Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Gerçekliğin ıslığına

Tarafımız İrfan Alış'ın ıslığıdır, o ıslık isyana mutlaka dönüşecektir ve kaptanların korkusu, ecellerine fayda etmeyecektir.

Birkut Engüllü

Yayın Tarihi: 24.11.2024 , 08:48 Güncelleme Tarihi: 24.11.2024 , 08:56

Yaşamlar sona erer ama hayat sürer. Bazen, en azından, yavaşlasın isteriz. Öyle arabeske varacak bir biçimde acılara gark olmak için de değil, genellikle söz konusu -biz- olunca karşılaştığımız saçmaca zamansız gidişlerin ardından, tüm benliğimizi saran türlü çeşit duygu ve düşüncenin hakkını verebilmek için. Fakat olmaz, olamaz; biliriz, her daim -acelesi- olan sınıfın insanları olarak.

Tam da böyle can sıkıcı bir uğrakta, bir gündüz vakti çıktım evden. Babam emekli olduğundan beri nadiren yolumun düştüğü Galata Köprüsü'nün öteki tarafına vardım. Bir İstanbul klasiği, herkes benimle birlikte bir yerlere yetişmeye çalışıyor gibiydi. Zaten bizim sınıftan herkes, hep yetişmek ve yetiştirebilmek telaşesindedir. Otobüs hatları değişmiş, otobüs duraklarının yeri değişmiş; bir taraftan belli ki bir şeyler 'yenilenmiş' ama esasen hiçbir şey değişmemiş. Tüm köşeleri kapmışken, köşe seçme konusunda 'fırsat eşitliği' vaaz eden alçaklar; 'büyük adam' olma hülyasıyla, belli belirsiz, intihara telaş ediyordu aslında hayatı yaratanlar. Üçüncü vesaitten inip yürümeye başladım. Muhit sakinlerinin ve yolu düşenlerin yemek yediği mekanlarla tamirci esnafının yanından, zil tonu çay karıştırma seslerinin geldiği mahalle kahvehanesinin önünde durdum. Çay içenlerin, çay içmeyip de sigarasından derin derin nefes çekenlerin ve ne yaparsa yapsın gözleri yaşlı olanların arasından cevirip kafamı, çoktan beri orada olan tarihi caminin arkasında hiçlik saçan 'lüküs' inşaat şantiyesiye karşı karşıya kaldım; dört bir yanda, tekrar dört bir yana koşturacak olanlarla. Yavaş yavaş ilerledim kalabalığın içinden, İrfan Abi(Alış)'nin başucunda durdum. Sonrası bize kalsın.

"Lan bu kadar hikayeyi niye anlattın?" diyebilme ihtimali olan -manyağın teklerine- cevabım net, -gerçek-. O orkestra yutmuş gibi çaldığı ıslıklarında çünkü İrfan Alış, hep gerçekliği fısıldıyordu; tüm yazıp söylediklerinde var olan politikliği silikleştirmeye fonlar harcayanlara inat, tuvalet kağıdının bile politik olduğunu söylüyordu, fonsuz. Tam da bu duruşun kolektif bir biçimde simgeleştiği Peyk, nice dayanışma ve bir tavırla örgütlenmenin neleri yaratabileceğine muazzam bir örnek olarak Olta Dayanışma'dan; İrfan Alış'ın söyleşilerinde ve kendisine dair yazılanlarda çokça söz edildi. Merak edenler, bakarlar; merak edin, bakın. İrfan Alış'ı kaybettik ama 6 Şubat depremi sonrasındaki bir dayanışma etkinliğinde söylediği "Bu saçmalık süremez, yıkılmak zorunda; bizim her alanda buna vurgu yapmamız ve örgütlü hareket etmemiz lazım. Biz, bu anlamda ne yapmamız gerekiyorsa yapıyoruz ve yapacağız." sözleri kulaklarımda.

Yaşamlar sona erer ama hayat sürer demiştim yazının başında. Hayat sürüyor, mücadeleyle bir ve İrfan Alış, yanı başımızda. Bir tarafta insanımızın gece-gündüz demeden kanını emen asalaklar; bir tarafta faşizmin, sermayenin çatal-bıçağı olduğunu söyleyen İrfan Alış. Tarafımız İrfan Alış'ın ıslığıdır, o ıslık isyana mutlaka dönüşecektir ve kaptanların korkusu, ecellerine fayda etmeyecektir.

Güle güle İrfan Abi; denize, sakine, güzele..

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.