Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | 40: Nesini söyleyelim...

'Şimdi görüp duyduklarımızı unutmamak zamanı, tepemize çöken bu enkazdan sızan ışığı büyüterek aydınlığı çoğaltma zamanı.'

İnci Gül

Yayın Tarihi: 17.03.2023 , 11:20 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Anadolu bilgeliğiyle harmanlanmış, yaklaşık 200 yıl önce aşık Serdari’nin yazdığı bir türkü: Nesini Söyleyim? Depremden birkaç gün sonra kolektif bir yorumla yeniden anlam buldu. Bir türkü 200 yıl sonrasında da anlamını bu kadar mı korur dedirtti hepimize. Adeta ağıdımız oldu. 

Nesini söyleyelim? Mesela kanımızın çekildiğini mi? Devletin tüm aygıtlarının ve kurumlarının teker teker nasıl işlevsizleştirildiğini mi? İnsan canının alınan ve satılabilen bir meta olduğunu, bir kilo demirden, iki torba çimentodan bile daha değersiz olduğunu mu? Sazımızdaki tellerin düzen tutmasını geçtik de nasıl kopmuş olduğunu mu söyleyelim?

Nesini söyleyelim, arzu-hal defterinin nasıl kabardığını, yaza yaza kalemde mürekkep kalmadığını, yazmaktan geçip bağırdığımızı, enkaz altında sesimi duyan var mı demekten sesimizin kısıldığını, enkazın başında olduğumuz anlaşılmasın diye utançtan ses çıkarmadığımızı, çünkü aslında sadece bir hiltiyle demir kesme makasımız olsa, biz buradayız diye ses verebileceğimizi mi? Yüzlerce yıkıntının yanından geçerken bu düzene binlerce lanet okuyup öfkeden çenelerimizin kaskatı oluşunu mu?

Nesini söyleyelim, günler boyunca gelmeyen iş makinelerinin padişah gelecek diye yolları asfaltlamasını mı, günler boyunca aç açıkta kalışımızı mı, yoksa satılan çadırları maliyetine satarak kendini aklayan devlet kuruluşunu mu, böyle bir zamanda bile üretimin devam ettiğiyle övünen, piyasacılığına zinhar halel getirmeyen devlet bakanını mı söyleyelim?

Nesini söyleyelim, kefensiz kalan ölülerimizi mi? Ancak katliam filmlerinde görebileceğimiz toplu mezarlarımızı mı? Dirisini geçtik ölüsüne bile kavuşamadığımız sevdiklerimizi, kaybolan yakınlarımızı, tarikat yurtlarına devşirilen çocuklarımızı mı söyleyelim? 

Aşık Serdari bu türküyü yakalı yüzyıllar oldu, ama yüzyıllar boyunca hatırlanacak bir felaketin kırk günü henüz bugün doldu. Biz kırk gün boyunca bu düzenin ne kadar kokuşmuş, çürümüş olduğunu daha 

iyi anladık. Biz bu kırk gün boyunca halkın parasının halka lütufmuş gibi sunulduğunu, vergi indirimi için atılan taklaları, ortalığa saçılan yardım kolilerini, utanması olmadığından istifa etmeyen ama milletvekili pazarlığı için istifa eden yetkilileri, hasarlı işyerlerinde zorla çalıştırılarak bile bile ölüme gönderilen emekçileri, kader planı diye yutturulmaya çalışılan halk düşmanlığını ve daha yüzlercesini gördük. 

Ama felaketin daha ilk saatlerinde dayanışmanın en güzel örneklerini, boyun eğmeyerek tüm engellemelere rağmen dayanışmayı örgütleyen vicdanlı insanları, halk dayanışmasının ne demek olduğunu da gördük. Bu unutulmaz felaket sonucunda rezil ve utanç duyduğumuz ne kadar şey gördüysek bunların karşısında durarak muazzam güzellikte ve umut veren, “Evet, yeniden bir ülke kurabiliriz” dedirten vatanın gerçek sahiplerini gördük. Şimdi görüp duyduklarımızı unutmamak zamanı, tepemize çöken bu enkazdan sızan ışığı büyüterek aydınlığı çoğaltma zamanı. Bir daha enkaz altında kalmamak için komünistlere oy verme zamanı.

Not: Yazıda bahsi geçen türkünün on yedi kıtası olup, kıtalardan birinde 1303’de Girit’te yaşanan 8-9 şiddetindeki depremden söz edilir.

Not 2: Bu yazının felaketin kırkıncı günü için kaleme alındığı sıralarda, afet bölgesinde bir sel meydana geldi, yüzlerce insanın çadırı sular altında kaldı.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.