Sayfa yolu
Gecikmiş ve vaktinde bir Kesmeşeker söyleşisi: 'Sanatçı örnek olmak zorunda değildir ama duruş göstermek zorundadır'
Fotoğraf: Cem Gaygusuz
Bülent Seyitdanlıoğlu
Yayın Tarihi: 14.06.2026 , 11:15
Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.
24 Mayıs 2025 günü Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde Cenk Taner'le yaptığımız söyleşiyi bugün farklı duygularla yeniden okuyor ve paylaşmaya hazırlanıyorum.
Aslında o gün niyetimiz, yanımızda olan Ankara’nın çizgi üstü blues gruplarından Jumpin’ Cats bas gitaristi sevgili Ahmet Kaya’nın da söyleşide olmasıydı. Ancak günün koşuşturmacası içinde söyleşi anında bu mümkün olmadı ve biz bu söyleşiyi sevgili dostum Yasin Çalış'la birlikte yaptık.
Ancak ne yazık ki Yasin'i söyleşiden çok kısa bir süre sonra, 2025 yılının 10 Haziran’ında kaybettik. Söyleşi kaydını de bir süre kaybettik, çok sonra bulduk. Ancak "kağıda" dökebiliyorum.
Yasin'i 2018 yılında Ankara'da düzenlen bir Wishbone Ash konserinde Murat Beşer sayesinde tanımıştım. Ortak paydamız rock’n’roll’du. Zaman içinde dostluğumuz derinleşirken, Yasin'in hayata bakışının müzik sevgisinden çok daha büyük bir anlam taşıdığını gördüm.
Yasin sosyalistti. Ama onu tanımlayan şey siyasi kimliğinden önce insanlara yaklaşım biçimiydi. Emeğe, dayanışmaya, eşitliğe ve özgürlüğe inanıyordu. Haksızlıklara karşı sesini yükseltmekten çekinmeyen, hayatı boyunca iyi ve güzel olandan yana tavır alan insanlardan biriydi.
Kültür ve sanatın daha adil bir toplumun kurulmasında önemli bir rol oynadığına inanırdı. Bu nedenle konserlerin, söyleşilerin ve kültürel etkinliklerin içinde olmayı sever, insanların sanat aracılığıyla bir araya gelmesini önemserdi.
Kesmeşeker ve Cenk Taner onun için özel bir yerde duruyordu. Bunun nedeni şarkıların melodik gücü değildi. O şarkılarda kendi dünyasına yakın bir ses buluyordu. Şehrin hikâyesini, sıradan insanların hayatlarını, memleketin dertlerini ve umudunu duyuyordu. Bugün söyleşi boyunca yönelttiği sorulara yeniden bakıldığında, kendi dünya görüşünün ve hassasiyetlerinin izlerini görmek mümkün.
Ankara'nın kültür ve sanat hayatında da önemli bir emeği vardı. Konserlerin, söyleşilerin ve çeşitli sanat etkinliklerinin hayata geçmesinde sorumluluk üstlenir, insanları biraraya getirmeyi önemserdi. Müziğin dönüştürücü gücüne inanır, kültür ve sanatın daha geniş kitlelerle buluşması için çaba gösterirdi.
Bu söyleşinin ayrı bir hikâyesi de var.
Aynı günün akşamında Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde gerçekleşen Kesmeşeker konseri öncesinde yaptık bu sohbeti. Bu konserin Ankara'daki ana yapımcısı Yasin Çalış'tı. Uzun zamandır büyük bir sevgiyle takip ettiği Kesmeşeker'i Ankara dinleyicisiyle buluşturmanın heyecanını yaşıyordu.
Bu söyleşinin yapılmasında da belirleyici olan oydu. Soruların hazırlanmasında, buluşmanın gerçekleşmesinde ve o günün şekillenmesinde büyük emeği vardı.
Kesmeşeker'i dinleyen biri olmanın ötesinde, grubun taşıdığı duyarlılığa ve Cenk Taner'in dünyaya bakışına güçlü bir yakınlık hissediyordu. Bu nedenle o gün yaptığımız söyleşi, bir konser öncesi sohbet olmanın ötesinde, yıllara yayılan bir ilginin ve emeğin doğal bir uzantısıydı.
O akşam Nâzım Hikmet Kültür Merkezi yoğun bir katılıma sahne oldu. Salonu dolduran dinleyiciler arasında yıllardır Kesmeşeker'i takip edenler de vardı, grupla ilk kez tanışanlar da. Söyleşi ve konser boyunca hissedilen ortak duygu ise müziğin insanlar arasında kurduğu görünmez bağdı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, bu söyleşi kadar o günün atmosferini de hatırlıyorum. Yasin'in heyecanını, salonu dolduran kalabalığı ve birazdan sahneye çıkacak olan Kesmeşeker'i bekleyen insanların yüzlerindeki ifadeyi...
Aşağıdaki söyleşi bu nedenle benim için eski bir kayıt olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Bir yanda yıllardır ilgiyle takip ettiğimiz Cenk Taner ve Kesmeşeker var. Diğer yandaysa bu konserin gerçekleşmesine öncülük eden, sorularıyla söyleşiye yön veren ve artık aramızda olmayan bir dostun sesi...

Bülent Seyitdanlıoğlu: Kesmeşeker günlük hayatımızın bir parçası. Nasıl bir grup ismi oldu? Grubun ses örgüsünde ya da anlattıklarında bu ismin özel bir etkisi oldu mu?
Cenk Taner: Kesmeşeker ismi aslında provada çay içerken başlayan bir muhabbetten çıktı. O yıllarda grup isimleri için çok düşünülürdü. İnsanlar daha havalı, daha iddialı isimler arardı. Biz ise gündelik hayatın içinden gelen sıradan bir nesnenin de grup adı olabileceğini düşündük.
Biraz kolej grubu havası da taşıyordu aslında. İnsanlarda merak uyandırdı. Kimi sevdi, kimi de “Bu nasıl grup adı?” diye sordu. Ama zaman içinde gördük ki isimden çok yapılan iş önem taşıyor. Bir grup yıllarca üretmeye devam ediyorsa insanlar o ismi benimsiyor. Bugün dönüp baktığımda Kesmeşeker'in akılda kalıcı bir isim olduğunu düşünüyorum.
Bülent Seyitdanlıoğlu: Doksanlardan bugüne Kesmeşeker sapasağlam ayakta. İyi ki de öyle.
Cenk Taner: İsim bir yerden sonra çok da önemli olmuyor zaten. Çok sıradışı bir isim de koysanız, ortada yıllarca süren bir üretim varsa insanlar onu sahipleniyor.
Yasin Çalış: Doksanlarda sizi rock'n roll'a yönelten şey neydi? Bir de ilk albümünüz "Dipten Derinden"... Bugün hâlâ dönüp dinlenen bir çalışma. O yaratım süreci nasıl gelişti?
Cenk Taner: Aslında özel bir tercih değildi. Dinlediğimiz müzik buydu.
Bizim kuşağımız üzerinde TRT 3'ün büyük emeği vardır. Stüdyo FM gibi programlarda bir albüm çalınırken yalnız müzik değil, o albümde kim çalmış, düzenlemeyi kim yapmış, prodüktörü kimmiş, bütün bunlar da anlatılırdı.
Biz daha çok kendi müziğini yapan insanları dinliyorduk. Türkiye'de de böyleydi, dünyada da. Bir noktada “Neden Türkçe yapılmasın?” diye düşündük.
Dipten Derinden ise tamamen üniversiteli gençlerin heyecanıyla ortaya çıktı. Albümün parasını büyük ölçüde kendi imkânlarımızla karşıladık. Ailelerden destek aldık. O dönem rock müzik hâlâ birçok insan için yabancı bir alandı. Ama bir inat vardı. “Olmazsa bir daha deneriz” diyorduk.
Bugün dönüp baktığımda albümün adının grubun kaderini de anlattığını düşünüyorum. Dipten Derinden grubun kaderi oldu. Dipten ve derinden giden bir grup olduk. Bilen çok iyi bildi, bilmeyen de hiç bilmedi.
Yasin Çalış: İlk albümden itibaren bunu hissetmek mümkün aslında. O ses örgüsü ve yaklaşım daha baştan farklıydı.
Cenk Taner: Galiba baştan belliymiş.
Bülent Seyitdanlıoğlu: Seni uzun yıllardır takip eden biri olarak müzisyenliğinin yanında söz yazarlığını da çok önemsiyorum. Şehir hayatı, yalnızlık, dostluk, aşk, gündelik hayatın ayrıntıları... Şarkılarında hep güçlü bir hikâye duygusu var. Bu dili kurarken seni besleyen kaynaklar neler oldu?
Cenk Taner: Çocukluğumuzdan beri kitaplarla, filmlerle ve müzikle iç içeydik. Dinlediğimiz insanların büyük bölümü de sözlere önem veren insanlardı. Ama açıkçası hiçbir zaman hayatın dışından konuşmaya çalışmadım. Bakkala gidiyorum, ekmek alıyorum. Sokakta yürüyorum. Otobüse biniyorum. Beni dinleyen insanlar da aynı hayatın içinden geliyor. Bu yüzden yazdığım şeylerin de hayatla bağını koparmamasına dikkat ediyorum. Çok yukarıdan konuşan, insanlara bir şey anlatmaya çalışan bir yerde durmak istemedim hiçbir zaman.
Bülent Seyitdanlıoğlu: Şarkılarında şiire yakın duran bir taraf da var. Ama aynı zamanda dinleyiciyle kurduğu bağ hiç kopmuyor.
Cenk Taner: Çünkü şiirle şarkı sözü aynı şey değil. Şiir daha bağımsız bir alan. Daha kapalı olabilir. Şarkı sözünün ise müzikle birlikte çalışması gerekiyor. Dinleyiciyle bir ilişki kurması gerekiyor. O bağı tamamen kaybettiğiniz zaman şarkı da bir şey kaybediyor. Benim için önemli olan şeylerden biri bu dengeyi kurabilmek.
Yasin Çalış: Şarkılarında şehir çok güçlü bir karakter gibi duruyor. Özellikle İstanbul'un, mahallelerin, sokakların ve sıradan insanların hikâyeleri sık sık karşımıza çıkıyor.
Cenk Taner: Çünkü yaşadığımız yerler bunlar. Hayatımız oralarda geçti. Yazdığımız şeyler de doğal olarak oralardan çıkıyor. Ben büyük hikâyeler anlatmaya çalışan biri değilim. Küçük gibi görünen hayatların içinde çok büyük şeyler olduğuna inanıyorum. Bir sokakta yürüyen insanın hikâyesi de bir mahallede yaşanan küçük bir olay da bazen çok şey anlatabiliyor. Şarkıların büyük bölümü de aslında oralardan doğuyor.
Yasin Çalış: Bu nedenle galiba insanlar şarkılarda kendilerinden bir şey bulabiliyor.
Cenk Taner: Belki de. Çünkü anlattığımız insanlar çok uzak insanlar değil. Bizim gibi insanlar. Aynı şehirlerde yaşayan, benzer dertleri olan insanlar. Galiba o yüzden dinleyenlerle aramızda yıllardır süren bir bağ kurulabildi.
Bülent Seyitdanlıoğlu: Türkiye'de rock müziğin geçmişine ve bugününe baktığında nasıl bir tablo görüyorsun?
Cenk Taner: Türkiye'de rock müziğin hikâyesi aslında oldukça eski. Barış Manço, Erkin Koray, Cem Karaca gibi isimlerle başlayan güçlü bir gelenek var. Ama bu müzik her zaman kendine alan açmak zorunda kaldı. Darbeler, siyasal kırılmalar, kültürel dönüşümler... Bunların hepsi müziği de etkiledi.
Bugün dönüp baktığımda ise bütün zorluklara rağmen önemli bir birikim oluştuğunu düşünüyorum. Özellikle yetmişli yıllarda yapılan bazı işlere baktığımda hâlâ hayranlık duyuyorum.
Bülent Seyitdanlıoğlu: Doksanlı yıllarda yaşanan rock dalgasını nasıl değerlendiriyorsun?
Cenk Taner: O dönemin olumlu tarafları da vardı, olumsuz tarafları da. Bir yandan yeni gruplar ortaya çıktı, insanlar gitar müziğiyle daha fazla karşılaştı. Öte yandan rock müzik bazen yalnızca bir görüntü meselesi gibi algılandı. Oysa benim için rock müzik hiçbir zaman sadece müzikal bir tür olmadı. Rock müzik elektro gitar meselesi değil, bir tavır meselesidir. Bu tarafını kaybettiğiniz zaman geriye yalnız biçim kalıyor.
Yasin Çalış: Kesmeşeker'in şarkılarında memleket meseleleri her zaman kendine yer buldu. Bazen doğrudan, bazen dolaylı olarak... Toplumsal eşitsizlikler, adaletsizlikler, insanların gündelik sıkıntıları... Bugün geriye dönüp baktığında bu şarkılar hakkında ne düşünüyorsun?
Cenk Taner: İlginç olan şu...Bazen birisi bir şarkı sözümü paylaşıyor. Bakıyorum, otuz yıl önce yazmışım. Sonra fark ediyorum ki anlatılan mesele hâlâ geçerliliğini koruyor.
Bazen otuz yıl önce yazdığım bir şeyin bugün de geçerli olduğunu görüyorum. Bu biraz memleketin hikâyesiyle ilgili. Bazı sorunlar değişiyor ama bazıları uzun yıllar bizimle kalıyor.
Yasin Çalış: Peki politik şarkı yazmak zorlaştı mı?
Cenk Taner: Politik şarkı yazmanın her dönemde kendine özgü zorlukları var. Çünkü çok kolay bir şekilde slogana dönüşebilir. Benim için önemli olan şey şarkının edebi tarafını koruyabilmesi. Bir gazete haberinin ömrü kısa olabilir. Ama bir şarkının yıllar sonra da bir anlam taşımasını istiyorsanız başka bir dil kurmanız gerekiyor. Bu dengeyi kurmaya çalışıyorum.
Yasin Çalış: Sanatçının toplumsal sorumluluğu konusunda ne düşünüyorsun?
Cenk Taner: Bu konu hep tartışılır. Ben sanatçının muhalif olması gerektiğini düşünüyorum. Ama sanatçının topluma örnek olmak gibi bir görevi olduğu fikrine katılmıyorum. Sanatçı örnek olmak zorunda değildir ama duruş göstermek zorundadır.
İnsanların yaşadığı sorunları görmeden, yaşadığınız toplumun gerçekleriyle ilişki kurmadan sahici bir iş üretmek kolay değil. Bu yalnız müzisyenler için değil, bütün sanat dalları için geçerli.
Yasin Çalış: Bu biraz da sınıfsal bir mesele galiba...
Cenk Taner: Elbette. Yaşadığınız toplumun eşitsizliklerini görmeniz gerekiyor. İnsanların nasıl yaşadığını, neyle mücadele ettiğini görmeniz gerekiyor. Bunları görmeden yapılan işlerde bir eksiklik hissediyorum. Çünkü sanat sonuçta hayatın içinden çıkıyor.
Bülent Seyitdanlıoğlu: Otuz beş yılı aşan bir yolculuktan söz ediyoruz. Kadrolar değişti, müzik dünyası değişti, dinleme alışkanlıkları değişti. Buna rağmen Kesmeşeker hâlâ ayakta. Bunu neye bağlıyorsun?
Cenk Taner: Açıkçası ben de bazen şaşırıyorum. Bir grubun birkaç yıl ayakta kalması bile kolay değil. Üniversitede başlayan hikâyeler iş hayatıyla, aile hayatıyla, başka sorumluluklarla farklı yönlere savrulabiliyor.
Bizim de kadromuz zaman içinde değişti. İnsanlar geldi, gitti, yeniden geldi. Ama galiba bizi bir arada tutan şey müzik yapma isteğiydi. Bir de dinleyiciyle kurulan ilişki. Aslında bir grubun ideal ömrü on yıl bile olabilir. O yüzden bugün geldiğimiz noktaya biraz da şükranla bakıyorum.
Bülent Seyitdanlıoğlu: Kesmeşeker’in dinleyicisiyle kurduğu ilişkinin de özel olduğunu düşünüyorum.
Cenk Taner: Evet, çünkü hiçbir zaman çok büyük kalabalıkların peşinde koşan bir grup olmadık. Sevdiğimiz yazarlar da öyle değildi. Sevdiğimiz şairler de. Bizim dinleyicimizle kurduğumuz ilişki biraz başka türlü gelişti. Yıllar içinde birbirini bulan insanlar gibi…
Bir ifade vardır ya… Uçsuz bucaksız azınlık. Galiba bizi en iyi anlatan tanımlardan biri bu. Çoğunluk değiliz. Ama her yerdeyiz. Konserlerde, sokaklarda, şehirlerde… Yıllar içinde birbirini bulan insanlar gibi.
Yasin Çalış: Bu biraz da aidiyet duygusu yaratıyor galiba.
Cenk Taner: Sanırım öyle. Çünkü insanlar yalnız müzik dinlemiyor. Birbirlerini de buluyorlar. Bir şarkının etrafında, bir konser salonunda, bir dostlukta… Bu da çok kıymetli bir şey.
Bülent Seyitdanlıoğlu: Kadıköy albümüne gelmek istiyorum. Bana her zaman senin en kişisel çalışmalarından biri gibi gelmiştir.
Cenk Taner: Çünkü yaşadığımız yer orası. Üniversite yıllarımız, arkadaşlıklarımız, müziğimiz… Hayatımızın önemli bir bölümü orada geçti. Aslında bir semt güzellemesi yapmak istemedik. Ama insan yaşadığı yerden bağımsız düşünemiyor. Oradan dünyaya bakıyorsunuz. Oradan yazıyorsunuz. Kadıköy’den çıktığımız zaman biraz sudan çıkmış balık gibi hissediyoruz. Bu yüzden albümün adı da sonunda Kadıköy oldu.
Bülent Seyitdanlıoğlu: Albümü dinlerken hissedilen şey biraz da bu zaten. Bir semtten çok bir hafıza duygusu.
Cenk Taner: Evet. Belki de en doğru tarif bu. Bir hafıza duygusu.
Yasin Çalış: Müziğin, sanatın ve özellikle rock’n roll’un dünyayı değiştirebileceğine inanıyor musun?
Cenk Taner: Çok romantik biri değilim açıkçası. Müziğin insanlara yeni bir bakış açısı kazandırdığına inanıyorum. Hayatlarına dokunduğunu da biliyorum. Ama dünyayı değiştirmek daha büyük bir mesele.
Beni dinleyen zaten dinliyor. Önemli olan dinlemeyene ulaşabilmek. Bu da eğitimle, kültür politikalarıyla ve toplumsal iklimle ilgili. Yine de müziğin önemli bir gücü var. İnsanlara dünyaya başka türlü bakabilme imkânı sunuyor.
Rock’n roll’un da yaptığı şey biraz bu.
Son Söz
Söyleşinin son sorusu Yasin'den gelmişti. Bugün metni yeniden okurken en çok o soruda duruyorum. "Müziğin, sanatın ve özellikle rock'n roll'un dünyayı değiştirebileceğine inanıyor musun?"
Aslında bu soru Yasin'i de anlatıyor.
Onun için müzik hiçbir zaman vakit geçirmekten ibaret olmadı. Müziği düşünmenin, paylaşmanın, muhalefetin, başkaldırının ve dayanışmanın yollarından biri olarak gördü.
Wishbone Ash konserinde başlayan dostluğumuz boyunca bu heyecanına defalarca tanık oldum. Ankara'nın kültür ve sanat hayatına katkı sunan pek çok etkinlikte emeği vardı. İnsanları bir araya getirmeyi, yeni seslerin duyulmasına katkı vermeyi ve sanatın dönüştürücü gücünü önemserdi.
Kesmeşeker'i sevmesinin nedeni şarkılarını ezbere bilmesi değildi.
Şarkıların içindeki insanı görüyordu. Şehrin hikâyesini duyuyordu. Memleketin dertlerini ve umudunu duyuyordu.
Bu nedenle bu söyleşi onun için bir konser öncesi sohbetten ibaret değildi. Sevdiği bir grubun, kendisine yakın hissettiği bir dünyanın ve yıllardır inandığı değerlerin etrafında kurulan bir buluşmaydı.
Cenk Taner'e bu söyleşi için teşekkür ederken, bu yazıyı artık aramızda olmayan sevgili dostum Yasin Çalış'ın anısına saygıyla bırakıyorum.
Çünkü sonunda şarkılar kalıyor; ayrıca o şarkıların etrafında kurulmuş dostluklar ve mücadele gücü…
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.