyor! Erkekler aynı işi yaptıkları halde kadınlara göre, yüzde 21 daha fazla kazanıyor! Çocuğu olan ve olmayan kadınlar arasındaki ücret farkı yüzde 11! Deprem bölgesinde istihdamda olan kadın sayısı 695 bin! Bunların yüzde 52'si kayıt dışı çalışıyor ve çalışan her iki kadından biri, işsizlik ödeneği ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanamıyor!

Türkiye’de 2021 yıl sonu itibarıyla kadın milletvekili sayısı 101’dir. (TBMM'de temsil oranı %17,4 ) 176 üniversitede, 62 bin kadın akademisyen olmasına karşın, kadın rektör sayısı on dörttür. (KA-DER, 2014) 2014 yılı Ağustos itibariyle, Türkiye’de mevcut olan toplam 13 bin 989 hakim ve savcının dörtte birini kadınlar oluşturmakta, savcıların yalnızca %6'sı kadınlardan oluşmaktadır. Yüksek yargı organlarının daire ve kurullarında (Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi) kadın sayısı oldukça azdır. Kadın öğretmen sayısı, toplam öğretmen sayısının yarısından fazladır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan istatistiklere göre 2013-2014 öğretim yılında resmi kurumlardaki toplam öğretmen sayısı 789 bin 244'tır. Verilen bu rakamın %51'ini kadın öğretmenler, %49'unu ise erkek öğretmenler oluşturmaktadır, ancak kadın okul müdürü yok; il ve ilçe eğitim müdürü ise yok denecek derecede azdır. Bürokraside üst düzey yöneticilerin %90,8’i erkek, %9,2’si kadındır. Bürokrasinin önemli alanlarından biri olan Türk Dışişlerinde görev yapan 214 Büyükelçiden 26’sı kadındır. (TÜİK, 2013) 2 kadın vali (Yalova ve Sinop) bulunmakta olup; 458 Vali Yardımcısından 6’sı, 860 Kaymakam’ın 21’i, 241 Kaymakam adayının ise sadece 3’ü kadındır (İçişleri Bakanlığı Personel Genel Md. Mart 2013). Kadınların üst düzey bürokrasi içinde durumlarına bakıldığında, 1 kadın müsteşar, 3 kadın müsteşar yardımcısı görev yapmaktadır. Bağlı Kurumlar ve Bakanlık bünyesinde görev yapan Genel Müdürlerin 6’sı kadındır. 366 Genel Müdür Yardımcısından 38’i ve 2.490 Daire Başkanından 340’ı kadındır. (DPB, Mayıs 2014). 

Bu rakamların ortaya koyduğu cinsiyet ayrımcılığı, sistematik olarak, kurumsal bir anlayış şeklinde sürüyor!

Seçimler ve kadınlar olarak önceliğimiz

1- Biz kadınlar, deprem dirençli kentlerde, afet yönetimin etkin ve eksiksiz uygulandığı, devletin ödev ve sorumluluğunu yerine getirdiği bir ülkede yaşam güvenliğinin sağlandığı koşullarda yaşamak istiyoruz! Deprem bölgesinde, inşaat ihaleleri için, sistematik rant sağlamak için acele davrananların, yağmacı ekonomik düzen anlayışının dayattığı koşullar yerine; öncelikle, her türlü koşulda can güvenliğinin sağlandığı, barınma, gıda, temiz su, hijyen ihtiyaçlarının eksiksiz ve sürdürülebilir şekilde karşılandığı, tarımı, ekonomisi, ulaşımı ile insan merkezli koordine edilmiş yaşam koşullarının sağlanmasını istiyoruz! 

Depremde kaybolan, nerede oldukları bilinmeyen çocukların derhal bulunmasını, ailelerine teslim edilmesini, ailesini kaybeden çocukların ilgili kanunlar çerçevesinde tüm hakları ve güvenceleri korunarak, Devlet korumasına alınmasını, tarikatlara teslim edildiği iddia edilen çocukların, böyle bir gerçeklik var ise, derhal tarikatların elinden alınarak ailelerine, gerektiği durumda devlet korumasına alınmasını ve tüm  süreç hakkında gerçek bilgilerin şefaf şekilde kamuoyu ile paylaşılmasını istiyoruz! 

2- Kasta varan ihmal ve kusurlarıyla, depremin yıkıcı etkisinin artmasına, ağır, ölümcül sonuçlarının felakete dönüşmesine, bunca can, mal kaybımızın olmasına neden olanların, sorumluluğu bulunanların, merkez ve yerel siyasetçi ve yöneticilerinin, yapı denetçilerinin, müteahhitlerin vb. ilgili kanunlarda sorumluluğu düzenlenmiş bütün birim ve kişilerin hukuken (cezai, idari, mali) hesap vermesini, yargılanmasını istiyoruz!

3- Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre; 2022 yılında 334 kadının öldürüldüğü, 245'inin şüpheli şekilde ölü bulunduğu, 2023 yılının ilk iki ayında 42 kadının ve İstanbul Sözleşmesi'nin eril, cinsiyetçi, muhafazakar, otokrat zihniyet eliyle fesih edildiği 20 Mart 2021 tarihinden bugüne 577 kadının öldürülmüş olduğu bu ülkede; kişi hak özneleri, biyolojik cinsiyet varlıklarıyla kadınların eşit haklarla, özgür yaşadıkları, dinsel fanatizmin ve dogmatik, insan onur anlayışına aykırı değer yargılarıyla, cinsiyet ayrımcılığının sonuçları olan gerekçelerle öldürülmediği, şiddet görmediği; onları kişisel gelişim olanaklarından vazgeçmeye, belirli bir yaşam biçimini seçmeye zorlamadan, toplumsal kararlara katılmalarını olanaklı kılan yaşam koşullarının hayata geçirildiği ve böyle bir yönetim anlayışının hakim kılındığı bir siyasal yönetsel koşullar istiyoruz!

- Bunun için öncelikle erkek ve kadın eşitliğinin fiili olarak tüm toplumsal, kamusal alanda sağlanmasının devletin amaçlarından biri olduğu Anayasa’da düzenlenmelidir; Anayasanın “Bütçenin Hazırlanması ve Uygulanması” başlıklı 161. Maddesine; “bütçenin oluşturulması, yönetimi ve kaynakların dağıtılması cinsiyet eşitliğini sağlayacak şekilde gerçekleştirilir. Kaynaklar bu amaçla cinsler arasında adil şekilde dağıtılır. Buna ilişkin düzenlemeler kanunla düzenlenir”. (Gender Budgeting) hükmü eklenmelidir. 

- Bu anlamda modern hukuk devletlerinde (örneğin Avusturya’da olduğu gibi) toplumsal, kamusal alanda cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik bir hukuksal mevzuat oluşturulmalı; Cinsiyetlerarası Eşit Muamele Kanunu ve İş Alanında Kadın Erkek Eşitliğine ilişkin Kanun; Annelerin Korunması Kanunu ve Cinsiyet Eşitliği Avukatlığı Kanunu; Orduda Görev Yapan Kadınların Eğitimi Kanunları hazırlanmalı, derhal yürürlüğe konulmalıdır. Bu konuda uzman mahkemeler ve Kadın Erkek Eşitliği Denetçiliği Kurumu (Ombudsman) oluşturulmalıdır. 

- Hükümetin kadın ayrımcılığının önlenmesi ve bu ayrımcılığın yarattığı mağduriyetlerin kaldırılmasına ilişkin politika ve icraatlarının değerlendirilmesine ilişkin yıllık rapor hazırlaması ve bu raporun TBMM ‘de görüşülmesi sağlanmalı, bu yönde bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Sivil toplum kuruluşlarının bu yıllık raporlarla ilişkin; görüş, öneri ve talepleri öncelikli olarak ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. 

Dolayısıyla; önümüzdeki seçimlerde kimleri seçeceğimiz, nasıl bir yaşam seçeceğimiz anlamına geliyor! Kadınlar, sürekli sorun yaratan, ayrımcılığı ve eşitsizliği derinleştiren, emek sömürüsüne dayalı, kadını belli bir din anlayışı üzerinden  “bedensel imge’ye indirgeyen”, bu imge üzerinden  “kutsal anne” ya da “bir günah nesnesi” konumuyla sınırlı  olarak, ancak bu konumlarla kamusal ve özel yaşamda tanımlayan eril AKP zihniyetinin aşılması için; başka bir toplumsal yapı, farklı bir hukuksal, siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel koşullar bütününün, farklı bir dinsel yaşam anlayışı ve bir toplum yönetimi anlayışının gerekli olduğunun ve bunun için örgütlü şekilde mücadele etmenin bilinciyle davranacaklar. Çünkü böylesine kapsamlı yapısal ve düşünsel bir toplumsal dönüşüm ile ancak; var olan toplumsal cinsiyet kurgusu değişebilir. Kadın bedeni ile onun kamusal sunumu, eşitlik temelinde yeniden yapılandırılabilir. Kadınların kendi vücutları üzerinde bağımsız karar verme hakkının temel bir hak olduğu anlayışı kurumsallaşabilir. Kadınlar için; onları kişisel gelişim olanaklarından vazgeçmeye, belirli bir yaşam biçimini seçmeye zorlamadan, toplumsal kararlara katılmalarını olanaklı kılan pozitif eşitleme politikası hayata geçirilebilir.

Kadınları toplumsallaştıran tam anlamıyla özümsenmiş bir haklar öğretisi, kadınların dokunulmazlığını ve cinsel kimliklerini bireysel ve toplumsal yaşam bağlamlarında koruyan bir tanıma politikası oluşturulabilir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.