Sayfa yolu
GÖRÜŞ | Bir cürüm olarak çocukluk: Herkesin çocuğu aynı mı?
Umur Yazman
Yayın Tarihi: 26.01.2026 , 00:29
Charles Dickens, Oliver Twist’te yetimhanedeki çocuklara dağıtılan o meşhur lapa sahnesini anlatırken, bir çocuğun bir adım öne çıkıp “biraz daha isterim” demesinin nasıl bir skandala dönüştüğünü yazar. Açlık, yoksulluk ve aşağılanma o kadar normalleşmiştir ki, beş yaşındaki bir çocuğun doymak istemesi neredeyse ahlaki bir sapma gibi görülür. Dickens bunu bir edebî abartı olsun diye yazmaz. Çocuğun bir talebi, düzenin sorgulanması olarak anlaşılan bir dönemi anlatır. O sahne, 19. yüzyıl İngiltere’sinde çocuğun hukuk önündeki yerinin kısa bir özetidir: Çocuk, aç kalabilir; çalıştırılabilir; dövülebilir; ama talepte bulunamaz. Çünkü hak, ona ait bir şey değildir.
Bugün bu satırları okurken içimiz burkulur. Ama bu burkulmanın bizi rahatlatan bir yanı da vardır. “O zamanlar öyleydi,” deriz, “şimdi değil.” Oysa son günlerde Türkiye’de çocuk cinayetlerinin ardından yükselen seslere kulak verdiğimizde, bu rahatlığın sanıldığı kadar sağlam olmadığını fark ediyoruz.
Minguzi cinayetinden sonra, geçtiğimiz günlerde Atlas adlı bir çocuğun öldürülmesinin ardından yürüyen tartışmalar, yalnızca bir adalet arayışını değil, daha derin bir huzursuzluğu da açığa çıkarıyor. Suça sürüklenen çocuklar söz konusu olduğunda, hukukun onlara tanıdığı korumaların kaldırılmasını isteyen güçlü bir öfke dalgası var. Bu öfke anlaşılır. Evladını, kardeşini, arkadaşını kaybetmiş insanların acısı tartışma konusu yapılamaz. Ama tam da bu nedenle, meseleyi yalnızca öfkenin diliyle konuşmak, bizi hiç istemediğimiz daha tehlikeli bir yere götürür.
Dikkatle bakıldığında, tartışmanın yönü yalnızca “fail çocuk”a değil, çocukluğun kendisine çevriliyor. Üstelik bu çocukluk, sınıfsal bir süzgeçten geçirilerek kuruluyor. Medyada ve sosyal ağlarda, öldürülen çocukların “iyi eğitimli”, “orta sınıf”, “gelecek vadeden” çocuklar olduğu özellikle vurgulanırken; suça sürüklenen çocuklar neredeyse karşıt bir kategoriye yerleştiriliyor. Eğitimli ve eğitimsiz, makbul ve sorunlu, bizimkiler ve ötekiler. Böylece çocukluk, hukuki bir statü olmaktan çıkıp sınıfsal bir ayrıcalığa dönüşüyor. İki yoksul çocuğun birbirini öldürdüğü haberler çoğu zaman birkaç satırla geçilirken, orta sınıf bir çocuğun ölümü toplumsal bir şok başlığına dönüşüyor. Görünür olan acı ile sessizce geçiştirilen acı arasındaki fark, hukukun değil, sınıfsal bir dil ile kuruluyor.
16. ve 19. asırlar arasında Batı’da çocukluk büyük ölçüde yok sayılmıştır. Çocukluk, modern bir kategori olarak tarihsel olarak inşa edilmiştir. Günde on iki, on dört saat çalışan beş-altı yaşındaki çocuklar için bu durum bir “hak ihlali” değil, hayatın olağan akışıydı. Aile içinde şiddet görüp ölen çocuklar hukukun dikkatini çekmezdi. Çocukluk, korunması gereken özel bir dönem değil, katlanılması gereken bir eksiklikti. Çocuklar, çocuk değil; küçük yetişkinlerdi.
Bugüne gelirken en önemli kırılma yine 1917’de kendini gösterir. Sovyet Devrimi, çocuklara dair radikal bir kopuşu dünya gündemine soktu ve bunu yalnızca söylemle değil, somut hukukî düzenlemelerle yaptı. 1918’de kabul edilen aile ve vesayet düzenlemeleriyle çocuk ilk kez açık biçimde ailenin mutlak tasarrufundan çıkarıldı; evlilik içi ve dışı çocuk ayrımı kaldırıldı; devlet, çocuğun korunmasında doğrudan sorumluluk üstlendi. Zorunlu ve parasız eğitim kamusal bir görev olarak tanımlandı; çocuk emeği sınırlandırıldı; çocuk, piyasanın doğrudan nesnesi olmaktan çıkarılmaya çalışıldı. Bu adımlar, çocuğun korunmasını hayırseverliğin ya da aile içi merhametin konusu olmaktan çıkarıp kamusal bir yükümlülük hâline getiren ilk bütünlüklü deneyimdi.
Sermayenin demokrasi dünyası ise —çoğu zaman Batı dünyası diye anılan siyasal ve hukuki evren— bu modeli bütünüyle benimsemedi; ama görmezden de gelemedi. 1924’te kabul edilen Cenevre Bildirgesi, tam da bu tarihsel basıncın içinde ortaya çıktı. Bugünden bakıldığında sınırlı, bağlayıcılığı zayıf bir metin gibi görünebilir; ancak o gün için son derece nettir: Çocuğun kaderi artık yalnızca aileye ve piyasanın insafına bırakılamaz. 1989’da çocukların açıkça hak öznesi olarak tanınması ise bu uzun mücadelenin hukuki kilididir.
Bugün yaşadığımız tartışmalar, bu kazanımların “fazla” bulunduğu bir eşiğe işaret ediyor. Çocuklara tanınan pozitif ayrımcılık, bir zorunluluk değil, bir imtiyaz gibi sunuluyor. Oysa bu korumalar, çocukların masumiyetinden değil, güçsüzlüğünden doğar. Hukuk, tam da bu güçsüzlüğü dengelemek için tasarlanmalıdır.
Toplumsal mücadelelerle kazanılan haklara yönelen saldırıların başlangıç noktasını en savunmasızlar için hukuk askıya alınmaya başlanması diye tarif edersek, bir itiraz almayız diye düşünüyorum. Çocuklar için açılan bu gediin, kısa vadede çocuklarla sınırlı kalmayacağı da aşikardır sanıyorum. Hukuk, bir kez duygunun ve intikamın hizmetine girmeye görsün! Sınırlarını çizmek artık evrensel kabullerin tasarrufundan da çıkar; ve o sınırlar, hakların daralması yönünde sürekli geriler.
Dickens’ın anlattığı dünyaya dönmek istemiyorsak, çocukların yalnızca uslu, başarılı ve bize benzeyen hâlleriyle değil; zor, öfkeli ve yaralı hâlleriyle de çocuk olduklarını hatırlamak zorundayız. Çünkü çocukluk bir ödül değil, bir durumdur. Ve belki de tam burada, Orhan Kemal’in yoksul çocuklarına, Sait Faik’in sokağın kenarında büyüyen yüzlerine kulak vermek gerekir. Onlar bize şunu hatırlatır: İnsan, en çok kimsenin bakmadığı yerde insandır. Hukuk da öyledir. Asıl sınavını, alkışlandığı anda değil; savunması en zor olanın yanında durabildiği anda verir.
Kaynakça
Edebi ve tarihsel bağlam
• Charles Dickens, Oliver Twist (1837–1839)
https://www.gutenberg.org/ebooks/730
Sanayi Devrimi, çocuk emeği ve sınıfsal çocukluk
• Hugh Cunningham, Children and Childhood in Western Society Since 1500
https://books.google.com/books?id=JXKQAgAAQBAJ
• E. P. Thompson, The Making of the English Working Class
https://archive.org/details/makingofenglishw0000thom
1917 sonrası Sovyet çocuk hukuku (somut dayanak)
• Code on Marriage, the Family and Guardianship (1918)
https://www.marxists.org/history/ussr/government/1918/family-code.htm
• Wendy Z. Goldman, Women, the State and Revolution: Soviet Family Policy and Social Life, 1917–1936
https://archive.org/details/womenstaterevolu0000gold
Uluslararası çocuk hakları metinleri
• Geneva Declaration of the Rights of the Child (1924)
https://www.humanium.org/en/text-geneva-declaration/
• UN Convention on the Rights of the Child (1989)
https://www.ohchr.org/en/instruments-mechanisms/instruments/convention-rights-child
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.