Breadcrumb
Gezi’den suç üretemeyen Savcılık, ülkemize yepyeni bir ‘olay’ hediye etti: ‘Help Turkey Olayları’
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 30.04.2025 , 15:12 Güncelleme Tarihi: 01.05.2025 , 00:00
ID İletişim’in sahibi, menajer Ayşe Barım’ın Gezi direnişi üzerinden “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etmeye Yardım” suçundan yargılandığı davada Savcı Furkan Kafalı, iddianameyi mahkemeye sundu.
İddianamenin giriş kısmı, bir kez daha, Gezi Direnişi’nin “yurtdışı destekli bir hükümeti devirme girişimi” olduğunu kanıtlamak üzere Osman Kavala’nın çevresini, Mehmet Ali Alabora ve arkadaşlarının oynadığı bir tiyatro oyununu ve Soros ve Açık Toplum örgütlenmesine dair uzun anlatımları tekrarlıyor.
Fakat en temel sorun, hâlâ ortada duruyor: Gezi Direnişi, ülke genelinde milyonlarca insanın katıldığı ve hükümete tepki gösterdiği bir halk hareketiydi ve herhangi bir suçları olup olmamasından bağımsız olarak, Gezi davasında yargılananların etki ve yönlendirmesi çok sınırlıydı. Birçok muhalif siyasi parti, davalara konu edilen isimlerden çok daha geniş kitlesel ve siyasi etkiye sahipti ve buna rağmen hiçbir siyasi özne, Gezi Direnişi günlerindeki hareketi yönlendirmekte özel bir ağırlık kazanamamış, hareket büyük oranda kendiliğinden ilerlemişti.
Burada ilginç bir nokta, iddianamede yer verilen “27 Mayıs darbesi” atfı. Şimdiye kadarki iddianameler gibi bu iddianame de hep Gezi Direnişi’ni anlatırken “Arap Baharı”na referans verdi. Ancak bu iddianamede, olaylar bir de “27 Mayıs Darbesi öncesindeki sürece” benzetiliyor:
“O gün başlayan ve birkaç haftalık süreçte 27 Mayıs 1960 darbesi öncesini hatırlatan gelişmeler yaşanmış, halkın oylarıyla işbaşına gelmiş olan hükûmet tıpkı 27 Mayıs darbesi öncesinde olduğu gibi sokak hareketleriyle baskı altına alınmak ve devrilmek istendiği…”
Savcı Kafalı, hemen tümünü Savcı Yakup Ali Kahveci’nin yazdığı Gezi Davası iddianamesinden aldığı giriş bölümünün ardından, Barım’la ilgili suçlamalara geçiyor. ID İletişim’in internet sayfasından bakılan oyuncu listesindeki oyuncuların Gezi eylemlerine katıldığı görüntüler, internet sitelerinden alınan ekran görüntüleriyle sıralanıyor.
Daha sonra, Ayşe Barım’ın, 3 Haziran 2013 günü Gezi Parkı’nda sanatçıların katıldığı “Gezi Parkı’nda şiddeti durdurun” konulu basın açıklamasındaki fotoğrafları dosyada yer aldı. Söz konusu eylem, Gezi Parkı’nda halkın olduğu ve kolluk kuvvetlerinin saldırılarını durdurduğu günlerde düzenlenmiş, birçok sanatçının çeşitli cümlelerini okuduğu açıklamada “Her türlü şiddetin bir an önce durması, herkesin birbirini anlamaya çalışması ve bugünden sonra barışçıl bir ortam için ne yapabileceğini düşünüp gerekli adımları bir an önce atmasını istediğimiz için buradayız” denilmişti.
Savcılık, Barım’ın bu basın açıklamasını düzenlediğini kanıtlayamadığı gibi, basın açıklamasına katılan birçok oyuncunun Barım’ın ajansında olmadığına da değinmedi. İddianamede Barım’la ilgili “kanıt” olarak sunulan dört somut unsur var.
Kendi kendisini yalanlayan Alabora tapesi
İlkinde, Ayşe Barım, Mehmet Ali Alabora’yla telefonda konuşuyor. Tapelerden anlaşıldığı üzere, konu Alabora’nın “Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hâlâ anlamadın mı?” tivitinin ardından hedef gösterilmesine karşı, bir grup sanatçının Alabora’ya destek açıklaması yapmak istemesi. Tapeler, Alabora’nın metnin yazılmasına karışmamanın ötesinde, metnin kendisine önden gönderilmemesini istediğini gösteriyor. Ayşe Barım’sa Alabora’yla görüşmesinde metnin “tonunun yanlış” olduğunu söylüyor ve hazırlayanlara “bunu ne olur böyle yayınlamayın” dediğini ifade ediyor.
Bu görüşme, iddianamede, “Ayşe Barım’dan Mehmet Ali Alabora’ya talimatlar” başlığıyla yer bulmuş, ancak kısacık görüşme okunduğu anda, ortada talimat olmadığı anlaşılıyor. Başka kişiler arasında geçen ve iddianamede yer verilen diğer görüşmeler de Alabora’ya destek bildirisine dair tartışmalardan oluşuyor.
Gezi günlerinde telefonlaşmak ‘hayatın olağan akışına aykırı’
İkincisinde, Ayşe Barım’ın, Gezi Direnişi günlerinde ajansına bağlı ve eylemlere katılmış oyuncularla ve eylemlere katılmış diğer çeşitli isimlerle telefon görüşmeleri yaptığına dikkat çekiliyor. HTS kayıtları dökümünde görüşmeler görünüyor. Ancak görüşmelerin içeriğine dair herhangi bir bilgi yok. Dolayısıyla kayıtlar, iddianamede Barım’a atılan ağır suça dair kanıt oluşturmanın yanına yaklaşamıyor.
Savcılık, dökümü, dosyaya şu sözlerle bağlıyor: “Gezi Parkı ana aktörleri ile önceye ilişkin hiçbir HTS irtibatı bulunmazken Gezi Parkı hazırlık ve başlangıç sürecinde sık sık ve sistemli olarak irtibatlandığı, ilk kez gezi parkı sürecinde yapılan bu görüşmelerin hayatın olağan akışı içerisinde tesadüfi görüşmeler olarak değerlendirilemeyeceği…” [Savcı Furkan Kafalı’ya ait yazım yanlışları, okurlar için düzeltilmiştir.]
Bergüzar Korel’e benzeyen ‘örgütsel doküman’
Üçüncü “kanıt”, Barım’ın telefonundan çıkan bir görsel.
Üzerine “Occupy Gezi, Türk Halkıyla Dayanışma” yazan Portekizce poster, savcılık tarafından iddianamede “örgütsel doküman” olarak niteleniyor. Barım, sorgu sırasında bu görsele dair kendisine sorulan soruya şu yanıtı veriyor:
“Bilgisayarımda 74. Sayfada çıkan Occupy Gezi Kadın görselini bana tahminimce birisi göndermiştir. Bu görseli Bergüzar’a benzettiğim için saklamış olabilirim. Başka hiçbir manası yoktur.”
Barım’ı ‘sanatçıları dizginlemek’le suçlayan Aysever'den destek devşirme arayışı
Dördüncü olaraksa, Savcılık, “sonradan kanıt bulma” avına çıktığına işaret edecek biçimde, Barım’ın gözaltına alınmasının ardından iki kişinin yaptığı yorumları dosyaya koymuş. Oyuncu Metin Yıldız ve gazeteci Enver Aysever, Barım gözaltına alındıktan sonra, Barım’a ve menajerlik şirketine dair eleştirilerini dile getiriyor.
Metin Yıldız, X paylaşımında, Gezi günlerinde sokağa çıkan sanatçıların sonradan sessizliğe gömülmesini, Barım’a dair açıklama yapmamasını ve ID İletişim’in tekelci pozisyonunu eleştiriyor.
Aysever’se, Youtube programında, CNNTürk’te program yaptığı günlerde Halit Ergenç’i konuk almak istediğinde Ergenç’in ekrana çıkmadan önce menajeri Barım’dan izin alması gerektiğini söylediğini anlatıyor ve eleştiriyor.
Savcılık, haksızlığa daha fazla ses çıkarılmasını isteyen ve Barım’ın bunu engellediğini ima eden Aysever’e ait ifadeleri, Barım’ın “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etmeye Yardım” suçunun kanıtı sayıyor.
Nurtopu gibi bir ‘olayımız’ oldu: Help Turkey Olayları
İddianamenin zayıflığı Savcılık tarafından da hissedilmiş olacak ki, Gezi Direnişi zamanında “hükümeti yıkmaya çalışmakla” suçlanan oyuncu menajeri Ayşe Barım’ın ne kadar kudretli olduğunu ortaya koymak için Türkiye tarihinde şimdiye dek hiç duyulmamış bir “toplumsal olay” ilk kez bu iddianamede kamuoyuna duyuruldu: “Help Turkey Olayları”.
“Olay” şu: 2021 yazında Türkiye’nin güney bölgesini kasıp kavuran ve günlerce süren yangın sırasında ID İletişim’e bağlı kimi oyuncular “Help Turkey - Global Call” görselleri paylaşmış.
İddianamede “HelpTurkey” diye arabaşlık açılan konu, şöyle ifade ediliyor:
“İd İletişim Danışmanlık Anonim şirketi ile ilgili yapılan açık kaynak araştırmalarında şirketin www.idiletisim.com.tr adlı web sayfasında menü kısmında ID başlıklı kısımda şirkete bağlı bulunan sanatçıların resimlerinin olduğu görülmüş bu sanatçıların açık kimlik bilgilerinin tespiti ve Help Turkey olaylarına katılıp katılmadıklarına yönelik yapılan sorgulamalarda…”
Ardından Savcılık, Alp Navruz, Aslıhan Gürbüz, Birce Akalay, Caner Cindoruk, Devrim Yakut, Ezgi Mola, Hakan Kurtaş, Halit Özgür Sarı, Hande Erçel, Hazal Kaya, Lale Mansur, Nur Fettahoğlu, Şükrü Özyıldız ve Zerrin Tekindor’un sosyal medya hesaplarında Türkiye’nin başına gelen afetin ardından ülkeye yardım çağrısında bulunan görseli paylaştığını belirtiyor.
Savcılığın “Help Turkey” olayları dediği, 2021 yılında birkaç gün insanların paylaştığı görsel de Barım’a sorulmuş. Barım, ifadesinde, “Help Turkey isimli hashtag twitter etkileşiminin benimle asla bir ilgisi olamaz. Bu paylaşım Türkiye'de çok kişi tarafından paylaşılmıştır. Bu paylaşım benim bilgim dahili dışında milyonlarca kişi tarafından yapılmıştır. Ben böyle bir yönlendirme yapmadım” yanıtı veriyor.
Ayşe Barım, ifadesinde ayrıca “Sosyal medyada hiçbir karşılığı ve kanıtı olmayan büyük bir organize saldırının kurbanıyım. Bu mağduriyetimin devletim tarafından giderilmesini istiyorum” diyor.
Savcılık, bir halk hareketi olan Gezi Direnişi’ni davalarda suçlanan isimlerin yurtdışından destekle örgütlediğine dair iddiayı, bütün tarihi baştan yazıp çarpıtma çabalarına rağmen o kadar kanıtlayamıyor ki, Türkiye’de “Help Turkey olayları” diye bir toplumsal olay olduğunu dile getirmenin, iddianameyi rezil etmek yerine güçlendireceğine inanıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.