Sayfa yolu
Gönül filmi ve Domlar: 'Bir kültüre dışarıdan bakmak'
Yayın Tarihi: 28.08.2022 , 09:56 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Geçtiğimiz haftalarda Netflix'te yayına giren Gönül filmi, Domları anlatması ve Kürt kültürünün bu özel alanını işlemesiyle de gündeme gelmişti. Filme dair yapılan yorumların genel bir çerçeveyle sınırlı kaldığı ilk eleştirilerde filme için "masalsı dram" da diyen oldu "otantik aşk" diyen de.
'Tanrı insanları yarattı, baktı çok mutsuzlar, onlara Domları gönderdi'
Senaristliğini ve yönetmenliğini Soner Caner'in üstlendiği, Erkan Kolçak Köstendil, Hazar Ergüçlü ve Bülent Emin Yarar'ın başrollerde olduğu film "Tanrı insanları yarattı, baktı çok mutsuzlar, onlara Domları gönderdi. Konup göçtüler, çalıp söylediler" cümlesiyle başlıyor. Aynı zamanda filmde Nazmi Kırık, Şevval Sam, Ali Seçkiner Alıcı gibi isimler de yer alıyor.
Film "bilinmeyen bir yerde bilinmeyen bir köyde" başlıyor. Özel olarak bir mekan adı ya da lokasyonu işaretlememişler anlatımda. Geleneksel bir aşk hikayesinin ele alındığı film bir köy düğünüyle başlıyor. Domların geleneksel zanaatları olan "çalgıcılık-düğüncülük" işi burada da kendini gösteriyor.
Çalgıcılık yapmak için gittiği düğünde aşık olduğu kadının gittiği düğünün gelini olduğundan habersiz olan genç çalgıcı Piroz, aslında Dom'dur. Damat gelini düğün sonrasında "bu gelin kız çıkmadı" diye baba evine götürse de, babası töre ve gelenekler ile kızını kurban etmeyi düşünse de asla bir Dom ile Kürdün evlenmesine rıza göstermez.
Hikaye de buradan devam ediyor. Geleneksel bir aşk hikayesi, aşıkların kavuşmalarını engelleyen bir kötü karakter, kavuşmalarının önündeki engelleri oluşturan kültürel ya da ekonomik ögeler ile aşıkların birbirlerine kavuşma mücadelesi etrafında bir kültüre konuk oluyoruz.
Film için gelen eleştirilerden biri düğün sahnesindeki modern kıyafetler olmuştu. "Neden bu kadar modern giyiniyorlar" tarzında eleştiri muhtemelen Domların güncel bağlantısını kuramamakla alakalı. Çünkü Domlar hala güncel olarak aramızda ve "modern" hayatımızın bir parçası. Parçası ve mahrumudur bu kültürün taşıyıcıları.
Kısaca Domlar...
Domlar Kürt kültürünün en önemli kültürel devinimlerinden biri. Kendi aralarında Domca konuşan bu halkın iletişim dili Kürtçedir. Dolayısıyla yaygın bir ifadeyle "Kürt çingeneleri" olarak bilinirler.
Düğünlerde çalgı çalarak, diş çekerek, büyü yaparak veya büyü bozarak (filmde diş çekme sahnesi ile birlikte es geçilmeyen bir öge) ve çoğunlukla gurbet ellerde çalışarak geçimini yapmak zorunda kalan bir halktır Domlar. Kurdukları Dom derneğinin başkanı olan Diyarbakır Domlarından Mehmet Demir "Herkes Kürde düşman Kürtler bize düşman. Keklik gibi yaşayıp gidiyoruz bu hayatta" derken yaşadıkları uzun hikayeyi özetliyor aslında.
Domlar, Ortadoğu çingeneleri olarak biliniyor. Ve çingene sıfatı, roman kelimesine kıyasla hala daha etkili ve hala daha şiirsel duruyor Domları anlatırken. Bu nedenle ben bu yazıda roman yerine çingene ifadesini tercih ediyorum.
Köklerinin Hindistan'a dayandığı rivayet edilen Domlar için Mıtrıp ya da Lom da deniyor. Yine daha önce soL okurları için kendileriyle yaptığımız röportajda "Düğünlerde on gün çalar bir deliloluk parayı zor kazanırız" diye anlatıyorlar yaşantılarını. Yurtsuzlar, kimliksizler, kent olanaklarından mahrumlar ve hala bir çoğu yarı göçebe olarak yaşıyor. Dom çocuklarının önemli bir kısmı da okullara gidemiyor nüfusa kayıtlı olmadıkları için.
Filmin bıraktığı yerden Domlar ve bir kültüre dışardan bakmak
Filmin etkileyici bir çok yeri var. Kıyafetler, dekor, şarkılar ve hikayenin kendisi izleyiciyi büyülüyor sanırım. İlk büyü perdesini kaldırdığınızda ise oyuncuların ağızlarına tam oturmayan aksanı, kız isteme sahnesindeki şarkılı bir abartıyı, bazı geçişlerdeki eksikleri görmek mümkün hale geliyor.
Ancak bu yazının amacı bir sinema eleştirisinden ziyade filmin kültürel olarak değerlendirilmesi olacak. Sinema ehli kişilerin yazacakları katkılar bu açıdan doğacak boşlukları da kapatacaktır.
O zaman kültürel devinimiyle hayatımıza giren Domların anlatıldığı bu filmdeki kültürel ögeyi biraz daha ayrıntılandıralım.
Domlar birdir ve birbirine mi benzerler?
Hiç bir kültürde olmadığı gibi Domlar için de bir genelleme yapmak mümkün değildir. Dolayısıyla da filmin Domları anlatırken ele aldığı kesit ve izleyiciye verdiği lokasyon daha çok Mardin Domlarını tarif ediyor.
Nedir farkları?
Domlar, Mezopotamya'nın hemen hemen her yerinde mevcuttur. Bilen göz ve tanıyan kulaklar için öyle özel ve gizli bir kültür de değildir. Yaygınlık gösterdikleri örnekler de mevcuttur. Suriye, İran, Irak, Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan'a kadar nüfusları değişse de kültürel örüntüleri devamlılık gösterir. Dolayısıyla Türkiye'den baktığınızda Ardahan'dan Hakkari'ye kadar uzanan hatta devinen bir topluluktur.
Filmde öne çıkan öge ise Mardin kemençesi ya da başka bir ifadeyle Ribab ya da Kürt kemençesi olarak tarif edilen enstrümandır.
Domlar sadece kemençe değil, bağlama, davul, zurna gibi bir çok enstrümanla biliniyor. Örnek olsun, lokasyon Diyarbakır'a kaydıkça kemençenin yerini davul, zurna ya da bağlama alırken Mardin, Batman, Şırnak dolaylarında kemençeyle hissettiriyorlar kendini.
Kemençe tercihi hem kültürel olarak en bilinen öge hem de lokasyonu Mardin'e işaretleyen bir ayrıntı. Dolayısıyla bu bilinçli tercih olduğu varsayılan mesaj ile Domlara dair bir ayrıntıya sahibiz. Peki bu ayrıntı ne kadar aktarılıyor izleyiciye?
Bir bakış ve sinemada 'ötekiler'
Söz konusu sinema olunca bakış ifadesi öne çıkıyor ve Lumier kardeşler akla geliyor önce ilk "bakışı" kayda geçtikleri için.
Sinemada ana akımın dışında anlatının ya da farklı örneklerde "üçüncü sinema" olarak da tarif edilen örneklerin farkı, anlatılanın "içeriden" anlatılmasıdır. Bu durum daha çok "içeriden olmayanın anlatamayacağı" şeklinde özetlense de durum bundan farklıdır.
Yani bir kültürü anlatmanız için onun taşıyıcısı ya da organik bir parçası olmak zorunda değilsiniz. En azından kültürel çalışmalarda "emik yaklaşım" anlatmak için böyle bir zorunluğun olmadığını söylüyor. Ancak bir şartla: Saha çalışması, birlikte devinmek ve deneyim biriktirmek. Yani laboratuvarda yapılan kültürel çalışmaların üstünü çizerek ilerleyen bir tarif. O kültürün içine girmelisiniz ve o kültürün kendi ifadelerine yer vermelisiniz.
"Sizce Domlar kimlerdir?" sorusundan ziyade "Domlar kendilerini nasıl ve ne ile anlatıyor" ayrımı hayati önem taşıyor. Başka bir ifadeyle sizin Domlar için ne düşündüğünüz, Domların kendilerini nasıl anlattığına kıyasla çok da bir önem taşımıyor bu açıdan bakınca.
Ancak Gönül filmi bu açıdan "orada bir köy var uzakta" anlatımının ya da bir yerlerde kimsenin bilmediği bir "şirinler köyü" arayışının ötesine geçemiyor.
Domlar var ama Domca yok. Kürtler var ama Kürtçe yok örneğin. 1990'lı yılların yaygın anlatım örneğinde olduğu gibi bir "bakış" bize gördüğü haliyle Domları anlatıyor araya da bazı ezgileri hissettirerek (evet hissettirerek ama onu söylemeyerek) bir kültürü aktarmaya çalışıyor. Vizontele örneği bunun zirvesidir. Yeşilçam filmlerinde bahsi geçen Kürtler de bu örneğin varyantlarıdır. Kürt kültürü konu değil konuktur böylesi örneklerde.
Böyle olunca da Gönül filmi Emir Kusturica ile Tony Gatlif dekorları arasında kendine yer arayan bir anlatıma dönüşebiliyor.
Kemençe, deq ve 'İki gönül' bir olunca
Domları var eden özelliklerden birisi yaşadıkları büyük mahrumiyettir. Kent olanaklarından mahrum olmaları, dışlanmanın ve kimliksizliğin yarattığı zorluklar Domları tarif ediyor. Buradaki kimliksizlik somut bir ifade. Yani Domların kimlikleri yok, okula gidemiyor, hastanede kayıt açamıyorlar.
Günümüzde böylesi örneklerin sayısı azalsa da söz konusu kent yaşamı olunca, çevresinde yaşamaya mecbur bırakıldıklarını söyleyebiliriz. Dolayısıyla Gönül filmi anlatımında "çalan söyleyen, gününü gün eden, bugün bulup bugün yiyen ve dinsel hayatla çok da bağı olmayan" cazibeli bir topluluk tablosu çizse de Domlar sessiz sedasız bir şekilde yokluğa itilmiş durumda.
Gönül, Domların yaşadığı bu büyük sancıyı es geçmiş ve geriye her kentlinin kaçmayı istediği eğlenceli bir kır hayatı kalmış.
Yine Domları simgeleyen şeylerden birisi de geleneksel dövmeleri, yani Deq. Deq, Kürt kültürünün önemli bir simgesi, geleneksel dövmelere verilen ad. Normalde Kürt kültüründe de Domların yaptığı dövmeler rağbet görürken filmde Dom kadınlarını canlandıran oyuncularda bunun öne çıkmadığı fark ediliyor.
Bir kültür ve onun işlenişi konu olunca akla gelen filmlerden biri de Gönül Yarası oluyor. Şener Şen ve Meltem Cumbul'un başrollerinde oynadığı film yine o dönem çok konuşulmuş ve gündem olmuştu. O altın cümlesi ile Kürtçe dinlediği şarkıya ağlayan kadının "Bu şarkıya ağlamak için Kürtçe mi bilmek gerekir?" sorusu hafızalarda kazınmıştı.
Evet etkiliydi. Evet o dönem Kürtçe bir şarkıya filmde yer vermek belki biraz da cesaretin konusuydu. Ama eksikti.
Doğrudur, bir şarkıya ağlamak için o dili bilmeye elbette gerek yoktur belki. Ancak o kültürü anlatmanız için önce onu anlamaya ve anlamlandırmaya ihtiyacınız vardır. Domları anlatmak için Dom olmak, Domca bilmek ya da Domların yaygın iletişim dili olan Kürtçeye hakim olmak zorunda değil kimse. Ama bu ögeleri de anlatmıyorsa bir çalışma niyedir bunca çaba?
Örnek olsun kemençe Mardin'i işaretlerken, buna şarkıların eşlik etmemesi teraziyi birazcık eğmiş oluyor. Anlatılan Domlar ama filmde domlara dair bir kültürel aktarımdan ziyade "gipsy" bir genellemeye tanık oluyoruz. Böyle olunca da Türkçe'deki Erzurum ağzı ile bir "Kürt çingeneleri" anlatımı ortaya çıkıyor.
Film bu kültürel ögelerin dışında sürükleyici ve etkileyici sahneleriyle geniş bir izleyici kitlesine ulaştı. 2,5 milyon izlenme ile Türkiye'de birinci, dünyada ise İngilizce filmler dışındaki yapımlarda dokuzuncu sırada yer alıyor.
Ancak ben yine de bu filmi izlemeden önce kültürel kısmını tamamlamak için Halil Aygün'ün 2015 yılında yaptığı belgeseli izlemenizi öneririm.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
